Bugünlerde ailemden uzakta,tek başına yaÅŸamanın zorluklarından dem vuruyordum.Yalnızlığı seviyordum  ama olmuyordu iÅŸte.Bu yazıyı 14 Åžubat'ta yayınlamış olmamın hiçbir özelliÄŸi de yok.Zaten böyle bir saçmalık umrumda bile deÄŸil.Birkaç haber sitesinde dolaşıp da "Ünlüler bugün ne yapacak?" gibi absürt baÅŸlıklar görünce bir hayli asabi oldum.Okkalı bir söveyim dedim ama bana neydi ki?


 Yalnızlığmın yanına oturdum.Aslında seviyordum onu.Ebu Zerr Gıfari (r.a.)'ı tanıdıkça seviyordum.Herkesin kendisine yakın bulduÄŸu birisi vardır tarihte.İşte bu yüce sahabiyi de ben kendime yakın hissediyorum.Peygamberimiz'in "Allah Ebu Zerr'e rahmet etsin..." diye baÅŸlayıp, onun akıbeti ile ilgili haberler veriÅŸi ve zamanı gelince buyurduklarının aynen gerçekleÅŸmesi, gözyaÅŸlarımın akmasına vesile olmuÅŸtu bir keresinde.

 

 Ä°ÅŸte o müstesna sahabinin hayatından bazı kesitler:


 Ebu Zerr (r.a.) Mekke'nin ticaret yolu üzerinde Gıfar denilen bir kabileye mensuptur. Bunlar genellikle cahiliye devrinde yol kesmek, kervanları soymak ve eÅŸkıyalık yapmakla tanınırlardı. Ebu Zerr hazretleri o dönemde kavmi arasında atılganlığı ve cesareti ile ÅŸöhret bulmuÅŸ, gücü, kuvveti ve yiÄŸitliÄŸi ile o çevrede pek meÅŸhur olmuÅŸtu. Puta tapmayı reddeden, aklî ve ilmî davranan, ÅŸair ve edip bir Arap aydını olması nedeniyle, yapılan bu tür iÅŸlerden zevk almıyordu. Bir gün, birdenbire deÄŸiÅŸerek her ÅŸeyin tek bir yaratıcısı olduÄŸuna inanmaya baÅŸladı. İslâm'ın henüz zuhur etmediÄŸi bir zamanda Allah yolunu tuttu. Öyle ki, etrafındaki insanlara, "Allah'tan baÅŸkasına ibadet edilmez. Putlara tapmayınız, onlardan hiçbir ÅŸey istemeyiniz!" demeye baÅŸladı. İslam'ın zuhuruna kadar ki; yaklaşık üç yıl kendine mahsus bir ÅŸekilde Allah'a ibadet ettiÄŸi ifade edilmiÅŸtir. Ebû Zerr (r.a.), İslâm daha duyulmadan Hakkın davetine cevap veren ve ruhen iman eden büyük sahabelerden biridir.

 Bir gün Ebu Zerr'e, Mekke'de bir zatın zuhur edip kendisinin peygamber olduÄŸunu iddia ederek insanları yeni bir dine davet ettiÄŸi ve Allah'ın birliÄŸi hakkında halkı uyardığı haberi geldi. Ebu Zerr (r.a) bu haberi duyunca, iÅŸin mahiyetini öÄŸrenmek üzere kardeÅŸini Mekke'ye gönderdi. KardeÅŸi Mekke'ye gitti, orada öÄŸreneceklerini öÄŸrenip geri döndü ve abisine:

- Orada gördüm ki, Muhammed sadıktır, doÄŸru söylüyor; ona karşı gelenler de yalancıdır dedi. Ebû Zerr kardeÅŸinin anlattıklarından sonra Mekke'ye gitmeye ve Peygamberimizi görüp Müslüman olmaya karar verdi. Uzun bir yolculuktan sonra Mekke'ye vardı. Kimseyi tanımadığı için de zuhur eden peygamberi kimseye sormaya cesaret edemezdi. Bir iki gün Kâbe'nin yanında kadıktan sonra bir akÅŸam vakti, yine Kâbe'nin bir köÅŸesinde otururken, oradan geçen Hz. Ali, Ebû Zerr'i gördü. Garip olduÄŸunu anlayarak alıp evine götürdü. Hâlinden bir ÅŸey sormadığı gibi, Ebû Zer'de ona sırrını açmadı.

 Ertesi gün Hz. Ali aynı noktada yine Ebû Zerr ile karşılaÅŸdı. Hz. Ali'nin evine gittiler. Evde Hz. Ali buralara niçin geldiÄŸini sorunca Ebû Zerr'de kimseye söylemeyeceÄŸine dair söz aldıktan sonra geliÅŸ sebebini açıkladı. Hz. Ali onu aldı ve doÄŸruca Allah Rasulü'nün yanına götürdü. Ebû Zerr Rasulüllah'ı görünce:

 "Selam sana olsun Ey Allah'ın Rasûlü!" dedi. Kâinatın Efendisi selâmını alarak ona İslâm'ı anlattı. Ebû Zerr de Kelime-i ÅŸahadeti söyleyerek İslâm ile ÅŸereflendi. Ebû Zer Müslüman olmanın verdiÄŸi büyük bir iÅŸtiyakla:

- Yâ Rasûlallah! Ben bu ÅŸahadeti Kâbe'de müÅŸrikler arasında ilân etmedikçe gitmem! dedi. Sonra izin istedi ve kalkıp Kâbe'ye gitti. Orada toplanan müÅŸriklere: "Ey KureyÅŸ! EÅŸhedü en lâ ilâhe illallah ve eÅŸhedü enne Muhammeden abdühû ve rasülühû." diye bağırdı. Orada bulunan müÅŸrikler, Ebû Zerr'in üzerine saldırarak bayılıncaya kadar dövdüler. Onu müÅŸriklerin elinden Hz. Abbas kurtardı.

 Müslüman olmakla ÅŸereflenmenin verdiÄŸi ÅŸevkle, öylesine seviniyor ve coÅŸuyordu ki, ertesi gün yine Kâbe'nin yanında Kelime-i ÅŸahadeti yüksek sesle bağıra bağıra söyledi. Bu sefer de üzerine hücum eden müÅŸrikler, yere yıkılıncaya kadar dövdüler. Hz. Abbas yine yetiÅŸip, onu müÅŸriklerin elinden kurtardı.

 Bu heyecanlı insanın, o devrede Mekke'de bulunması, hem kendi hem de diÄŸerleri için zarar doÄŸuracağından Allah Rasûlü onu, kabilesine geri gönderdi ve orada irÅŸada memur etti. Ne zaman İslâm'ın açıkça ilan edildiÄŸini duyarsa, yanına gelmesi tembihinde bulunur. Bu emir üzerine Ebû Zerr (r.a.) kendi kabilesine dönüp, onlara İslâmiyet'i anlatmaya baÅŸladı. Artık bu günden itibaren O bütün kuvvet ve kudretiyle, bütün aÅŸk ve ÅŸevkiyle, bütün cesaret ve ÅŸecaatiyle İslâm'ı yaymaya ve öÄŸretmeye çalışıyordu. Bu gayretli çalışmaları sonucunda da baÅŸta kabile reisi Haffâf ve kendi kardeÅŸi Üneys olmak üzere kabilenin birçoÄŸu onun eliyle Müslüman oldu. DiÄŸerleri ise daha sonra Peygamberimizi görerek Müslümanlığı kabul ettiler.

 Ebû Zerr-i Gıfârî hazretleri Hendek savaşından sonra Medine'ye geldi ve yerleÅŸti. Bundan sonra Peygamber Efendimizin yanından hiç ayrılmadı. Bütün zamanını dini öÄŸrenmeye ayırdı. İlim öÄŸrenmek hususunda büyük gayret sahibi idi. Her ÅŸeyi Peygamberimize sorardı. İman, ihsan, emir ve yasaklar hususunda, kadir gecesi ve daha birçok hususların sırlarını, izahını, namaza dair ince hususları ve nice ÅŸeyleri Rasulüllah'a bizzat sorarak öÄŸrenmiÅŸtir.

 Rasûl-i Ekrem Efendimiz Ebû Zerr'i çok sever, ona, hususî iltifat buyururdu. Çok zaman gece geç vakte kadar Rasûlüllah'ın huzurunda kalırdı. Peygamberimizin mahremi, sır dostu idi. Onunla mahrem meseleleri konuÅŸurdu.

 Ayrıca Ebû Zerr hazretleri, Peygamberimizin mübarek elini öpmek saadetine kavuÅŸmuÅŸtur. Rasûlullah Efendimize biat ederken de, "Hak Teâlâ'nın yolunda hiçbir kötüleyicinin kötülemesine aldırmayacağına, ne kadar acı olursa olsun daima doÄŸru sözlü olacağına" söz vermiÅŸti. Ömrünün sonuna kadar hep böyle kaldı. Bu hususta Rasûlüllah efendimiz:

-Dünyaya Ebû Zerr'den daha sadık kimse gelmedi, buyurdular.

 Ebu Zerr ilimde, zühd ve takvada, doÄŸru ve düzgün söz söylemede, ihlâs ve samimiyette baÅŸlı başına bir ÅŸahsiyetti. Sahabe tarafından "ilim deryası" sıfatıyla vasıflandırılmıştı.

 Tebük seferinde Ebû Zerr (r.a.)'ın devesi pek zayıf ve dayanıksız olduÄŸu için geride kalmıştı. Daha sonra orduya yetiÅŸtiÄŸinde Rasulü Ekrem Efendimiz: "Allah Ebû Zerr'e rahmet etsin! O, yalnız gezer, yalnız ölür ve yalnız haÅŸr olunur" buyurdular.

 Ebû Zerr (r.a.) tabiaten fakir, zahit ve inzivayı seven bir sahabe idi. Dünyaya hiç deÄŸer vermezdi. Åžöyle buyurmuÅŸtur: "İnsanların sevmediÄŸi iki ÅŸey ne kadar güzeldir. Onlar ölüm ve fakirliktir." Nitekim Rasûlullah'ın irtihalinden sonra dünya ile alâkasını tamamen keserek inzivaya çekildi. Hz. Ebu Bekir'in vefatından sonra da Medine'den ayrılıp Åžam'a yerleÅŸti.

 Åžüphelilerden ve haramlardan son derece sakınırdı. Evinde bir günlük nafakasından fazlasını bulundurmaz, hep fakirlere dağıtırdı. Bir defasında Åžam valisi, tecrübe etmek için, hizmetçisi ile bir akÅŸam on bin dirhem altın göndermiÅŸti. O gecenin sabahında köle tekrar gelerek:

- Size akşam getirdiğim parayı yanlış yere getirmişim. Başkasına vermem gerekmiş, parayı geri istiyorum, dedi. Ebu Zerr'in buna cevabı:

- Ben komÅŸumun borç harç içinde kıvrandığı bir zamanda, evimde para biriktirip, zevk-u sefa içinde yaÅŸamamın doÄŸru olmayacağına inandığım için, sizin verdiÄŸiniz parayı daha akÅŸamdan fakir ve periÅŸan kimselere dağıttım. Åžu anda sana verecek hiç param yok! oldu.

 Hz. Osman zamanında davetle Medine'ye geldiÄŸinde evlerin Sel Dağına dayandığını ve refahın arttığını görünce; Rasûlullah bana "Binalar Sel dağına ulaÅŸtığı zaman, sen Medine'den ayrıl!" diye emretmiÅŸlerdi. İzin verirseniz, ben Medine'den gideyim diyerek ve Hz. Osman'ın izniyle Medine yakınlarındaki Rebeze köyüne yerleÅŸti.

 Ebû Zerr, Rebeze'de çok sıkıntılı günler geçirdi. Evi harab olmuÅŸ, sırtında elbise kalmamıştı. Ailesi elbiseden bahsettikçe, o "bana elbise deÄŸil, kefen lâzım" diyordu. Nihayet hastalandı. ÖleceÄŸini anlayan eÅŸi, kefeni dahi olmadığını söyleyerek ne yapacağını ve kendisini nasıl defnedeceÄŸini hem düÅŸünüyor ve hem de Ebû Zerr'e düÅŸüncesini açıklıyordu. O ise yattığı hasta yatağından biraz doÄŸrularak eÅŸine, üzülmemesini, Mekke tarafından bir kervan gelmedikçe ölmeyeceÄŸini, söylüyordu. Nihayet H. 31 yılında bir gün ufukta bir kervan göründü. Kervan konakladıktan kısa bir süre sonra Hz. Ebû Zerr dâr-ı beka'ya göçtü. Bu kervan içinde Abdullah ibni Mes'ud (r.a.)'da vardı. Peygamber dostu büyük sahabenin vefatını öÄŸrenince İbni Mes'ud hem hüngür hüngür aÄŸlıyor hem de Rasulullah'ın: "Ebu Zerr yalnız gezer, yalnız ölür, yalnız haÅŸr olunur" buyurduÄŸunu rivayet ediyordu