Tevazu ile yaÅŸayan belki adını dahi hatırlamadığımız nice büyüklerimizden biri Mahmut Sami RamazanoÄŸlu Hocamız.. 12 Åžubat 1984 günü Hakk'ın rahmetine kavuÅŸan bir derya.. (Allah rahmet eylesin) Devrin kutubları arasında ismi geçen,kıymetli insan..

Adana'nın soylu ailelerinden birinin evinin kapısı çalar.. Gelen yaÅŸlı,nur yüzlü bir ihtiyardır.. Evin hanımını sorar kapıyı açan hizmetçiye,Evin hanımı kapıya gelir gelen ihtiyara da yardımda bulunur,fakat evin Hanımı kapının arkasından sesizce konuÅŸur ihtiyarla, edebinden..

İhtiyar hanıma ÅŸöyle der:" - Kızım hamile olduÄŸunu biliyor musun? Senin vasıtanla büyük bir insan dünyaya gelecek, sol eÄŸe kemiÄŸi üzerinde büyük bir ben bulunacak ve uzun müddet İslamiyet’e hizmet edecek. Bu müddet zarfında haram ve ÅŸüpheli ÅŸeylerden sakın. İsmini de Mahmut Sami koy  ve bir gömlek ister gider..1892 yılında da kendisi doÄŸar..

Edeple büyüyen Mahmut Sami hazretleri,gençlik çağına geldiÄŸinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanır ve birincilikle mezun olur...

zahiri ilimleri devrin ulema ve müderrislerinden okur. Bundan sonra sıra manevi ilimlere gelmiÅŸtir; tasavvuf yoluna süluf eder. Devrin meÅŸhur NakÅŸi Tekkesi GümüÅŸhaneli Dergâhı’nda bir müddet erbain ve riyazâtla meÅŸgul olduktan sonra Kelamî Dergahı Åžeyhi Erbilli Es’ad Efendi’ye intisâb eder. Kısa zamanda kemâlât kazanıp seyr sülukunu tamamladıktan sonra hilafetle irÅŸada mezun kılınır. Bilâhare memleketi Adana’ya irÅŸada vazifeli olarak gönderilir.

Mahmut Sami Efendi, tekkelerin kapatılmasından sonra memleketi Adana'da bir yandan Cami-i Kebir’de vaaz ve hususi sohbetleriyle irÅŸad hizmetini yürütürken, bir yandan da maiÅŸetini temin için bir kereste ticarethanesinin muhasebesini tutar. O, babasından ve ailesinden kendisine intikal eden büyük serveti almamış ve “Hiçbir kimse kendi kazancından daha hayırlı bir yiyecek asla yememiÅŸtir.” Hadis-i Åžerifi gereÄŸince kendi el emeÄŸiyle geçinmeyi tercih etmiÅŸtir. Hac yolunun açıldığı 1946 yılında ilk defa hacca gider.

Tekrar İstanbul’a dönüÅŸlerinde Erenköy’e yerleÅŸir. Adana’daki gibi bir yandan vaaz ve sohbetlerle irÅŸad hizmetini yürütürken, diÄŸer yandan da Tahtakale'de bir ticarethanenin muhasebesiyle ilgilenmekteydi.

Onun vaaz ve sohbetlerinden cemiyetin her sınıfından insan istifade ederek feyz almaktaydı. Sâdık Dânâ hazretleri, onun için ÅŸunları zikretmiÅŸtir: “Muhterem üstaz hazretlerinin hiçbir fert ile çekiÅŸtiklerini; münakaÅŸa ettiklerini, gıybetini yaptıklarını gören, iÅŸiten yoktu. O büyük Allah vesilesinin her an kader bahsine hakkıyla vukufları olduÄŸu için hiçbir kimse hakkında su-i zanda bulunmazlardı. Sevenlerini katiyyen ümitsizliÄŸe düÅŸürmezdi. Huzur-ı âlîlerine gelenler (her ne kadar ihmalci ve hatalı halleri var ise de) büyük bir huzur ve ümit içinde yanlarından ayrılırlardı. Sükût ve edeb ehlini çok severler, yanlarından yer ayırır, iltifatta bulunurlardı. Hülasa o, asırların yetiÅŸtirdiÄŸi ististani bir ÅŸahsiyetti.”

Sami Efendi, 1975 yılında Medine’ye hicret etmiÅŸtir. 12 Åžubat 1984 pazar günü vefat etmiÅŸ ve arzusu üzerine Cennet’ül-Baki'ye defnedilmiÅŸtir.Sevdiklerine kavuÅŸmuÅŸtur artık... 

Hayatında edebi düstur kabul etmiÅŸ bir ÅŸahsiyet ki,ayaklarını uzatmamış her zaman diz üstünde oturmayı tercih etmiÅŸtir.. Bizlere de iki mısra bırakmıştır yaÅŸayışıyla...

Edep bir tac imiÅŸ nur-u hüdadan 

Giy o tacı emin ol her beladan..

Allah ondan Razı olsun...