1941 yılında Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet bir kitap yayınlarlar: Garip... Daha sonra bu isim, üçlünün temsil ettiÄŸi bir akıma dönüÅŸür... Aralarında en bilineni, gençlik yıllarımızda en az bir ÅŸiirini ezbere bildiÄŸimiz Orhan Veli'dir...

Bugünkü sınavda çıktı, ne güzel de hatırlattı kendini... 'Kitabe-i Seng-i Mezar'dan bahsediyorum...

Önce bir hatırlayalım:

I

Hiçbir ÅŸeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiÄŸi kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir deÄŸildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allahın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi'ye


II

Mesele falan deÄŸildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akÅŸam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüÄŸünü alacaklılar
Haklarını helâl ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.


III

TüfeÄŸini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzigar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısiyle:
"Ölüm Allahın emri,
Ayrılık olmasaydı."
---

Bahar havası yaÅŸadığımız ÅŸu günlerde, eski güzel günler hatırına Süleyman Efendi'nin solgun mezar taşına ÅŸöyle hafif bir iç çekiÅŸle bakmak istedim...

Bütünlemeden de kalmam inÅŸallah!!