Kumun tene yapıştığı yerde, suyun kuma kavuÅŸmasını dinlemek. Cümledeki hengamenin aceleciliÄŸi denize duyulan özlemin noktaya kadar sabredemediÄŸindendir. Maviye aldanmak mı ya da dalıp gittiÄŸin hayalleri suya yazmak mı; denize olan ilginin sebebi? AÅŸkın vazgeçilmez durağı sahil ve vazgeçilmez ÅŸahidi kum. Esen yele asılı kalmış Akdeniz kokusunun; bir kadın kokusuna ne kadar benzediÄŸinin cümleye dökülmesinde utanılası bir mesnet bulunmaması.

 

                   Deniz ve akdenizin kokusu; yaseminin suya ne zaman eriÅŸtiÄŸini sorgulayan zihne köpükteki asaletin bir dur demesiyle, maviye dalan gözlerin olası buÄŸulu gözlerle buluÅŸma arzusu. Köpük; asaleti sorgulansa mahçup olunur ki; romada Venüs adıyla bilinen Afroditin deniz köpüÄŸünden doÄŸduÄŸuna inanıldığı toprakların yeni sahiplerine bu mahçubiyeti yakıştırmanın yazık olacağını vurgulamak gerekir. Kumu altına benzeten üslup sahiplerinin venüsün altınla baÄŸdaÅŸtırıldığından bihaber olduÄŸuna inanmak; mitleri bir kenara atmakla eÅŸdeÄŸerdir. Mitolojinin gölgesine sığınmak deÄŸildir yazının amacı ; tasvir endiÅŸesi taşır aÅŸkı. Yaseminin kadına ne kadar yakıştığını haykırmanın yeridir ve miskin amberle birlikteliÄŸi ancak onun kokusuyla yarışır. Akdenizi baÅŸka kılan yasemin mi, köpük mü, Venüs mü ya da yazarın içinde bulunduÄŸu ruh mu?

 

                    AÅŸk; fulyanın güle sindiÄŸi ve gülün ısrarla yalnızlıktan yana olduÄŸu bir bahçenin efendisi. EfendiliÄŸini varlığına borçlu olduÄŸu duygu; tutku. Ve ÅŸehvetin esaretinden kurtulmuÅŸ bedenin tattığı haz; aÅŸk. Åžiirin farkında olmadan keÅŸfi. AÅŸk; nezaket, letafet ve zerafetin bir araya geldiÄŸi cümleler topluluÄŸu. Mahabaratanın mısralarına dokunan üslup ve tac mahala konan kuÅŸların kanatlarındaki dua. Nesire kafiye koyan kelimelerin sahibi; aÅŸk.

 

                    İsfahan’dan semerkant’a ,  istanbul’dan roma’ya ve venedik’ten amsterdam’a. AÅŸkı; kıtalar arasında gezdirmek dahi mümkünken bir ÅŸehirde dolaÅŸtırmanın mümkün olmadığına inanabilecek zihne bir tebessüm. Ama Akdeniz baÅŸka. Öznel yaklaşımımın verdiÄŸi ükelalığı mazur görmeniz beklentisiyle bir nida daha; Akdeniz baÅŸka.

 

                    Yarılmış narın kenarından damlayan ÅŸerbete uzanan bir çocuÄŸun dili misali sarıldım harflere ve haykırmanın tadında yaramaz çocuÄŸun elleri. Kelimelere can veren harflerin sesiyle tasvir edeceÄŸim aÅŸk denilen yürekten zerreyi.

 

                     En az  Hayyam’ın ÅŸarabı kadar haram kabul ettiÄŸin duygunun  tercümanı olmak zor. Üstelik bu cümlelere akdenizi ÅŸahit kılmak. KuÅŸatılmış aklın görgüsüzce yapıştığı dikenin sahibi gül canını yakar, maÅŸuÄŸun senden esirgediÄŸi bakışlarla içini yaktığı gibi. Yangına körüktür yasemin. Ve maÅŸasıdır ÅŸiir; közün. Harlamasını bilirsen maÅŸuÄŸun gönlünü; tadılası zevklerin anlamı yoktur hissettiÄŸinin yanında. Nekahat dönemindeki hasta gibidir vuslata yakın aşık. Ve deniz; maÅŸukla aşığın hayallerini bıraktığı ebruya ev sahipliÄŸi yapan venüsün doÄŸduÄŸu köpüklü mekandır. At kılından fırçanın yeri yoktur hayaller dururken ve gül dalının  kılı olmayan fırçaya desteÄŸi boÅŸunadır. Ebrunun vazgeçilmezidir at kılı ve gül dalı. Ama denize iÅŸlenen ebruda; fırça darbeleri zihinde saklı, resimse hayallerle bütündür.  Kamıştan çıkan ney sesi misali inler denizden esen yel. Dedim ya yasemin sinmiÅŸtir üstüne ve maÅŸuÄŸun kokusuna ne kadar benzer deniz kokusu. Kadına ne çok yakışır çiçek. Çilli bir güzele yakışan kazablankayı, sahibi olunan esmerle bütünleÅŸen gül nasıl kıskandırmasın.  

 

                      Kamış, nar, ney, yasemin, fulya ve gül. Akdenizden esen yele iliÅŸtirilmiÅŸ kelimelerle tasvir cesaretinde bulunulan ÅŸey; aÅŸk.. Saygıyla…