Yedinci yüzyılda insanlığın büyük karanlıklar içersinde önünü göremediÄŸi, edebiyatın doruÄŸa ulaÅŸtığı fakat ahlakın dibe vurduÄŸu bir zaman diliminde, kadına deÄŸer verilmeyip kız çocuklarının diri diri toÄŸraÄŸa gömüldüÄŸü, insanlar arasında zengin fakir, güçlü güçsüz ÅŸeklinde ayrımcılık yapıldığı, taÅŸtan helvadan yapılan  putlardan medet umulduÄŸu talihsiz bir asırda yeryüzünü islam dini ÅŸereflendirmiÅŸti.

 Temsilcisi ve  tebliÄŸcisi,etrafına sevgi ve muhabbet saçan, ahlak donanımı ile donatılmış, insanlara eminiyet telkin etmiÅŸ, alemlere rahmet olarak gönderilen Habib-i Kibriya, Rasul-ü Esfıya, iki cihan serveri  Efendimiz Hz. Muhammed (Sallallahu eleyhi ve sellem)  olan İslam dininin en önemli özelliklerinden biri hoÅŸgörü ve sevgi dini olmasıdır.

 Ä°slam dininin insanlığa sunmuÅŸ olduÄŸu sevgi, saygı ve hoÅŸgörü hasletleri o dönem insanlarının gönüllerinde adeta taht kurmuÅŸtu.Yapılan çirkinliklere güzellikle, atılan taÅŸlara reva görülen iÅŸgencelere ve zulümlere sabırla karşılık veren sevigili Peygamberimiz (SAV) dinimizin kendisine kazandırmış olduÄŸu bu güzel ahlak ile imandan yoksun zulümat denizinde gemisini yüzdüren insanların gönüllerine girmeyi ve onları İslam dinine kazandırmayı baÅŸarmıştı Allahın izni ve inayeti ile.

  Yüce dinimiz İslam'ın hoÅŸgörüsü ve sevgisi öyle benimseniyordu ki yedinci yüzyıldaki cahilane bir hayat süren insanlar için, dünyalara deÄŸiÅŸilmeyen bir hayat tarzına dönüÅŸüyor ve cahiliyet devri İslam'ın nuruyla, ÅŸefkatiyle, sevgisiyle asr-ı saadet dönemi oluyor ve kıyamete kadar gıpta edilecek ve bizlere rehber olacak bir dönem oluyordu.

  Mukaddes dinimzin hoÅŸgörü kanatları altında nice cahil, katı kalpli zalim insanlar birer nur olup etrafına ışık saçıyorlardı.İnsanlığın İftihar tablosunu (SAV) öldürmeye niyetlenen, kızını diri diri topraÄŸa gömen Ömer,İslamın halifesi ve adaletin temsilcisi oluyor;  savaÅŸ meydanlarında Rasulullah'a (SAV) zor anlar yaÅŸatan Halid Bin Velid, İslam ile ÅŸerefleniyor ve İslamın kılıcı oluyor, Taif'ta O'nu (SAV) taÅŸlayanlar, çok sevdiÄŸi amcasını ÅŸehid eden VahÅŸiler, Hİntler, Ebu Sufyanlar,İslamın dırahÅŸan çehresi karşısında adeta eriyor, katı kalpleri yumuÅŸuyor ve birer hidayet yıldızları olarak tüm dünyayı aydınlatıyorlardı.İslamın bitmek tükenmek bilmeyen sevgisi karşısında onlarda nasiplerini alıyorardı.

 Dinimizin bilzere kazandırdığı hoÅŸgörü hasletini, sevgili peygamberimizin hayat tabosundan, sizlerinde bildiÄŸi bir iki  bölümü paylaÅŸmak istiyorum.

  Rabbe vuslatın habercisi olan ve  mü'minleri kurtuluÅŸa çağıran Ezan-ı Muhammedi yükesliyordu semalara  Bilal'in sesiyle.Mescid-i Nebevi de bir çocuk vardı ve okunan ezanla alay edercesine tekrar ediyor ve farklı sesler çıkartıyordu.Belli ki günahsız çocuk birileri tarafından kışkırtılmış ve kandırılmıştı.Hidayetten mahrum insanlar, bir çirkinlik daha sergileyeceklerdi.Çocuk ezanla alay etmeye devam ederken yanına yaklaÅŸan hoÅŸgörü abidesi  Efendimiz (SAV) çocuÄŸun başını okÅŸayarak:  "Ne güzel ezan okuyorsun, gel seni bu mescidin müezzini yapalım"  diyordu ve olan o anda oluveriyordu.Sonsuz sevgi ve muhabbet ırmağından süzülen ÅŸefkat damlacıkları çocuÄŸun temiz yüreÄŸini çaÄŸlayanlara çeviriyordu ve o günden sonra saçlarını hiç kestirmemiÅŸti.Sebebini soranlara ise "o saçlara Resulullahın eli deÄŸdi nasıl dokunabilirim ki " diyordu."  DiÄŸer taraftan Medine'ye gönderilen Mus'ab Bin Umeyr'in  (ra) birinci akabe biatına 14 kiÅŸi ardından ikincisine 70 kiÅŸi getirmsi hiç ÅŸüphesiz ki Mus'ab Bin Umeyr'in İslamı en güzel ÅŸekilde temsil etmesinden kaynaklanıyordu.Bu ve bunun gibi onlarca örnek tabloyu asr-ı  saadette görmemiz mümkündür.

  Rehberimiz efendimiz (SAV) kendisine yapılanlara sabretmeseydi onlara her defasında hoÅŸgörü ile yaklaÅŸmasaydı, onlara tatlı dille karşılık vermeseydi ÅŸüphesiz İslam dini kalplerde Makes bulmayacaktı.Nitekim Yüce Rabbimiz bir ayet-i Kerimsinde Efendimize ÅŸöyle buyurmaktadır."Sen, Allahtan gelen bir merhametle onlara yumuÅŸak davrandın.EÄŸer kaba, katı yürekli olsaydın elbette onlar etrafından dağılıp giderlerdi....(Ali İmran159) Bu ayeti kerimenin bizlere vermiÅŸ olduÄŸu mesajı  günümüzde müslümanlarının  çok iyi analiz etmesi  anlaması  ve hayata geçirmesi  kaçınılmazdır.

  Sevgili Peygamberimiz Nahl süresi 125. ayetindeki " Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel nasihatle davet et" emr-i ilahisini kendisine ÅŸiar edinmiÅŸ ve islamın,cehaletle  kavrulan Arap yarımadasında kalplerde inÅŸirah bulmasına vesile olmuÅŸtur.

  Efendimizin  irtihal-i  dar-ı bekasından sonra da mü'minler islam dininin hoÅŸgörü çizgisini takip ve tatbik ederek birçok insanı kazanmış, islamın nurlu güneÅŸi kısa zamanda dünyanın birçok beldesinde inkiÅŸaf etmiÅŸtir.Yüce dinimizin muhabbet ve hoÅŸgörü halkası Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde elden ele dolaÅŸtırılarak, Sasani ve Bizans gibi dünyanın, ruhu bunalmış karanlık beldeleri İslamın Nuruyla bir daha sönememek üzere aydınlanmıştır.

  DüÅŸmanları tarafından dahi saygı ile söz edilen, insana olan saygısı,sevgisi,adaleti ve hoÅŸgörüsü ile, ilel ebed dilden dile, gönülden gönüle aktarılacak olan ecdadımız da bu özelliÄŸini dinimiz olan İslamın özünden almış ve uygulamıştır.Osmanlı İmparatorluÄŸu, yönetim  sisteminde insanlığa uyguladığı adalet, sevgi ve saygıyla o devri asr-ı saadet devrine dönüÅŸtürmüÅŸtür adeta.Öyleki kendi ülkelerinde huzursuz olan gayr-ı müslimler,  hoÅŸgörüyle ekilmiÅŸ,sevgiyle sulanmış Osmanlı topraklarında yaÅŸamayı tercih ediyor ve "İstanbul'da Katolik serpuÅŸu görmektense Osmanlı kavuÄŸu görmeyi tercih ederim." diyorlardı.Çünkü o topraklarda islam yaÅŸanıyordu.İnsana saygı vardı, adalet vardı.HoÅŸgörü vardı.Tüm canlılara hürmet vardı.Öyleki göçmen leylekler için dahi vakıflar kuruluyor, kuÅŸlar için özel yuvalar yapılyordu.Elbetteki bu ince ruh islamın yansımasıydı.İncelik osmanlı yapılarına dahi yansımıştı.Sultan Ahmet ve Selimiye örneÄŸini vermek yeterli olur sanırım.

 Dün olduÄŸu gibi bugün de dinimizin bizlere kazandırmış olduÄŸu bu güzel ahlakı yaÅŸamak ve insanlara örnek olmak bakımından gayret sarfetmek her inanmış gönüle bir görevdir.Özellikle son günlerde islamın dırahÅŸan çehresini kirletenlere, deÄŸerlerimizle alay edenlere mukaddes dinimizin yegane temsilcisi iki cihan güneÅŸi Efendimiz (SAV)'e karşı hakaret edenlere karşı bizler, çok dikkatli olmalı tepkimizi belli çerçeveler içersinde dik durarak göstermeli ve en önemlisi  dinimizi yaÅŸayarak ve en iyi  ÅŸekilde temsil ederek, bıkmadan usanmadan sabırla anlatarak,cevabımızı vermeliyiz.Dünyada olup bitenlerin ve bazı çevreler tarafından yanlış anlaşıldığı gibi dinimizin teröre hiçbir ÅŸekilde musamaha göstermediÄŸini, kalp kırmanın dahi dinimizce yasaklandığını bir ÅŸekilde insanlığa duyurmamız hepimizin görevidir.İletiÅŸim çağında olduÄŸumuz ve kitle iletiÅŸim araçlarını kullanmayı bilen insanlar olarak bizlere daha çok görev düÅŸmektedir bu konuda.Bu görev adeta Mü'min olan insanın hayat gayesi olmalı ve bir haikati duyurmak için adeta çaba sarfetmelidir.Fırsat  kollamalıdır.Hayatın her anını bu hizmet  için deÄŸerlendirmelidir.

  Bu zor görevi ifa ederken önümüze çıkacak engellere sabırla göÄŸüs gererek mutlu sona eriÅŸmeyi hedeflemeli,İslamdan bihaber yaÅŸayan dimaÄŸlara ulaÅŸmalıyız.MeÅŸakkatli ama rıza-i ilahi adına hoÅŸ olan bu hizmeti  yaÅŸam sebebi olarak mulahaza etmeli ona göre hal ve tavırlarımıza dikkat etmeliyiz.HoÅŸgörü, tevazu kanatlarımızı Mevlana misali sonuna kadar açmalıyız.Rabbimiz bu yolda yar ve yardımcımız olsun.Saygı ve hürmetlerimle.