(Erdal'ın teklifi üzerine...)

---

YaÄŸmurlu bir gündü. BoÅŸ defter yapraklarının üzerine gölgeler düÅŸüyordu. Burada deÄŸildim. Kayıptım.

Aklımdan yollar, yollar geçiyordu. Acınası bir ÅŸekilde küçüktü dünyam, gelgitlerim seninle iki dudağın arasındaydı. Benden bahsetmediÄŸin zamanlar, orada deÄŸildim.

O gün eski bir arkadaÅŸa gittim. İstanbul'un boza tadındaki sarı lambalarının altında, taÅŸ döÅŸeli caddelerin üzerinden denizi seçmeye çalışıyor, vapurları görüyordum. Arkadaşım gerçek bir senaryo yazabilmek için yapılması yıllar süren ön ÅŸartlardan bahsediyordu. Ben düÅŸünüyordum: Yıllarım vardı, peki neden senaryo yazmamıştım?

Fasılasız bir mevzuydu bu, ucundan girdiÄŸiniz zaman her edebiyat öÄŸrencisinin yaptığı gibi, yazarların delilikleri, zayıflıkları, mucizeleri ya da sefaletleri ile ilgili tepeden bakan laflar edilirdi. Bu lafları edenler, çoÄŸu zaman evdeki boÅŸ defterlerin, çöp kutusundaki yırtılmış kağıtların hesabını vermek konumunda olduklarını unutarak konuÅŸurlardı. Ama ben unutmazdım.

'Ben valla yapacağım abi...' dedi arkadaşım... ' Nereye gider, neler olur bilmiyorum ama en azından, deneyeceğim...'

Az evvel kantinden poÅŸet çay alan adama pek de benzemiyordu. Ah ÅŸu okul yok mu.... Her sene zihnimizdeki eleÄŸin deliklerini biraz daha büyütüyorlar, sonunda hayallerimizden kurtulmuÅŸ olarak mezun oluyoruz! Daha kaç yüz tane kitap okumam gerektiÄŸi geldi aklıma, Sirkeci'den iskelelere yürürken evde yarım bıraktığım sayfalara dönesim geldi birden...

Arkadaşımdan ayrıldım. O, baÅŸka bir arkadaÅŸla, baÅŸka bir konu üzerinde konuÅŸmaya gitmiÅŸ, beni yalnız bırakmıştı.

Planlarım ve ben, vapura bindik. SoÄŸuÄŸa aldırmadan en üst kata çıktım, dört bir yanım ışıl ışıl İstanbul'du ÅŸimdi, dört bir yanım mutluluk... Yahya Kemal'i andım birden, rahmetlinin hayattayken kitabı basılmamıştı (al sana hiçbir iÅŸine yaramayacak bir bilgi daha)... Ama bu manzaraya bakarken, insanın alnına Yahya Kemal'in adı çakılıyordu... Demli bir çay eÅŸliÄŸinde bu kudretin kaynağını düÅŸünmek üzere salona geçtim.

Eve geldiÄŸimde odam dağınık ve boÅŸtu. Babam az evvel bir cigara tellendirmiÅŸ olmalıydı, dumanı havaya asılı kalmıştı. Sabahtan kalma aylaklıklarımı topladım koltukların üzerinden. Hergün olduÄŸu gibi defterlerime baktım. Zihnimde diÄŸer cümleleri yanına çekecek cazibede tek bir kelime bile yoktu. En sonunda, bir saat önce arkadaşımdan iÅŸittiÄŸim büyük lafların rehberliÄŸinde yıllar önce baÅŸladığım romanı gördüm. Sayfalar sararmış gibiydi. Bilinmeyen bir mahkemenin önünde boynu bükük duruyordum sanki. Hatırlamaya çalıştım: ruhumu kime, nerede, nasıl ve ne sebeple vermiÅŸtim? Her akÅŸamki gibi odanın kapısını ve defteri aynı anda kapattım, eski bir caz parçasını açıp dinlemeye baÅŸladım.

Az sonra aç olup olmadığımı öÄŸrenmek için odama giren annem beni orada bulamadı.

Çünkü ben yıllar evvel o sarı, boÅŸ sayfaya kendimi asmıştım....