Bir haberle birlikte acilen kaleme alınan bu yazının tarihi mart ayının ortalarına dayanmaktadır. Ancak bugün bu yazının tekrar paylaşılmaya muhtaç olduÄŸu kanısındayım. Darbe ve muhtıra sözcüklerinin altında yatan dağın eteklerinde dolaÅŸtım. DİKKAT; kelime düÅŸebilir.

            Ä°zmirde; aristokrasinin baÅŸkentinde sicim sicim yağıyor. Ahmak ıslatanla baÅŸladı ama saÄŸnaÄŸa dönmek üzere. Toprak kokusu hala hissedilebilir durumda beton yığınları arasında. Aklıma bir yazısı geldi Yavuz Donat’ın; gezilerinden birinde ve aydın valisi de eÅŸlik etmekte. Vali ve Donat Egede, bir köy giriÅŸinde yaÅŸlı bir amcaya rastlar ve kenara çekerler arabayı. Valinin eline eÄŸilen dudakların sahibi amcada bir mahçubiyet ve devlet denen muhteremi karşısında görmenin sevinci arasında selamlar Donat’ı. Vali para vermeye yeltenir. YaÅŸlı amcanın tarihe geçecek cevabı; ‘sakın efendim, o milletin parasıdır, yetimin hakkıdır, ben güçlü kuvvetli adamım, daldan incir toplar gene aç kalmam. Allah devletimize zeval vermesin’ der ve bir selam eÅŸliÄŸinde gider.

              Egede yaÄŸmaya devam ediyor. Aristokrat da ıslanıyor, egeli yaÅŸlı amcam da. Zihnim yine rahat durmakta direniyor. Çanakkale zaferini kutladık. Tesadüfe bak ki zafere gölgesi düÅŸen bir parti kapatma davası.

              Resmi ikiyüzellibin ÅŸehidin toprak ile buluÅŸtuÄŸu anları hatırlamak. TopraÄŸa düÅŸen sıradan insanlar deÄŸil. TaÅŸra topraÄŸa kapanıyor. Anadolu topraÄŸa kapanıyor. Aklı başında, eli kalem tutan ve milletini, geleceÄŸini düÅŸünen gençler toprak oluyor.

SavaÅŸ bitiyor. Yükselen kan kokusuna karışan bir korku var; ÅŸimdi ne olacak. Cevabı yetiÅŸtirmekte gecikmiyor savaÅŸmaktan aciz derebeyi ve aristokrasi evlatları;’taÅŸra  cahil, yönetilmeye muhtaç, biz Frenkçe bilir, iyi hesap yaparız’.

              TaÅŸra yoksul ve Anadolu gerçekten cahil. Ülke; ‘konu iktidarsa gerisi teferruattır’ diyenlere emanet. Çarıklı diyerek caddelere sokulmayanların sayısını tarih dahi utancından iÅŸleyememekte. Anadolu hasret mürekkep kokulu delikanlılara. Ve her mürekkep kokan delikanlı hezimete uÄŸratılmakta birkaç adım sonra iktidar yolunda. Temsil hakkı elinden alınan ve kendisinin yerine düÅŸünülüp, oynayacağı rol belirlenen milyonlar, ‘kafasına vur ekmeÄŸini al’ atasözüne sükunetle sadık.

              Dipçik ve açlığa mahkumiyet korkusuna kurban her yeni bir hamlesi; toprak kokan bu memleketin. Yanlış yada doÄŸru her aykırı cümleye muhalefet ve bir o kadar sert bir üslupla cevap vermeyi kendine hak bilmiÅŸ güçlere emanet istikbali milletin.

Ve  sarılır Anadolu; kalem tutan ve gırtlağından esmer buÄŸday unu geçmiÅŸ her harekete. İnadına kendi seçmek ister yönetenini ve inadına kendi tercih etmek ister evlat denen kutsalın geleceÄŸini. DoÄŸru veya yanlış ama taÅŸrayı yada bu memleketin ÅŸüphesiz çoÄŸunluÄŸunu temsil ettiÄŸi düÅŸünülen bir partiyi kapatmaya karar vermek.

              Çanakkale zaferini kutladık. Tesadüfe bak ki ülkeyi ve halkını haddini aÅŸarak sahiplenenlerin son hamlesini oyanadığı oyunun gölgesinde. Yalnız bir fark var havada hissedilen. Mürekkep kokuyor toprak. Anadoludan doktor çıkmış, mühendis yeÅŸermiÅŸ, ve eÄŸitmen fışkırmış.

              YaÄŸmur durmaya yüz tuttu. GüneÅŸ bulutların arasından gözümü almaya baÅŸladı. Toprak kokusu hala burnumda. Egeli amcam geldi aklıma yine. Yetimin hakkını gözeten gönlübol üsluba hayasızca saldıran Anadolu deyimiyle karnıdar adımları kıyaslamak mı? Toprak mürekkep kokuyor, yeÅŸerenleri görmemekten aciz gözlere tavsiye; hem tarhana çorbası içen, hem de yönetmesini ve hesap yapmasını bilen sayısında bir artış var. Acaba duyduklarım yaÄŸmura hasret kalabalık mı yoksa diktanın son çığlıkları mı?