- Abi bak bunu siliyorum buradan?

-İyi, n'aparsan yap...

Eski zamanlar... Hani hayallerin boyumuzu geçtiği o zamanlar... Okullar kapanmış, sıcağa isim bulmakta zorlanıyoruz... Tozdan ve kutu kola asidinden bunalmış bir salon. Sağda solda sayfaları açık kitaplar,yarım bırakılmış hikayeler...Kimin saati daha ağır işliyor belli değil...

Arabayı yıkarken teybini açıp bangır bangır bağırtan megaloman taşıt sahipleri bile fiesta yaparken kötü bir yerde 'save' edilmiş bir oyun gibidir hayat...

- Sen orda yanlış yaptın abi, gidip en azından bir konuşacaktın...

-??!!

Gidip en azından bir konuşmak... Bu son derece sinir bozucu bir cümledir, o yüzden insan gidip en azından bir kez konuşmadığı şeyleri düşünmekten kurtulabilmek için kafasını meşgul edecek başka bir uğraşa yönelmelidir... Bu konuşulmayan şey bir kız da olabilir, öğrenci işleri de, anlayışsız bir dükkan sahibi de; hayatta en azından bir kere konuşulması gereken çok şey vardır...

Yaz mayıs ayında cepten yer, haziranda mesaiye başlar ve doğrusu çok sıkı çalışır. Yazın aylaklık eden boş vakit sahipleri ise tam tersi bir tutum sergilerler, şimdi gündemde sadece, yüzlerce şey deneyip hiçbir şey almayan müşkülpesent müşteriler gibi, kelimelerini bir türlü hallerine yakıştıramadıkları şiirler kalmıştır...

Kimse ortada yokken, suçluluk duygusunun daha az, kişisel gururunun daha yüksek olduğu zamanlarda, kahramanımız kitap, defter ve albüm karıştırmakta iken, kazara bir plaj şarkısı duyarak bütün iklimi değişir. Yaşanmamış bir hatıradır bu belki, Ege'nin tuzuna, Akdeniz'in meltemine hiç bulaşmamış bir resimdir. Birlikte oturulmuş bir ağaç gölgesidir belki, ya da sadece nefsimizin bize oynadığı, efsunlu hayallerin içimizdeki gerçekle kesiştiği ufak bir pişmanlık anıdır, oraya hiç gidilmeyecek, o şarkı hiç söylenmeyecek, o ağaç bulunmayacak ve o hiç özlenmeyecektir...

- Ama, bunu ben yaşamış olsaydım, bana çok yakışırdı... der kahramanımız ve harareti kesmek için bilenen en geleneksel yöntem olan çaya başvurmak için mutfağa gider.

Başından kalktığı defterde, zeytin kokulu muhteşem bir hikaye buğulanırken uzaklardan birisi seslenir:

- Sileyim mi abi bunu da?

- Sil...

(Nisan 2008)