Bu aralar derslere bir hayli asılıyorum.Günde en az üç saatimi kitap yapraklarının arasında geçiriyorum.En sevdiÄŸim derslerden biri olan İslam Tarihi sözkonusu olunca bu rakam daha da artıyor.Asr-ı saadet yıllarında gezinilir de Peygamberimizin "Ashabım gökteki yıldızlar gibidir..." buyurarak atıfta bulunduÄŸu sahabilerin örnek hayatı es geçilir mi? Geçenki yazıda Hz.Ebu Zerr Gıfari'nin hayatından kesitler sunmuÅŸtuk.Bugün de istek üzerine ashabın önde gelen isimlerinden,Uhud ÅŸehitlerinden Hz. Mus'ab b. Umeyr'in hayatından kesitler sunuyoruz:

PEYGAMBERİMİZE SON HİZMETİ O'NUN YERİNE ŞEHİD OLMAKTI


Hz. Mus'ab, Mekke'nin en soylu, en yakışıklı ve en güzel giyinen delikanlılarından biriydi. Efendimizin de amcazadelerindendi. Annesi Hamne'nin durumu müsait olduÄŸu için oÄŸlunu güzelce giydirir ve ona en iç bayıltıcı kokular sürerdi. DolaÅŸtığı yerler burcu burcu kokar, geçtiÄŸi yerlerdeki tüm kızların gözleri onun üzerinde olurdu. Hayatı, tabir caizse, eller üstünde geçiyordu. Bu hayat, İslâm'ı kabulüne kadar sürmüÅŸtü. Hz. Mus'ab zengin bir ailenin çocuÄŸu idi ama şımarık deÄŸildi, akıllıydı. Böyle akıllı bir gencin İslâm'a bigane kalması düÅŸünülemezdi. Nihayet bu genç, Resûl-i Ekrem İbn Erkam'ın evinde iken Müslüman oldu. İslâm'ı kabul ettiÄŸi andan itibaren tüm hayatı birden deÄŸiÅŸivermiÅŸti. Çünkü annesi henüz İslâm'ı kabul etmemiÅŸ ve oÄŸlunun da İslâm'ı kabulüne razı olmamıştı.

İslam'da İlk Yılları:

Hz. Mus'ab'ın Müslüman olmasına kızan annesi tüm servetini geri çekmiÅŸti. Genç adam, birden en fakir insanlardan biri oluvermiÅŸti. Mekkelilerin en güzel giyinen delikanlılarından biri, bir bez parçasına veya koyun pöstekisine sarınır hâle gelmiÅŸti. MüÅŸriklerin yaptığı eza ve cefa da katlanılır gibi deÄŸildi. Annesi onu evde hapsetmiÅŸti.

Hz. Mus'ab, bu çile yıllarında HabeÅŸistan'a hicret edileceÄŸini duyunca, artık Mekke'de daha fazla duramamış, her ÅŸeyini geride bırakarak, Allah Resûlü'nün emri doÄŸrultusunda HabeÅŸistan hicretine katılmıştı. Bu ilk hicrete katılanlardan bazıları, Mekke'deki iÅŸkenceler karşısında korumasız mazlumlar olmasına mukabil, bazıları da, İslâm'ın merkezi olabilecek bir yer arayışı içinde idiler. HabeÅŸistan, bu iÅŸ için, gerçi hazır gibiydi; en azından hükümdarları NecaÅŸi, Resûl-i Ekrem Efendimiz'i benimsemiÅŸti. Fakat, halkının da buna hazır olması gerekiyordu.

Bu ilk HabeÅŸ muhacirleri, HabeÅŸistan hayatına intibak etmeye çalışırken, Mekke toptan iman etti haberini aldılar. Hemen geri döndüler. Heyhat, Mekke'yi, bıraktıklarından daha ÅŸirretleÅŸmiÅŸ ve azgınlaÅŸmış buldular. Mekke için iman henüz oldukça uzakta idi.

Dönüp gelenler arasında Hz. Mus'ab da vardı. Efendimiz onu, HabeÅŸistan'a dönen diÄŸerleriyle tekrar göndermedi. Taif seferinde hayatının en iÅŸkenceli günlerini yaÅŸayan Resûl-i Ekrem'in, İslâm için merkez arayışları devam ediyordu. Mekke'ye, hac için dışarıdan gelen kabilelerle ilgileniyor, onlarla tanışıyor, onlara İslâm'ı anlatıyordu. Böyle ziyaretlerinden birinde Akabe denilen yerde Medine'den geldiklerini öÄŸrendiÄŸi bir kaç kiÅŸiyle tanışmıştı. Onlara İslâm'ı anlatınca hemen ilgilenmiÅŸler ve daha fazla malûmat istemiÅŸlerdi.

Bu zevat, Medine'ye dönünce orada Resûl-i Ekrem'den ve İslâm'dan bahsetmeye baÅŸlamışlar, bir sonraki sene, haccetmek için yine gelmiÅŸlerdi. Orada Efendimiz'e iman ve biat edip, kendilerine İslâm'ı anlatacak, onu hem de Medine'de yayacak bir muallim istemiÅŸlerdi. Efendimiz'in zihnindeki muallim, Hz. Mus'ab'dan baÅŸkası deÄŸildi. İkna kabiliyeti müthiÅŸti. Yüzündeki melahet, insanları kendisine cezbediyordu. Çünkü gideceÄŸi yerde İslâm'ın tüm izzetini ayakta tutacak, muhataplarıyla eÅŸit seviyede konuÅŸacak kabiliyette birine ihtiyaç vardı. Medine'de Ehl-i Kitap Yahudiler de vardı.. Hz. Mus'ab için, Ehl-i Kitab olan HabeÅŸe yaptığı hicret, bir nevi staj gibi olmuÅŸtu.

Medine'de İlk Yılları:

Åžimdi Hz. Mus'ab'ın önünde yeni bir dünya açılmıştı. Bu yeni dünyada müÅŸrikler ve Yahudiler vardı. İkinciler ÅŸimdilik, kendilerini ilgilendirmediÄŸini düÅŸündükleri bu iÅŸe alâka duymuyorlardı.

Hz. Mus'ab, Es'ad b. Zürare hazretlerinin Zafer oÄŸulları oymağındaki evine inmiÅŸti. TebliÄŸe orada devam edecekti. İlk Müslümanlar da orada veya oraya yakın oturuyorlardı. Yeni birisinin geldiÄŸini duyan ve o sırada henüz İslâm'la müÅŸerref olmamış bulunan Sa'd b. Muaz ile Üseyd b. Hudayr hemen iÅŸe el attılar. Birisinin Es'ad b. Zürare ile görüÅŸmesi gerekiyordu. Aralarında akrabalık olduÄŸu için bu görüÅŸmeyi Sa'd'ın yerine Üseyd b. Hudayr'in yapmasına karar verdiler.

Üseyd, Hz. Mus'ab ve Esad b. Zürare'nin yanına gelerek her ikisine birden "Siz ne diye bizim zayıflarımızı bir takım beyinsiz hareketlere teÅŸvik ediyorsunuz? Hemen buradan gidin" dedi. Hz. Mus'ab, aralarındaki anlaÅŸmaya baÄŸlı olarak Üseyd'e "Hele bir kere otur da dinle. İşine gelirse kabul edersin, iÅŸine gelmezse söylersin. Biz seni iÅŸine gelmeyen bir ÅŸeye zorlayacak deÄŸiliz" diyerek oturttu. Üseyd de bu makul söze uydu, dinlemeye baÅŸladı.

Hz. Mus'ab, ona İslâm'ı anlatmaya baÅŸladı. İnsanların içinde bulundukları sefil hayattan bahsetti. Allah'ın insanlara âlâ-yı illiyyîne ulaÅŸan yolları göstermek üzere Hz. Peygamber Efendimiz'i gönderdiÄŸini söyledi. İslâm'ın iman esaslarından söz etti, âyetler okudu. Bunları can kulağıyla dinleyen Üseyd'in, birden yüzü ışıldadı. "Bu dine nasıl girilir?" diye sordu. Hz. Mus'ab da "Önce yıkanır, üstünü başını temizlersin, sonra da kelime-i ÅŸehadeti getirirsin" dedi. Hz. Üseyd de denilenleri yaparak İslâm'a girdi. Ardından da Hz. Mus'ab'a ÅŸunu söyledi. "Burada bir adam var ki, size katılacak olursa, onların kavminden hiçbiri size katılmak hususunda geri kalmaz."Hemen kalkıp gitti. DoÄŸruca Sa'd b. Muaz'ın yanına geldi. Onun geliÅŸini merakla bekleyen Sa'd, uzaktan onu görünce "Bu, gittiÄŸi suratla dönmüyor" diye söylendi. Hz. Üseyd, "Onlarla konuÅŸtum, onlarda zararlı bir ÅŸey görmedim" açıklamasında bulundu. Buna canı sıkılan Sa'd, Üseyd'den bir de tahrik edici bir haber duydu: "Es'ad b. Zürare'yi öldürmek isteyenler varmış."Es'ad'la teyze çocukları olan Sa'd, hemen fırladı, Es'ad b. Zürare'nin yanına geldi. Onların huzur içinde oturduklarını görünce, Üseyd'in maksadını anladı. Es'ad'a, "Aramızda akrabalık olmasaydı sen beni bu kadar yumuÅŸak bulmazdın." diye çıkıştı. Hz. Mus'ab da ona, Üseyd'e nasıl tebliÄŸde bulundu ise, aynı ÅŸekilde tebliÄŸde bulundu. Sözü bittiÄŸinde Sa'd da, "Bu dine girmek için ne yapılır' diye sordu. Gerekli cevabı alan Sa'd b. Muaz da artık Müslümanların safına katılmıştı. Sonra, Hz. Üseyd'i yanına alarak, kavmi AbdüleÅŸhel oÄŸullarının yurduna vardı. AkÅŸama kalmadan, oradaki herkes, Allah'ın izniyle Müslüman olmuÅŸtu. (Asr-ı Saadet, 2/196-98).

Daha sonra Hz. Mus'ab, dini telkin ve tebliÄŸ etmek için aynı yere gitti ve onlara İslâm'ı öÄŸretmeye baÅŸladı. Anlaşılıyordu ki, İslâm'ın Medine'deki geleceÄŸi ve Medine'nin de İslâm'la kazanacağı gelecek parlaktı.

İlk Cuma Namazı:

Medine'de İslâm çığ gibi yayılıyor, halka her gün biraz daha geniÅŸliyordu. Hz. Mus'ab da onlara İslâm'ı öÄŸretmek için gecesini gündüzüne katıyordu. Efendimiz'e müracaat ederek, onları bir araya getirip beraber namaz kılmak isteÄŸini arz etti. Efendimiz da ona izin verdi. Cuma gününde namaz kılmalarını ve onlara hutbe okumasını emretti. Böylece ilk Cuma namazı Hz. Mus'ab'ın imametiyle Sa'd b. Hayseme'nin evinde kılındı. Böylece, ilk cuma kıldırma ÅŸerefi Hz. Mus'ab'a ait oldu. (İbn Sa'd, Tabakat, 3/118).

İkinci Akabe:

Bir yıl içinde Medine hemen hemen bir İslâm ÅŸehri olmuÅŸtu. Kabul etmeyen birkaç kabile kaldıysa da onlar da kabul ederlerdi. Hz. Mus'ab, yanına aldığı 75 Müslümanla hac için Mekke'ye geldi. Efendimiz'i görüp yaptıklarını arz etti. Yeni gelen âyetleri öÄŸrendi. Annesinin yanına uÄŸradı. Onun nerede olduÄŸundan haberi olmayan anne sitem etti. Yaptıklarını söyledi. Annesi kızsa da, Mus'ab'ın imanı karşısında hiçbir ÅŸey diyemedi.

Medineli Müslümanlar Resûl-i Ekrem Efendimizi ÅŸehirlerine davet ettiler. Onu orada canlarından daha aziz bilip koruyacaklarını garanti ettiler.

Gazveleri:

Hz. Mus'ab, ikinci Akabe biatından sonra Medine'ye döndü. Bir müddet sonra da Resûl-i Ekrem Medine'ye teÅŸrif buyurdular. Efendimiz'in de geliÅŸiyle Medine birden nurlandı ve İslâm, Allah'ın izniyle her eve girmiÅŸ oldu. Bundan rahatsız olan Mekke'deki müÅŸrikler, Medine'deki münafıklarla irtibat kurarak, asker toplayıp Medine üzerine yürüdüler. Fakat, Bedir durağında Müslümanlardan ciddî bir darbe yediler. Hz. Mus'ab bu kez de, savaÅŸ meydanında üstüne düÅŸeni yerine getirdi. MüÅŸriklerle yaka paça oldu, kahramanca savaÅŸtı.

Bedir'in intikamını almak için bir sonraki yıl, Medine'ye gelen Mekke müÅŸriklerini Efendimiz Uhud'da karşıladı. Bu çetin savaşın ikinci safhası Müslümanların aleyhine geliÅŸti. YetmiÅŸ ÅŸehit verildi. Åžehidlerin arasında Hz. Mus'ab da vardı.

Hz. Mus'ab, ÅŸeklen Efendimiz'e benzerdi. SavaÅŸta da O'nun sancağını taşıyor ve önünde savaşıyordu. Savaşın en korkunç anlarından birinde müÅŸrik İbn Kamie, Resûl-i Ekrem'in üzerine saldırdı. Onu öldürüyorum diyerek Hz. Mus'ab'ı ÅŸehid etti. Daha sonra da sevinçle kendi arkadaÅŸlarının arasına döndü. Belki de Hz. Mus'ab'ın İslâm'a son hizmeti Efendimiz'in yerine ÅŸehid olmak olmuÅŸtu.

Techiz ve tekfini yapılırken üzerindeki elbiseden baÅŸka hiçbir ÅŸeyinin olmadığı görülmüÅŸtü. Bu elbise, kefen olarak vücudunu örtmeye yetmemiÅŸti. Ayak örtülse baÅŸ açık kalıyor, baÅŸ örtülse ayaklar örtülmüyordu. Durum Efendimiz'e arz edilince başını örtmelerini, ayaklarını da otla kapamalarını emretmiÅŸti.

Ahlakı ve Şemaili:

Hz. Mus'ab, orta boylu, oldukça yakışıklı, nazik bir insandı. Allah yolunda her ÅŸeyini feda etmiÅŸti. Efendimiz, onu eski bir elbise içinde görünce, Mekke'deki ÅŸa'ÅŸaalı günlerini düÅŸünmüÅŸ, üzülmüÅŸ ve gözleri yaÅŸarmıştı.

Hz. Mus'ab, ismiyle müsemma bir hayat yaÅŸamıştır. Daima çetin hayat ÅŸartlarıyla karşılaÅŸmış, bunlarla Allah'ın izniyle baÅŸetmesini bilmiÅŸtir. Ömrü de kısa sürmüÅŸtür. (Umeyr, ömrü kısa anlamına da gelir). 40 yaşında vefat eden bu kutlu zat, Hamne bint-i CahÅŸ ile evlenmiÅŸ, ondan Zeynep isimli bir kızı olmuÅŸtur.

Allah, hayatını, Allah Resûlü'nün emirleri doÄŸrultusunda yaÅŸayan, O'nun her emrini hiçbir beklentiye girmeksizin uygulayan ve hayatını yine O'nun dininin korunması uÄŸrunda noktalayan bu kutlu muhacirin ÅŸefaatine bizi nail kılsın. (Allah rahmet eylesin.)