Şule Birer - http://www.yazamak.com/yazar/sulebirer http://www.yazamak.com/rss/sulebirer Şule Birer'ın Yazamak Ögeleri tr-TR Şule Birer - gayret-et- at hotmail dot com Copyright 2009 Ayna Ayna Söyle Bana.... http://www.yazamak.com/yazi/127/ayna-ayna-soyle-bana http://www.yazamak.com/yazi/127/ayna-ayna-soyle-bana                             

Ayna da seyretti kendini…  Diğerleri de onu böyle mi görüyordu acaba, yoksa görmek istediğini mi gösteriyordu ona ayna? Hem madem tersini gösteriyordu, bilmek hakkıydı… Çirkin olan mı görünendi iyi olan mı? Dikkatlice baktı… Aslında görmek istediği kendisi değildi, arkadaki sırdı merak ettiği… “Neden böyle icat etmiş acaba?” dedi içinden…  Camın arkasında ki sır bu olmalıydı ama çözmek için zahire varmalıydı… Bir geçebilsem dedi camın içinden, birde oradan baksam etrafa… Buradan, oradan derken gözleri parladı… Evet, ya oradan bak ya buradan, demek ki ya onun için gör, ya kendin için dedi… Karar vermişti, onun için bakmak istiyordu… Düşündü,” ama nasıl?” dedi... Tersini görmek ne demekti? Düşündü ama çıkamadı içinden… Tam sırra veda edip uykuya dalacakken, gözlerini kapatıyordu ki, birden fark etti zahirin onu taklit ettiğini… Heyecanlandı, kocaman açtı gözlerini,  demek ki o ne yaparsa, onu yapmak zorundaydı zahiri, emrine itaat etmeliydi… Utandı birden, hiç itaat etmiş miydi kendisi? Ama duramazdı devam etmeliydi, aynanın sırrını bugün mutlaka görmeliydi… Düşündü… Ben bu aynayı kırabilirim istersem ama o kırmaz dedi… Benim kapattığım gözümü, onun açmaya gücü yetmez dedi… Eğer ben gülmezsem, o da gülemez, bakmazsam, oda bakamaz dedi… Güldü… Anlamıştı artık, kendisi aslında zahirin ta kendisiydi… Aynaya bakan, kendi güzelliğini görmek için bakıyordu ve o, O’nun aksini göstermeliydi…  Gücün bakanda güçsüzlüğün zahirde olduğunu, o emretmedikçe hareket edemeyeceğini, o gülmezse gülemeyeceğini, o söylemezse söyleyemeyeceğini fark etti… Ama hepsi bu kadar mıydı? Evet, bir seyreden vardı, kendisi de zahirdi, peki ama Güzelliği hem gören, hem gösteren bu ayna kimdi? ;)

]]>

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined property: stdClass::$pubdate

Filename: views/rss_listeleme.php

Line Number: 35

Akka Kalesi http://www.yazamak.com/yazi/122/akka-kalesi http://www.yazamak.com/yazi/122/akka-kalesi      

   Bugün İsrail topraklarında bulunan Akka Kalesi...Adını bile duymadığımız kahramanlara mezar olmuş fakat İsrail toprağı olmaktan kurtulamamış bir kale...

Aslen İtalyan olmasına karşın Fransız ordusunda hızla yükselmeyi başarmış genç bir asker.. Napolyon.. Amacı Mısır üzerinden Orta doğu ve Hindistan sularında üstünlük kurarak İngiltere ve Rusyanın güçlenmesini önlemek... 

Amacına ulaşmak isteyen Napolyon Fransız donanmasıyla beraber 19 Mayıs 1798 yılında Tolon limanından ayrılır... İskenderiye önlerine gelir daha sonra da Kahireyi ele geçirir.. Müslüman halkı menmun etmek için elinden gelen her türlü çabayı da gösterir. Fakat Mısır'da ilerlemeye başladıktan sonra hoşgörüü politikasını bir kenara bırakıp Gazze ye ordan da Filistin'e ilerlemeye başlar... Yafa'da 10.000 asker ve sivili kılıçtan geçirir..18 Martta Filistin'in kuzeyinde bulunan Akka Kalesi önüne gelir...

Akka kalesi Vezir rütbeli,yetmişli yaşlarındaki Cezzar Ahmed Paşa tarafından müdafa edilmektedir..

Kaleyi 2-3 günde alacağını düşünen Napolyon,Cezzar Ahmed Paşa'ya bir mektup gönderir.. Mektubunda,bir ihtiyarın geride kalan birkaç günlük canını almak istemediğini bildirir, kaleyi teslim etmesini tavsiye eder (!)

Cezzar Ahmed Paşa ise şöyle karşılık verir :

"Hamd olsun gücümüz yetiyor ve elimiz silah tutuyor.Geri kalmış birkaç günlük ömrümüzü de küffar ile cenkle geçiririz"

İhtiyarın teslim olmayacağını anlayan Napolyon,19 Martta saldırı emrini verir,amacı 2 günde şehre girmektir... Fakat beklediği gibi olmaz ve saldırı Cezzar Ahmed paşa komutasında ki askerler tarafından devamlı püskürtülür,Fransızlara ağır kayıplar verdirilir.. Kuşatma altında 64 gün geçer..

Napolon yüksek rütbeli subaylarını kaleye gönderir,şehri teslim etmesi karşılığında Cezzar Ahmed Paşa ve ordusunun istediği yere gitmesine izin verileceği bildirilir..

Cezzar Ahmed Paşa ise ,kaleyi teslim etmek için vezir olmadığını,şehitlik mertebesine yükselmeden bir karış toprak vermeyeceğini söyler...

Napolyon,şiddeti hergün daha fazla artan saldırılar yapmışsa da muvaffak olamaz 21 Mayısta,ordusunun yarısını kaybetmiş bir şekilde kuşatmayı durdurur.."Kader beni bir ihtiyarın oyuncağı yaptı" der ve Kahire'ye çekilir.. Osmanlı imparatorluğuna karşı halkı kışkırtsa da Padişah'ın kafirlere karşı cihad fermanı etkisini gösterir,2 bin Fransız askeri öldürülür.. Napolyon ise gizlice ,iki gemi ile Mısır'dan kaçar.. 

Osmanlı'ya karşı bir daha savaşmayan Napolyon,tarihe geçen şu sözleri söyler..

"Akka'da durdurulmasaydım,bütün Doğu'yu ele geçirebilirdim..."

Böyle bir felaketten kurtulmuş olan Akka'nın,bugün, Filistinde ki müslüman halka zulmeden İsrail topraklarına katılması, işin en acı yanı olsa gerek..

 O zamanın ve bu zamanın kahramanlarından Allah razı olsun...

 

]]>

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined property: stdClass::$pubdate

Filename: views/rss_listeleme.php

Line Number: 35

Çözemek 2 http://www.yazamak.com/yazi/120/cozemek-2 http://www.yazamak.com/yazi/120/cozemek-2                             

Madem biz büyüdük ve kirlendi dünya :) bugün itibarii ile bana Fizik öğretmeni bir arkadaşımın sorduğu bir çözemeki,sizlerle paylaşıyorum arkadaşlar...  

Dünyayı bir uçdan bir uca tam merkezden geçecek şekilde delsek ve ordan bir cisim atsak,cisim nasıl hareket eder?Diğer taraftan aşağı düşer mi?

Haydi kolay gelsin :)

]]>

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined property: stdClass::$pubdate

Filename: views/rss_listeleme.php

Line Number: 35

Şeyh Şamil.. http://www.yazamak.com/yazi/106/seyh-samil http://www.yazamak.com/yazi/106/seyh-samil       

Rus Çarı 1.Nikola,maddi kuvvetlerle yenemeyeceğini anladığı Şeyh Şamil'e General Kulug von Klugenav ve Miralay Yevdokimof'u elçi olarak gönderir.Kafkasyada ki Çerkesleri tek bayrak altında toplama sevdasından vazgeçmesi ve mücadeleyi bırakması karşılığında kendisine,saraylar ve çarlık hazinelerini sunacağını bildirir. Şeyh Şamil ise şu cevabı verir:

"Namazım geçiyor"

Namazını eda ettikten sonra:

"General: Senin yerinde eğer şu anda kendisi karşımda bulunmuş olsa ve bu sefil teklifleri bana bizzat yapmak cesaretinde bulunsaydı, ona ilk ve son cevabımı, şu kırbacım verirdi.

"Söyle ona! Başında bulunduğum bu kahramanlar topluluğunun kalblerinde kökleşen bu eşsiz zafer imanı kökünden kazınmadıkça ve en genç muhariplerimden en ihtiyar naiplerime kadar tek kurşunları ve tek kollan kalıncaya kadar bu mübarek vatanı son dağına, son köyüne ve en son kaya parçasına kadar karış karış müdafaa etmekten beni hiç bir kuvvet alıkoymayacaktır.

"Bu uğurda bütün evlât ve ayalimi kılıçtan geçirseniz, son zürriyetimi kurutsanız, en son müridimi yok etseniz tek başıma ve son nefesime kadar yine dövüşeceğim. Son cevabım budur General!.. Ben Nikola'yı tanımıyorum!..." 
der,vaadettiği gibi de yaşar... Başka da söze gerek yok,duruşuyla hepsini anlatıyor zaten..  

Cenab-ı Hak,hepsine Rahmet etsin inşallah...

Şule ablamın yazısına çok sonradan gelen edit(ben sinan):

Buradan orjinal çeçen milli marşını indirebilirsiniz.

Buradan da en popüler çeçen şarkısı olan Ali Dimayev - Chechenya şarkısını indirebilirsiniz.

 

]]>

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined property: stdClass::$pubdate

Filename: views/rss_listeleme.php

Line Number: 35

12 Şubat... http://www.yazamak.com/yazi/90/12-subat http://www.yazamak.com/yazi/90/12-subat                                                

       Tevazu ile yaşayan belki adını dahi hatırlamadığımız nice büyüklerimizden biri Mahmut Sami Ramazanoğlu Hocamız.. 12 Şubat 1984 günü Hakk'ın rahmetine kavuşan bir derya.. (Allah rahmet eylesin) Devrin kutubları arasında ismi geçen,kıymetli insan..

Adana'nın soylu ailelerinden birinin evinin kapısı çalar.. Gelen yaşlı,nur yüzlü bir ihtiyardır.. Evin hanımını sorar kapıyı açan hizmetçiye,Evin hanımı kapıya gelir gelen ihtiyara da yardımda bulunur,fakat evin Hanımı kapının arkasından sesizce konuşur ihtiyarla, edebinden..

İhtiyar hanıma şöyle der:" - Kızım hamile olduğunu biliyor musun? Senin vasıtanla büyük bir insan dünyaya gelecek, sol eğe kemiği üzerinde büyük bir ben bulunacak ve uzun müddet İslamiyet’e hizmet edecek. Bu müddet zarfında haram ve şüpheli şeylerden sakın. İsmini de Mahmut Sami koy  ve bir gömlek ister gider..1892 yılında da kendisi doğar..

Edeple büyüyen Mahmut Sami hazretleri,gençlik çağına geldiğinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanır ve birincilikle mezun olur...

zahiri ilimleri devrin ulema ve müderrislerinden okur. Bundan sonra sıra manevi ilimlere gelmiştir; tasavvuf yoluna süluf eder. Devrin meşhur Nakşi Tekkesi Gümüşhaneli Dergâhı’nda bir müddet erbain ve riyazâtla meşgul olduktan sonra Kelamî Dergahı Şeyhi Erbilli Es’ad Efendi’ye intisâb eder. Kısa zamanda kemâlât kazanıp seyr sülukunu tamamladıktan sonra hilafetle irşada mezun kılınır. Bilâhare memleketi Adana’ya irşada vazifeli olarak gönderilir.

Mahmut Sami Efendi, tekkelerin kapatılmasından sonra memleketi Adana'da bir yandan Cami-i Kebir’de vaaz ve hususi sohbetleriyle irşad hizmetini yürütürken, bir yandan da maişetini temin için bir kereste ticarethanesinin muhasebesini tutar. O, babasından ve ailesinden kendisine intikal eden büyük serveti almamış ve “Hiçbir kimse kendi kazancından daha hayırlı bir yiyecek asla yememiştir.” Hadis-i Şerifi gereğince kendi el emeğiyle geçinmeyi tercih etmiştir. Hac yolunun açıldığı 1946 yılında ilk defa hacca gider.

Tekrar İstanbul’a dönüşlerinde Erenköy’e yerleşir. Adana’daki gibi bir yandan vaaz ve sohbetlerle irşad hizmetini yürütürken, diğer yandan da Tahtakale'de bir ticarethanenin muhasebesiyle ilgilenmekteydi.

Onun vaaz ve sohbetlerinden cemiyetin her sınıfından insan istifade ederek feyz almaktaydı. Sâdık Dânâ hazretleri, onun için şunları zikretmiştir: “Muhterem üstaz hazretlerinin hiçbir fert ile çekiştiklerini; münakaşa ettiklerini, gıybetini yaptıklarını gören, işiten yoktu. O büyük Allah vesilesinin her an kader bahsine hakkıyla vukufları olduğu için hiçbir kimse hakkında su-i zanda bulunmazlardı. Sevenlerini katiyyen ümitsizliğe düşürmezdi. Huzur-ı âlîlerine gelenler (her ne kadar ihmalci ve hatalı halleri var ise de) büyük bir huzur ve ümit içinde yanlarından ayrılırlardı. Sükût ve edeb ehlini çok severler, yanlarından yer ayırır, iltifatta bulunurlardı. Hülasa o, asırların yetiştirdiği ististani bir şahsiyetti.”

Sami Efendi, 1975 yılında Medine’ye hicret etmiştir. 12 Şubat 1984 pazar günü vefat etmiş ve arzusu üzerine Cennet’ül-Baki'ye defnedilmiştir.Sevdiklerine kavuşmuştur artık... 

Hayatında edebi düstur kabul etmiş bir şahsiyet ki,ayaklarını uzatmamış her zaman diz üstünde oturmayı tercih etmiştir.. Bizlere de iki mısra bırakmıştır yaşayışıyla...

Edep bir tac imiş nur-u hüdadan 

Giy o tacı emin ol her beladan..

Allah ondan Razı olsun... 

 

 

 

]]>

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined property: stdClass::$pubdate

Filename: views/rss_listeleme.php

Line Number: 35

Sinan'a Saygı Fotoğraf Yarışması http://www.yazamak.com/yazi/82/sinana-saygi-fotograf-yarismasi http://www.yazamak.com/yazi/82/sinana-saygi-fotograf-yarismasi       

Katılım Koşulları:
· Fotoğraf yarışması, katılımcıların fotoğraflarını yarıştırmaktan çok, halkın ilgisini Mimar Sinan’ın eserlerine çekmeyi amaçlamaktadır.
· Yarışma dileyen herkese açıktır. Bir kişi en fazla üç fotoğrafla yarışmaya katılabilir. Bu üç fotoğraf aynı kategoride olabileceği gibi, farklı kategorilerde de olabilir.
· Fotoğrafların konusu Mimar Sinan’ın eserleri olmalıdır. Türbe, külliye, cami, çeşme, su kemeri gibi Mimar Sinan’a ait yapılardan herhangi biri, iç ve dış mekânlarıyla, ya da mimari ayrıntılarıyla fotoğrafların konusu olabilir.

Yarışmaya Fotoğraf Gönderimi:
Fotoğraflar http://www.sinanasaygi.com/ internet sitesine dijital olarak gönderilmelidirler. Fotoğraflar (ortalama) 1024 X 768 piksel boyutlarında olmalıdır. Sergilerde kullanılacak fotoğrafların baskıları 18X12 cm ile 35X50 cm boyutları arasında ÇEKÜL tarafından yapılacaktır. Dolayısıyla yollayacağınız fotoğrafların boyutlarının bu ölçüler içinde ve yeterli çözünürlülükte olmasını rica ederiz. Katılımcılar yarışmaya fotoğraflarını internet üzerinden gönderirken katılımcı formunu da doldurmalıdırlar.

Yarışmanın son teslim tarihi 28 Şubat 2008'dir.

Değerlendirme:
28 Şubat 2008 tarihine kadar ÇEKÜL Vakfı'na yollanan fotoğraflar, internet üzerinden herkese açık bir oylama ile değerlendirmeye sunulacaktır. Oylamanın ayrıntıları 28 Şubat 2008 tarihinde www.sinanasaygi.com sayfasından duyurulacaktır.
Değerlendirme sonucu belirlenecek eserler ÇEKÜL Vakfı tarafından yayımlanacak sergi kataloğunda yer alacaklardır. Üç kategorinin en çok oy alan fotoğraflarının sahiplerine Mimar Sinan ve eserleriyle ilgili birer kitap hediye edilecektir.

Fotoğraf Sergileri:
ÇEKÜL Vakfı değerlendirme sonucu belirlenen eserleri İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde bulunan üniversitelerde ve Mimar Sinan’ın yapıtlarında sergilemeyi amaçlamaktadır. Sergileme etkinliklerinin Mimar Sinan'ın doğduğu şehir olan Kayseri-Ağırnas'ta düzenlenecek bir sergi ile bitirilmesi düşünülmektedir.

Fotoğrafların yarışmadan sonra kullanımı: ÇEKÜL Vakfı, yarışmaya katılan fotoğrafları, Sinan'a Saygı Projesi kapsamında herhangi bir ücret ödemeden, fotoğraf sahibine bilgi vererek kullanabilir.

İletişim:
Bütün duyurular internet üzerinden yapılacağı için katılımcıların e-posta adreslerine gereksinim duyulmaktadır. E-posta adresi olmayan katılımcılar yarışma ile ilgili düzenli olarak yapılacak duyurulardan haberdar olamayacaklardır.

Ayrıntılı bilgi için 0212-251 54 44 numaralı telefondan, yarisma@cekulvakfi.org.tr e-posta adresinden alınabilir.

http://www.sinanasaygi.com/

]]>

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined property: stdClass::$pubdate

Filename: views/rss_listeleme.php

Line Number: 35

Harun Reşid ile Behlül Dâne http://www.yazamak.com/yazi/78/harun-resid-ile-behlul-dne http://www.yazamak.com/yazi/78/harun-resid-ile-behlul-dne

Yorumlarda insan dilediğini yapsın nasılsa herkes kendinden sorumlu diyince aklıma Abbasi hükümdarı Harun Reşid ve kardeşi Behlül Dâne arasında gerçekleşen bir dialog geldi,ekliyim dedim ;)

Abbasi'lerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dâne (VIII. yüzyıl) dönemin evliyasındandı. Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır, herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı. Ama bunu maksatlı yapardı. Behlül Dânâ hazretleri daima Harun Reşid'in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hâsıl ederek onu uyarırdı. Bir gün Behlül Dâne hazretleri, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculuktan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid'in huzuruna çıktı. Harun Reşid sordu:

- Bu ne hâl Behlül, nereden geliyorsun?

- Cehennemden geliyorum ey hükümdar.

- Ne işin vardı cehennemde?

- Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim.

- Peki, getirdin mi bari? 

  - Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir" dediler. 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kimseye cehennemlik demiyoruz yanlış anlaşılmasın haddimize de düşmez,karar mercii de değiliz.. Sadece aklıma geldi,hoşuma da gitmişti zamanında ekledim ;)

]]>

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined property: stdClass::$pubdate

Filename: views/rss_listeleme.php

Line Number: 35

Bekleyen... http://www.yazamak.com/yazi/77/bekleyen http://www.yazamak.com/yazi/77/bekleyen

  Yazamakta gece nöbeti var mı bilmiyorum ama ben belki vardır diye her gece burda bekliyorum ;) Geceler karanlık,şarkılar da efkarlı olunca,Necip Fazıl giriyor devreye ( bi insan sigarayı bile şiir gibi yakar mı ?)... :D 

Gecelere sırtınızı dönmeyin arkadaşlar,gündüzler dünyaya bakıyor,geceler size.. ;)

         BEKLEYEN

Sen, kaçan ürkek ceylânsın dağda,
Ben, peşine düşmüş bir canavarım!
İstersen dünyayı çağır imdada;
Sen varsın dünyada, bir de ben varım!

Seni korkutacak geçtiğin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim.
Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
Enseni yakacak ateş nefesim.

Kimsesiz odanda kış geceleri,
İçin ürperdiği demler beni an!
De ki: Odur sarsan pencereleri,
De ki: Rüzgâr değil, odur haykıran!

Göğsümden havaya kattığım zehir,
Solduracak bir gül gibi ömrünü,
Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir,
Bana kalacaksın yine son günü.

Ölürsün... Kapanır yollar geriye;
Ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
Varılmaz hayale işaret diye,
Toprağında bir taş olur, beklerim...

]]>

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined property: stdClass::$pubdate

Filename: views/rss_listeleme.php

Line Number: 35

"Ne Dediniz Şimdi" diye sorarlar adama! http://www.yazamak.com/yazi/75/ne-dediniz-simdi-diye-sorarlar-adama http://www.yazamak.com/yazi/75/ne-dediniz-simdi-diye-sorarlar-adama        

        Bugün bir miting oldu biliyorsunuz Anıtkabir'de.. Bizi Ata'ya şikayet ettiler.. Birşey de yapmadık üstelik :) Başörtülü vatandaşların elindeki eğitim hakları alınsın diye bağırdılar sonra da utanmadan,İstiklal Marşı okudular.. Pesss... Ezbere biliyorlar maşallah takdir ettik :P Yazamak ailesi olarak,Milli Marşımızı buraya yazmayı uygun gördük,birisi okurda anlar belki,sevaba gireriz ;) Mehmet Akif Ersoy gururla sunar...İmanla kazanılmış toprakların hikayesidir.. (İman hakkında bkz. Kur'an) ;)

iSTiKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır  rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

Mehmet Akif Ersoy

Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal diyorsun da Hakk'ın emrini nasıl yok sayıyorsun? (Gerisi hakkında yorum bile yapmıyorum :) )

Bu riyakarlıklarla karşılaşmak istemiyoruz,utanmadan Hakk'ın emrinin yasaklanmasını isteyenlere de yine Mehmet Akif Ersoy cevap versin diyoruz....

İnmemiştir hele Kur'an bunu hakkıyla bilin,

Ne mezarlıkta okumak ne de fal bakmak için..

 

]]>

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined property: stdClass::$pubdate

Filename: views/rss_listeleme.php

Line Number: 35

Adana Tüyap Kitap Fuarı http://www.yazamak.com/yazi/60/adana-tuyap-kitap-fuari http://www.yazamak.com/yazi/60/adana-tuyap-kitap-fuari
Arkadaşlar bugün Tüyap Kitap Fuarındaydım... Adana da,bu tarz etkinlikler görmeye alışık olmayan halkımızın da,fuara ilgisi büyüktü.. Yayınevleri ünlü yazarlarıyla birlikte standlarında yerlerini almışlardı..
  Yalnız,o kadar fazla ilgi vardı kii,kitap alamadım :(.. Zaten küçük olan standın bir ucuna İskender Pala'yı(ki kendisini ne kadar severim bilisiniz) bir ucuna da Ayşe Kulin'i oturtmuşlardı,hal böyle olunca da kitaplara ulaşamadık.. Gerçi halkımızın,kıymetli yazarlarımıza olan ilgisi,beni oldukça memnun etmiş olsa da,kitap alamamak beni ziyadesiyle üzdü..  Gelecek sene bu tarz sorunlar yaşamayız umarım :)
  Bunun yanında Senai Demirci ve Yavuz Bahadıroğlu'na olan ilgi oldukça fazlaydı..Ellerine, imza dağıtmaktan kramp girmiş olsa gerek :) Ama bir yazar daha ne ister değil mi?  :D
  Dediğim gibi;herşeye rağmen ilginin fazla olması bizi çok sevindirdi,inşallah daha da iyi olacak...
                                           
   Bu arada belirtmek isterim kii,Adana fuar alanına ulaşım çok kolaydı,fuar alanı da oldukça düzenliydi,yetkilileri tebrik ediyoruz... Alkışlar Adana'ya :)
]]>

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined property: stdClass::$pubdate

Filename: views/rss_listeleme.php

Line Number: 35