﻿<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0"
    xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
    xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
    xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
    xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
    xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">

    <channel>
    
    <title>yazamak.com</title>

    <link>http://www.yazamak.com</link>
    <description>Yazamak - RSS</description>
    <dc:language>tr</dc:language>
    <dc:creator>yazamak at yazamak dot com</dc:creator>

    <dc:rights>Copyright 2008</dc:rights>
    <admin:generatorAgent rdf:resource="http://www.codeigniter.com/" />

        
        <item>

          <title>Nerde o eski kandiller</title>
          <link>http://www.yazamak.com/yazi/225/nerde-o-eski-kandiller</link>
          <guid>http://www.yazamak.com/yazi/225/nerde-o-eski-kandiller</guid>

          <description>
      		<![CDATA[Bu s&ouml;z&uuml; s&ouml;yleyen yaşlı bey amcalarımıza hi&ccedil; sordunuz mu biz geldiğimiz de yoktu ne yaptıysanız siz yaptınız diye. <br /><br />Anlatılanlar bilir;<br />Birisi &ccedil;ıkar yaşlıca bi amcadır muhtemelen anlatılan ortmada en b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r veya s&ouml;z&uuml; tartışılmaz kabul edilen biridir. Amcam heyecanlı heyecanlı anlatmaya başlar<br /><br />Bizim zamanımızda gen&ccedil;ler kandil gecelerinde b&uuml;y&uuml;klerinin ellerini &ouml;per kandillerini tebrik ederdi. Kandil geceleri sabahlara kadar ibadet edenleri mi sorarsınız yoksa namaz kılmaktan ayakları tutmaz olanları mı? Kur'an okurken uyuya kalanları mı sorarsınız, g&ouml;z yaşları ile ellerindeki Kur'anları ıslatanları mı?<br /><br />Evet! Maalesef biz o tarif edilen kişileri g&ouml;remedik peki su&ccedil; kimin? <br /><br />Kandilleri "Yaşasın bu g&uuml;n kandil bol bol dua ederiz. Allah'ım her g&uuml;n kandil olsun" yerine "Bu g&uuml;n kandil nerden baksan 500 kandil simidi satarım tanesinden 5 YTL kaldırsam gecede 2.500 YTL. Allah'ım herg&uuml;n kandil olsun" diyenleri tanıdık biz. <br /><br />Sabaha kadar ibadet etmek i&ccedil;in eve koşar adımlarla gelen kişilerin yerinde "bu g&uuml;n kandildi amma da yoruldum ama deydi(!) eve gider bi g&uuml;zel yatarım" diyenlerle karşıladık kapılarda. <br /><br />Kandilleri, m&uuml;barek geceleri, aydan g&uuml;neşten takvimlerden bekleyen ve bu fırsatı ka&ccedil;ırmak istemeyenlerin yerini, d&uuml;kkanlara ve sokaklara asılmış kandil tebrikleriyle kandili fark eden ve g&uuml;nl&uuml;k rutinine hi&ccedil; ara vermeksizin "AAAA bu g&uuml;n kandil miydi" nidasıyla kandili ge&ccedil;iren kişeri g&ouml;rd&uuml;k biz.<br /><br />Ragaip Kandiliyle birlikte Ramazan'ı karşılamak i&ccedil;in oruca başlayan ve m&uuml;barek &uuml;&ccedil; ayların ardından gelen Ramazan Bayramında,&nbsp; Ramazanın şerefine layık hatim dualarıyla&nbsp; bayramı yaşayan, ve bu sevinci sevdikleriyle birlikte paylaşmak i&ccedil;in Anne ve Babalarının yanına koşan kişilerin yerini bizim zamanımda, Ragaip kandilinin 3 ayların başlangıcı olup olmadığını bilmeyen 3 ayları say dediğinde haziran, temmuz, ağustos (tatil ayları) diyen, Ramazan bayramına şeker bayramı diyen bayramı i&ccedil;kilerle sabahlara kadar fuhuşlarla ge&ccedil;iren hatta ve hatta bu aykırı şeyleri yapmak i&ccedil;in kendini sevenlerin yanından uzaklaşıp tatil y&ouml;relerine ka&ccedil;an kişiler aldı<br /><br />Şimdi bir daha sorun size nerde o eski kandiller diyen amcalara<br /><br />Ne yaptıysanız siz yaptınız bizim &ouml;zlemini duyduğumuz kandilere bayramlara. Siz kirlettiniz bizim kandillerimizi siz basitleştirdiniz bizim Ramazan Bayramımızı şeker diyerek. Siz bizim Ge&ccedil;mişle olan irtibatımızı kopardınız. <br /><br />Cevap sırası sizde nee yaptınız o eski kandillere?<br /><br /><br />Kandilinizi en i&ccedil;ten duygularımla tebrik eder, gecenin ilerleyen saatlerinde huşuya karışmış dualarınızda bizim de ismimizi zikretmemizi temenni ederim<br /><br />HAYIRLI KANDİLLER <br /> ]]>
         </description>
      <pubDate>Thu, 03 Jul 2008 22:46:18 +0000</pubDate>
        </item>

        
        
        <item>

          <title>Üç Aylarımız Mübarek Olsun..</title>
          <link>http://www.yazamak.com/yazi/224/uc-aylarimiz-mubarek-olsun</link>
          <guid>http://www.yazamak.com/yazi/224/uc-aylarimiz-mubarek-olsun</guid>

          <description>
      		<![CDATA[
<div style="text-align: justify;">Yarın itibariyle &uuml;&ccedil;aylara girmiş bulanacağız Allah nasip kısmet ederse. Bu m&uuml;barek g&uuml;nleri hakkıyla ge&ccedil;irebilen kullarından eylesin Rabbim c&uuml;mlemizi..<br />&Uuml;&ccedil; aylar ve faziletleri konusunda sevgili kardeşlerim Davud ve Mahmut'u yazı yazmaya &ccedil;ağırıyorum:) Ben iki hadisle kısa ve &ouml;z olarak anlamı vurgulayıp ka&ccedil;ıyorum:)<br />
</div><br /><br /> 
<div style="text-align: center;"><img border="0" alt="" src="/spaw2/uploads/images/lo.jpg" /><br /> 
</div>Hz. Resul-&uuml; Ekrem'den (s.a.v) nakledilen bir hadisinde ş&ouml;yle buyurmaktadır: <span style="color: rgb(0, 0, 153); font-weight: bold;">"Recep
Allah'ın b&uuml;y&uuml;k ayıdır. Hi&ccedil;bir ay h&uuml;rmet ve fazilette bu aya ulaşamaz.
Bu ayda kafirlerle savaş haramdır. Şunu bilin ki recep Allah'ın ayı,
şaban benim ayım, ve ramazan &uuml;mmetimin ayıdır. Kim recep ayının bir
g&uuml;n&uuml;n&uuml; oru&ccedil; tutarsa, Allah'ın rızasını kazanmış olur. Allah'ın gazabı
ondan uzaklaşır ve cehennem kapılarından birisi onun y&uuml;z&uuml;ne kapanır."<br /><br /></span>İmam Musa Kazım'dan (a.s) ş&ouml;yle rivayet edilir: <span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 51, 204);">"Kim
recepten birg&uuml;n oru&ccedil; tutarsa, cehennem ateşi bir yıllık mesafe ondan
uzaklaşır. Kim &uuml;&ccedil; g&uuml;n oru&ccedil; tutarsa, cennet ona farz olur."</span><br /><br /> ]]>
         </description>
      <pubDate>Wed, 02 Jul 2008 20:05:44 +0000</pubDate>
        </item>

        
        
        <item>

          <title>Yaz Geldi</title>
          <link>http://www.yazamak.com/resim/222/yaz-geldi</link>
          <guid>http://www.yazamak.com/resim/222/yaz-geldi</guid>

          <description>
      		<![CDATA[<img src="http://www.yazamak.com/system/uploads/9789f04298a24ef0e91cb3681bad1d44_500px.jpg" class="gorsel_oge" /> ]]>
         </description>
      <pubDate>Mon, 30 Jun 2008 23:24:52 +0000</pubDate>
        </item>

        
        
        <item>

          <title>HOŞGÖRÜ</title>
          <link>http://www.yazamak.com/yazi/221/hosgoru</link>
          <guid>http://www.yazamak.com/yazi/221/hosgoru</guid>

          <description>
      		<![CDATA[
<p>&nbsp; Yedinci y&uuml;zyılda insanlığın b&uuml;y&uuml;k karanlıklar i&ccedil;ersinde &ouml;n&uuml;n&uuml; g&ouml;remediği, edebiyatın doruğa ulaştığı fakat ahlakın dibe vurduğu bir zaman diliminde, kadına değer verilmeyip kız &ccedil;ocuklarının diri diri toğrağa g&ouml;m&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;, insanlar arasında zengin fakir, g&uuml;&ccedil;l&uuml; g&uuml;&ccedil;s&uuml;z şeklinde ayrımcılık yapıldığı, taştan helvadan yapılan &nbsp;putlardan medet umulduğu talihsiz bir asırda yery&uuml;z&uuml;n&uuml; islam dini şereflendirmişti.</p>
<p>&nbsp;Temsilcisi ve&nbsp; tebliğcisi,etrafına sevgi ve muhabbet sa&ccedil;an, ahlak donanımı ile donatılmış, insanlara eminiyet telkin etmiş, alemlere rahmet olarak g&ouml;nderilen Habib-i Kibriya, Rasul-&uuml; Esfıya, iki cihan serveri&nbsp; Efendimiz Hz. Muhammed (Sallallahu eleyhi ve sellem)&nbsp; olan İslam dininin en &ouml;nemli &ouml;zelliklerinden biri hoşg&ouml;r&uuml; ve sevgi dini olmasıdır.</p>
<p>&nbsp;İslam dininin insanlığa sunmuş olduğu sevgi, saygı ve hoşg&ouml;r&uuml; hasletleri o d&ouml;nem insanlarının g&ouml;n&uuml;llerinde adeta taht kurmuştu.Yapılan &ccedil;irkinliklere g&uuml;zellikle, atılan taşlara reva g&ouml;r&uuml;len işgencelere ve zul&uuml;mlere sabırla karşılık veren sevigili Peygamberimiz (SAV) dinimizin kendisine kazandırmış olduğu bu g&uuml;zel ahlak ile imandan yoksun zul&uuml;mat denizinde gemisini y&uuml;zd&uuml;ren insanların g&ouml;n&uuml;llerine girmeyi ve onları İslam dinine kazandırmayı başarmıştı Allahın izni ve inayeti ile.</p>
<p>&nbsp; Y&uuml;ce dinimiz İslam'ın hoşg&ouml;r&uuml;s&uuml; ve sevgisi &ouml;yle benimseniyordu ki yedinci y&uuml;zyıldaki cahilane bir hayat s&uuml;ren insanlar i&ccedil;in, d&uuml;nyalara değişilmeyen bir hayat tarzına d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor ve cahiliyet devri İslam'ın nuruyla, şefkatiyle, sevgisiyle asr-ı saadet d&ouml;nemi oluyor ve kıyamete kadar gıpta edilecek ve bizlere rehber olacak bir d&ouml;nem oluyordu.</p>
<p>&nbsp; Mukaddes dinimzin hoşg&ouml;r&uuml; kanatları altında nice cahil, katı kalpli zalim insanlar birer nur olup etrafına ışık sa&ccedil;ıyorlardı.İnsanlığın İftihar tablosunu (SAV) &ouml;ld&uuml;rmeye niyetlenen, kızını diri diri toprağa g&ouml;men &Ouml;mer,İslamın halifesi ve adaletin temsilcisi oluyor;&nbsp; savaş meydanlarında Rasulullah'a (SAV) zor anlar yaşatan Halid Bin Velid, İslam ile şerefleniyor ve İslamın kılıcı oluyor, Taif'ta O'nu (SAV) taşlayanlar, &ccedil;ok sevdiği amcasını şehid eden Vahşiler, Hİntler, Ebu Sufyanlar,İslamın dırahşan &ccedil;ehresi karşısında adeta eriyor, katı kalpleri yumuşuyor ve birer hidayet yıldızları olarak t&uuml;m d&uuml;nyayı aydınlatıyorlardı.İslamın bitmek t&uuml;kenmek bilmeyen sevgisi karşısında onlarda nasiplerini alıyorardı.</p>
<p>&nbsp;Dinimizin bilzere kazandırdığı hoşg&ouml;r&uuml; hasletini, sevgili peygamberimizin hayat tabosundan, sizlerinde bildiği bir iki &nbsp;b&ouml;l&uuml;m&uuml;&nbsp;sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p>&nbsp; Rabbe vuslatın habercisi olan ve&nbsp; m&uuml;'minleri kurtuluşa &ccedil;ağıran Ezan-ı Muhammedi y&uuml;kesliyordu semalara &nbsp;Bilal'in sesiyle.Mescid-i Nebevi de bir &ccedil;ocuk vardı ve okunan ezanla alay edercesine tekrar ediyor ve farklı sesler &ccedil;ıkartıyordu.Belli ki g&uuml;nahsız &ccedil;ocuk birileri tarafından kışkırtılmış ve kandırılmıştı.Hidayetten mahrum insanlar, bir &ccedil;irkinlik daha sergileyeceklerdi.&Ccedil;ocuk ezanla alay etmeye devam ederken yanına yaklaşan hoşg&ouml;r&uuml; abidesi&nbsp; Efendimiz (SAV) &ccedil;ocuğun başını okşayarak: &nbsp;<strong><em>"Ne g&uuml;zel ezan okuyorsun, gel seni bu mescidin m&uuml;ezzini yapalım"&nbsp;</em></strong> diyordu ve olan o anda oluveriyordu.Sonsuz sevgi ve muhabbet ırmağından s&uuml;z&uuml;len&nbsp;şefkat damlacıkları&nbsp;&ccedil;ocuğun temiz y&uuml;reğini &ccedil;ağlayanlara &ccedil;eviriyordu ve o g&uuml;nden sonra sa&ccedil;larını hi&ccedil; kestirmemişti.Sebebini soranlara ise "<strong><em>o sa&ccedil;lara Resulullahın eli değdi nasıl dokunabilirim ki " </em></strong>diyordu."&nbsp; Diğer taraftan Medine'ye g&ouml;nderilen Mus'ab Bin Umeyr'in &nbsp;(ra) birinci akabe biatına 14 kişi ardından ikincisine 70 kişi getirmsi hi&ccedil; ş&uuml;phesiz ki Mus'ab Bin Umeyr'in İslamı en g&uuml;zel şekilde temsil etmesinden kaynaklanıyordu.Bu ve bunun gibi&nbsp;onlarca &ouml;rnek tabloyu&nbsp;asr-ı&nbsp; saadette g&ouml;rmemiz m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p>
<p>&nbsp; Rehberimiz efendimiz (SAV) kendisine yapılanlara sabretmeseydi onlara her defasında hoşg&ouml;r&uuml; ile yaklaşmasaydı, onlara tatlı dille karşılık vermeseydi ş&uuml;phesiz İslam dini kalplerde Makes bulmayacaktı.Nitekim Y&uuml;ce Rabbimiz bir ayet-i Kerimsinde Efendimize ş&ouml;yle buyurmaktadır."<strong><em>Sen, Allahtan gelen bir merhametle onlara yumuşak davrandın.Eğer kaba, katı y&uuml;rekli olsaydın elbette onlar etrafından dağılıp giderlerdi....(Ali İmran159)</em></strong> Bu ayeti kerimenin bizlere vermiş olduğu mesajı&nbsp; g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde m&uuml;sl&uuml;manlarının &nbsp;&ccedil;ok iyi analiz etmesi&nbsp; anlaması&nbsp; ve&nbsp;hayata ge&ccedil;irmesi&nbsp; ka&ccedil;ınılmazdır.</p>
<p>&nbsp; Sevgili Peygamberimiz Nahl s&uuml;resi 125. ayetindeki <em>" Rabbinin yoluna hikmetle ve g&uuml;zel nasihatle davet et" </em>emr-i ilahisini kendisine şiar edinmiş ve islamın,cehaletle&nbsp; kavrulan Arap yarımadasında kalplerde inşirah bulmasına vesile olmuştur.</p>
<p>&nbsp; Efendimizin&nbsp; irtihal-i&nbsp;&nbsp;dar-ı bekasından sonra da m&uuml;'minler islam dininin hoşg&ouml;r&uuml; &ccedil;izgisini takip ve tatbik ederek bir&ccedil;ok insanı kazanmış, islamın nurlu g&uuml;neşi kısa zamanda d&uuml;nyanın bir&ccedil;ok beldesinde inkişaf etmiştir.Y&uuml;ce dinimizin muhabbet ve hoşg&ouml;r&uuml; halkası Emevi, Abbasi, Sel&ccedil;uklu ve Osmanlı devletlerinde elden ele dolaştırılarak, Sasani ve Bizans gibi d&uuml;nyanın, ruhu bunalmış karanlık beldeleri İslamın Nuruyla bir daha s&ouml;nememek &uuml;zere aydınlanmıştır.</p>
<p>&nbsp; D&uuml;şmanları tarafından dahi saygı ile s&ouml;z edilen, insana olan saygısı,sevgisi,adaleti ve hoşg&ouml;r&uuml;s&uuml; ile, ilel ebed dilden dile, g&ouml;n&uuml;lden g&ouml;n&uuml;le aktarılacak olan ecdadımız da bu &ouml;zelliğini dinimiz olan İslamın &ouml;z&uuml;nden almış ve uygulamıştır.Osmanlı İmparatorluğu,&nbsp;y&ouml;netim &nbsp;sisteminde insanlığa uyguladığı adalet, sevgi ve saygıyla o devri asr-ı saadet devrine d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r adeta.&Ouml;yleki kendi &uuml;lkelerinde huzursuz olan gayr-ı m&uuml;slimler,&nbsp; hoşg&ouml;r&uuml;yle ekilmiş,sevgiyle sulanmış Osmanlı topraklarında yaşamayı tercih ediyor ve <strong><em>"İstanbul'da Katolik serpuşu g&ouml;rmektense Osmanlı kavuğu g&ouml;rmeyi tercih ederim."</em></strong> diyorlardı.&Ccedil;&uuml;nk&uuml; o topraklarda islam yaşanıyordu.İnsana saygı vardı, adalet vardı.Hoşg&ouml;r&uuml; vardı.T&uuml;m canlılara h&uuml;rmet vardı.&Ouml;yleki g&ouml;&ccedil;men leylekler i&ccedil;in dahi vakıflar kuruluyor, kuşlar i&ccedil;in &ouml;zel yuvalar yapılyordu.Elbetteki bu ince ruh islamın yansımasıydı.İncelik osmanlı yapılarına dahi yansımıştı.Sultan Ahmet ve Selimiye &ouml;rneğini vermek yeterli olur sanırım.</p>
<p>&nbsp;D&uuml;n olduğu gibi bug&uuml;n de dinimizin bizlere kazandırmış olduğu bu g&uuml;zel ahlakı yaşamak ve insanlara &ouml;rnek olmak bakımından gayret sarfetmek her inanmış g&ouml;n&uuml;le bir g&ouml;revdir.&Ouml;zellikle son g&uuml;nlerde islamın dırahşan &ccedil;ehresini kirletenlere, değerlerimizle alay edenlere mukaddes dinimizin yegane temsilcisi iki cihan g&uuml;neşi Efendimiz (SAV)'e karşı hakaret edenlere karşı bizler, &ccedil;ok dikkatli olmalı tepkimizi belli &ccedil;er&ccedil;eveler i&ccedil;ersinde dik durarak g&ouml;stermeli&nbsp;ve en &ouml;nemlisi &nbsp;dinimizi yaşayarak ve en&nbsp;iyi &nbsp;şekilde temsil ederek, bıkmadan usanmadan sabırla anlatarak,cevabımızı vermeliyiz.D&uuml;nyada olup bitenlerin ve bazı &ccedil;evreler tarafından yanlış anlaşıldığı gibi dinimizin ter&ouml;re hi&ccedil;bir şekilde musamaha g&ouml;stermediğini, kalp kırmanın dahi dinimizce yasaklandığını bir şekilde&nbsp;insanlığa duyurmamız hepimizin g&ouml;revidir.İletişim &ccedil;ağında olduğumuz ve kitle iletişim ara&ccedil;larını kullanmayı bilen insanlar olarak bizlere daha &ccedil;ok g&ouml;rev d&uuml;şmektedir bu konuda.Bu g&ouml;rev adeta M&uuml;'min olan insanın hayat gayesi olmalı ve bir haikati duyurmak i&ccedil;in adeta &ccedil;aba sarfetmelidir.Fırsat&nbsp; kollamalıdır.Hayatın her anını&nbsp;bu hizmet &nbsp;i&ccedil;in değerlendirmelidir.</p>
<p>&nbsp; Bu zor g&ouml;revi ifa ederken &ouml;n&uuml;m&uuml;ze &ccedil;ıkacak engellere sabırla g&ouml;ğ&uuml;s gererek mutlu sona erişmeyi hedeflemeli,İslamdan bihaber yaşayan dimağlara ulaşmalıyız.Meşakkatli&nbsp;ama rıza-i ilahi adına hoş olan bu hizmeti &nbsp;yaşam sebebi olarak mulahaza etmeli ona g&ouml;re hal ve tavırlarımıza dikkat etmeliyiz.Hoşg&ouml;r&uuml;, tevazu kanatlarımızı Mevlana misali&nbsp;sonuna kadar a&ccedil;malıyız.Rabbimiz bu yolda yar ve yardımcımız olsun.Saygı ve h&uuml;rmetlerimle.</p> ]]>
         </description>
      <pubDate>Mon, 30 Jun 2008 21:38:03 +0000</pubDate>
        </item>

        
        
        <item>

          <title>Rezillik</title>
          <link>http://www.yazamak.com/yazi/220/rezillik</link>
          <guid>http://www.yazamak.com/yazi/220/rezillik</guid>

          <description>
      		<![CDATA[Google'dan reklamları yazamak'ta yayınlamaya başlayalı 1 ay olmadı bile. Fakat benim bu dating ve erotik i&ccedil;erikleri engellemekten canım &ccedil;ıktı.<br /><br />Son bombamız aşağıda gelsin...<br /><br /> 
<div style="text-align: center;"><img border="0" alt="" src="/spaw2/uploads/images/rezillik.jpg" /><br /><br /> 
  <div style="text-align: left;">Napicaz bu Google'la bilmiyorum. Bug&uuml;n prestiji olduk&ccedil;a y&uuml;ksek bir iş dergisinden aradılar ve <b><a title="Google Türkiye neden var?" target="_blank" href="http://www.sinanata.com/google/google-turkiye-neden-var/">zamanında yazdığım bir yazı</a></b>yla alakalı birka&ccedil; şey danıştılar.<br /><br />Bu kadar ulaşılmaz olmamalı Google T&uuml;rkiye'nin adamları. D&uuml;nyanın en b&uuml;y&uuml;k markasında &ccedil;alışıyor olmak efsanevi, esrarengiz olmayı gerektirmez diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.<br /> 
  </div> 
</div> ]]>
         </description>
      <pubDate>Mon, 30 Jun 2008 17:05:00 +0000</pubDate>
        </item>

        
        
        <item>

          <title>Bir Yaz Gecesi &#39;Vesaire&#39;si</title>
          <link>http://www.yazamak.com/yazi/219/bir-yaz-gecesi-vesairesi</link>
          <guid>http://www.yazamak.com/yazi/219/bir-yaz-gecesi-vesairesi</guid>

          <description>
      		<![CDATA[
<p>Sessiz... Şimdi daha sessiz... Ama asla birbirimizi duyacak kadar sessiz değil... Fizik kuralları, mesafeler vesaire... Ya da vesaire niye hep vs. diye yazılır ki? Street Fighter gibi...Ryu vs. Ken. İşte bu, &ccedil;ağrışım dedikleri şeydir. &Ccedil;ağrışım da &ccedil;ok ilgin&ccedil; bir şekilde cep telefonlarını '&ccedil;ağrı'ştırır...</p>
<p>D&uuml;ş&uuml;ncelerim arasından dolamba&ccedil;lı bir yol bulmaya &ccedil;alışıyordum. Bizim k&ouml;y&uuml;n camiine giden yol gibi. Hoca 'Amenerrasul&uuml;' y&uuml; okurken cemaatteki hafif uyuklamarı g&ouml;zlemleyenlerden biriyseniz, '...fensurna alel kavmil kafirin...' dendiği zaman musikiye benzer bir zevkin i&ccedil;inize aktığını da pek iyi bilirsiniz. </p>
<p>Bu y&uuml;zden, &ouml;zellikle yaz gecelerinde, ve bilhassa kuruyemiş&ccedil;ilerin kapatma saatine denk gelen bir vakitte yatsıdan d&ouml;nen yaşlı amcaları da tanıyorsunuzdur: Gizlice toplanan bir derneğin mensuplarıymış&ccedil;asına hararetli, az &ouml;nce kıldıkları namazın kritiğini yapmaktadırlar. İnsan onları tanımasa bowling ma&ccedil;ından d&ouml;n&uuml;yor sanabilir.&nbsp;Hafif bir gece meltemiyle esriyen sokaklarda biraz homurtu ve &ouml;ks&uuml;r&uuml;k bırakarak evlerine dağılırlar, ve ben onların eve gidince ne yaptıklarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;m. Ben olsam hemen yatmam, ne de olsa namazımı kılmışım, &ccedil;ayımı demler, televizyonun karşısında uyuyakalırım. Kuruyemiş&ccedil;ilerin kapandığını s&ouml;ylemiştim değil mi, kim demiş, bu amcalar onların son m&uuml;şterileridir. Kimi sigara, kimi soda, kimi de biraz &ccedil;erez, bazısı da evdekilerin ağzı tatlansın diye dondurma alır. D&uuml;nyada huzur diye bir şey varsa bu amcaların uzmanlık alanıdır&nbsp;denebilir. &Uuml;stelik onların huzuru şartlara g&ouml;re değişmez;&nbsp;haydi emekli olduk, k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kasabaya yerleşelim dedikleri zaman bile, o kasabanın kuytusunu, al&ccedil;ak, sarmaşıklı bir balkonu olan lavanta kokulu evini, konu komşusunu, kuruyemiş&ccedil;isini, camisini, kısacası oranın da huzurunu hemen buluverirler!</p>
<p>Ve şimdi daha sessiz işte. Kafama g&ouml;re takılıyorum, terden yapış yapış oldum... Kitaplarımı havalandırıyorum diye entelce bir yalan s&ouml;ylemek vardı ama hakikaten b&uuml;y&uuml;k yalan olur. Masanın &uuml;st&uuml;ndeki bozukluklarla şeftalili buzlu &ccedil;ay aldım, soğuk değildi, soğuttum. Canım sıkıldı, oturdum bunları yazdım. Yatsıya&nbsp;gidip o &ccedil;ok meşhur eve d&ouml;n&uuml;şlerden birine şahit olurum diye korktum belki de. O y&uuml;zden ben de karşıki evin camlarında ne var ne yok diye bakıp arka bah&ccedil;edeki sessizlikte kafa dinlemeye karar verdim. Vakit ge&ccedil;tik&ccedil;e sanki odanın i&ccedil;inde başka biri varmış&ccedil;asına dağıldı ortalık, eski defterleri karıştırdım hatta bir ara, bir c&uuml;mle, bir kıvılcım &ccedil;aktıracak bir hatıra bulup salak salak sırıtmak i&ccedil;in. Hep aynı yere bakmış olacağım, gene bozamadım sessizliği.</p>
<p>Evdekiler uyuyordu, televizyonlar karanlık oda beyazlığı i&ccedil;inde a&ccedil;ık kalmıştı. Bir şarkı mırıldandım, bir s&uuml;re yankılandı ses, sanki biri cevap vermiş gibi heyecanlandım.</p>
<p>Seni duyduğumu farzedip sustum sonra...</p> ]]>
         </description>
      <pubDate>Sun, 29 Jun 2008 00:54:48 +0000</pubDate>
        </item>

        
        
        <item>

          <title>3 Farklı Portre..</title>
          <link>http://www.yazamak.com/yazi/218/3-farkli-portre</link>
          <guid>http://www.yazamak.com/yazi/218/3-farkli-portre</guid>

          <description>
      		<![CDATA[Arkadaşlar az &ouml;nce okuyup &ccedil;ok beğendiğim ve hatta i&ccedil;imin titremesine sebep olan bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum...<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;"><span class="style2">*</span></span>
</div><br /><br /> 
<div style="text-align: right;"><span><span style="font-size: 12pt; font-family: Arial;"><span style="font-weight: bold;">Fatma K. Barbarbarsoğlu...</span><br /></span></span>
</div><span><span style="font-size: 12pt; font-family: Arial;"><span style="text-decoration: underline;">&nbsp;</span></span></span><span style="font-weight: bold;">Bir mezuniyet t&ouml;reninden &uuml;&ccedil; resim...</span><br /><br />Esasında bu &uuml;&ccedil; resmi bir alb&uuml;m ebatlarına getirebilirdim. Ama &uuml;&ccedil; resmin T&uuml;rkiye'yi &ccedil;ok net temsil ettiğini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m i&ccedil;in sizlerle paylaşmayı uygun g&ouml;rd&uuml;m.<br /><br /><span style="font-weight: bold;">A-</span><br /><br />Adını A olarak kodladığımız gen&ccedil; kız, okulunu birinci olarak bitirdi. Okulun kapısında başını a&ccedil;tı, &ccedil;ıkarken kapattı. Koca koca adamların bir t&uuml;rl&uuml; bilemediği "zaruret miktarı"nı asla aşmadı.<br /><br />O kadar ki mezuniyet t&ouml;reninin yapıldığı akşam &ouml;zellikle babası kızının okula gitmemesini anlayamadı. Annesi aracılığı ile ısrarlarını bildirdi. Ne vardı canım. Yıllarca gittiği okula bir mezuniyet i&ccedil;in gitmemesi kadar sa&ccedil;ma bir şey olabilir miydi? Hem de okul birincisiyken. (Okul birincisinin babası olma şerefi elinden mi alınıyordu t&ouml;rene gidilmeyerek?)<br /><br />Okul birincisi baş&ouml;rt&uuml;l&uuml; kız, kendi mezuniyet t&ouml;renine gitmedi. Ertesi g&uuml;n, sınıf arkadaşlarının internet ortamından g&ouml;nderilmiş fotoğraflarına bakarken &ouml;zellikle erkeklere dikkat kesildi. Muhafazakar ailelerin muhafazakar delikanlılarına. C&uuml;bbeleri giymiş, kepleri takmış olarak verdikleri pozlara baktı. Yazıklar olsun dedi. Şu kadarını bile yapamıyorlar. O c&uuml;bbeyi giymemeyi, o kepi takmamayı.<br /><br />Baba kızının bu c&uuml;mlesine takıldı. Bu kızı bu kadar sert yapan neydi? Anne sen de yıllar &ouml;nce bu kadar "sert" idin dedi. O zaman adı sertlik değildi. İnsan ancak ilkeleriyle yaşar diyorduk.<br /><br />Adam karısının bu s&ouml;z&uuml;yle maziye g&ouml;m&uuml;ld&uuml;. Bir m&uuml;ddet nefes alamadan kaldı orada.<br /><br />Rabbim dedi sonra sen bize rağmen ne muhteşem evlatlar veriyorsun. Biz bu evlatları hak ediyor muyuz?<br /><br /><span style="font-weight: bold;">B-</span><br /><br />Kadın g&uuml;zel giyinmişti. G&uuml;zel ve zarif. Zarif ve ilkeli. Yani aksayan bir şey g&ouml;ze &ccedil;arpmıyordu. Mezuniyet t&ouml;reni i&ccedil;in hazırlanmış olan kızlarının kıyafeti biraz fazla şey ka&ccedil;mıştı. Şey. Yani sırtın yarısı a&ccedil;ık ve dizler meydanda.<br /><br />Baba takım elbise giymişti. Yanında p&uuml;r tesett&uuml;r eşi ve manken bedenlerden &ouml;d&uuml;n&ccedil; kıyafetleriyle kızı. Bir T&uuml;rkiye ger&ccedil;eği mi vardı karşımızda.<br /><br />&Uuml;&ccedil;l&uuml; herkesin dikkatini bir par&ccedil;a &ccedil;ekiyordu. Ama hen&uuml;z olanların olmasına yarım saat vardı.<br /><br />Tam yarım saat sonra. M&uuml;zik ritmini artırınca &ouml;nce baba &ccedil;ıktı meydana. Ceketini beline bağlayarak Adnan Şenses'ten taklit edilmiş b&uuml;t&uuml;n fig&uuml;rleri itina ile sergiledi. Karşısında kızı. Ne var bunda şaşıracak değil mi? Baba kız mezuniyet t&ouml;reninde "Roman havası" eşliğinde. Ama olanlar bu kadar değildi. O p&uuml;r tesett&uuml;r kadın, kıyafetini neredeyse Şevket Eygi'nin dahi beğeneceği kadın o meydanda "sevgili eşini" ve "sevgili kızını" yalnız bırakmadı. &Uuml;&ccedil;l&uuml; "d&ouml;kt&uuml;rd&uuml;k&ccedil;e d&ouml;kt&uuml;rd&uuml;."<br /><br /><span style="font-weight: bold;">C-</span><br /><br />Okulun en başarılı ve en g&uuml;zel kızıydı. En itinalı en zarif. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o narin prensesti. B&uuml;t&uuml;n "en"lerin kişiliğini ve kimliğini itina ile tanımlayan sıfatlara eşlik edeceği bir eşsiz benzersizliği vardı. Onu beğenmemek imkansızdı.<br /><br />Mezuniyet t&ouml;reninin olacağı g&uuml;n, ben t&ouml;rene &ouml;ğrenci olarak katılmayacağım dedi. Arkadaşlarımı yalnız bırakmayacağım ama. Onların arasında sanki bir veli gibi bulunacağım.<br /><br />Annesi kızının kararına şaşırdı. Şaşkınlığı saygı duymasına engel değildi lakin. Okuldaki bazı hocaların sertliği bu k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k bedenleri ne kadar da ilkeli olmaya zorluyor diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;.<br /><br />T&ouml;rene veli sırasından katılmaya d&uuml;ş&uuml;nen narin gen&ccedil; kız sanki o g&uuml;n b&uuml;t&uuml;n arkadaşlarının velisiydi. Herkes onların evinde toplandı. &Ouml;nce onların karnını doyurdu. Sonra kıyafetleriyle ilgilendi tek tek. Buruşmuşları &uuml;t&uuml;ledi. Kıyafetini son anda beğenmeyenler i&ccedil;in aksesuar yardımıyla olağan&uuml;st&uuml; tasarımlar ger&ccedil;ekleştirdi. Bir anne gibi mezuniyetine gideceği gen&ccedil; kızları i&ccedil;in &ccedil;alıştı didindi g&uuml;n boyu.<br /><br />Akşam birlikte &ccedil;ıktılar evden. &Ouml;nce birlikte oturdular mezun oldukları okulun bah&ccedil;esinde kendileri i&ccedil;in hazırlanmış sandalyelere. Ta ki bir &ouml;ğretmen gelip taciz edinceye kadar. Arkadaşları isyan etti. "O yoksa biz de yokuz!" Doğruydu orada olmalarını da g&uuml;n boyu onun emeğine bor&ccedil;lu değil miydiler.<br /><br />(O yoksa biz yokuz diyen arkadaşlarının hepsinin başının a&ccedil;ık olduğunu s&ouml;ylemeye gerek var mı?Ya da bu bilgi bu satırları okuyanlar i&ccedil;in değerli midir?)<br /><br />Gecenin tadı ka&ccedil;masın diye g&uuml;zeller g&uuml;zeli narin prenses veliler arasına ge&ccedil;ti arkadaşlarının sahneye &ccedil;ıkmak i&ccedil;in hazırlığa giriştikleri sırada. Annesi onu uzaktan g&ouml;zl&uuml;yordu. O annesinin kendisini g&ouml;zlediğinden habersiz.<br /><br />Anne, "narin prenses" kod adıyla tanınan kızının ne muhteşem bir duruşu olduğunu g&ouml;rd&uuml; o akşam. Tam da ceketlerini bellerine bağlayarak "d&ouml;kt&uuml;rd&uuml;k&ccedil;e d&ouml;kt&uuml;rm&uuml;ş" tesett&uuml;rl&uuml; kadın, tesett&uuml;rl&uuml; kadının neredeyse yarı &ccedil;ıplak kızı ve tesett&uuml;rl&uuml; kadının zenne gibi oynayan kocasının şaşkınlığını atmaya &ccedil;alışırken.<br /><br />Bir ara ağlayıp ağlamadığın d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Anne y&uuml;reği işte.<br /><br />Hayır ağlamıyordu. Bir onur abidesi gibi orada oturuyordu. Evlatlarını yalnız bırakmayan kan kussa kızılcık şerbeti i&ccedil;tim diyecek ana&ccedil; bir tavırla.<br /><br />Allahım dedi anne, bu &ccedil;ocuk ne zaman bu kadar b&uuml;y&uuml;d&uuml;. Ne zaman bu kadar olgunlaştı.<br /><br />B&uuml;t&uuml;n bu yasaklar bizim bilmediğimiz g&uuml;nlere &ccedil;ocuklarımız hazırlıklı olsun diye mi?<br /><br />O gece kadın sabaha kadar ağladı. Bunca acının i&ccedil;inden bunca olgunluğu &ccedil;ıkaran, alnından ışık sızan gen&ccedil; kızlar i&ccedil;in.<br /><br />Allahım evlatlarımızın alnındaki ışığı kalbindeki imanı s&ouml;nd&uuml;rme.<br /><br />Amin.<br /><br /><span style="font-weight: bold; font-style: italic;">(Siz dahi bu yazıyı okuduktan sonra aşk ile amin demeyi unutmayın.)</span><br /> ]]>
         </description>
      <pubDate>Fri, 27 Jun 2008 16:35:45 +0000</pubDate>
        </item>

        
        
        <item>

          <title>3&#45;2</title>
          <link>http://www.yazamak.com/yazi/217/3-2</link>
          <guid>http://www.yazamak.com/yazi/217/3-2</guid>

          <description>
      		<![CDATA[
<div style="text-align: center;"><img border="0" alt="" src="/spaw2/uploads/images/tm.gif" /><br /> 
</div>B&ouml;yle k&ouml;t&uuml; bir oyun sergile ve ma&ccedil;ı kazanan sen ol! Olmaz ki ya olmaz ki:(<br />***<br />
<div style="text-align: center;"><img border="0" alt="" src="/spaw2/uploads/images/semlih1.jpg" /><br /> 
</div>
<p><strong>GOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOLLLLL...
GOOOOOOOOOOOOOOOOOLLL... GOOOOOOLLL... DAKİKA 86, GOL SEMİH
ŞENT&Uuml;&Uuml;&Uuml;&Uuml;&Uuml;&Uuml;&Uuml;&Uuml;&Uuml;&Uuml;&Uuml;&Uuml;&Uuml;&Uuml;&Uuml;RKKK... SABRİ SAĞ KANATTAN ALDI TOPU... BİR &Ccedil;ALIM...
SON &Ccedil;İZGİ &Uuml;ZERİNDEN BİR ORTA... SEMİH &Ouml;N DİREKTE DOKUNDU VE TOPU
AĞLARLA BULUŞTURDU...<br /></strong></p> 
<p><strong>İnanılmaz bir gol yiyoruz... 90. dakika, gol Lahm... Soldan
ceza sahasına girdi Lahm... Vuruyor... Top ağlarda... Almanya 3-2
T&uuml;rkiye...</strong></p> 
<p><strong>3 dakikalık kaybolan zaman işareti veriliyor...</strong></p> 
<p><strong>T&uuml;mer yerde kaldı... Ceza sahasının hemen &ouml;n&uuml;... Faul...</strong></p> 
<p><strong>Atışı T&uuml;mer kullandı... &Uuml;stten dışarıya...:(</strong></p> 
<p><strong>*******</strong></p> 
<p><strong><span class="style2">Ama yine de futbolcularımızın hepsii &uuml;stlerine d&uuml;şene yaptı,biz onlarla gurur duyuyoruz..</span><br /></strong></p><br /><br /> ]]>
         </description>
      <pubDate>Wed, 25 Jun 2008 23:47:25 +0000</pubDate>
        </item>

        
        
        <item>

          <title>Garip</title>
          <link>http://www.yazamak.com/resim/216/garip</link>
          <guid>http://www.yazamak.com/resim/216/garip</guid>

          <description>
      		<![CDATA[<img src="http://www.yazamak.com/system/uploads/b90031a6f84edcb48da26d09ca7abe87_500px.jpg" class="gorsel_oge" /> ]]>
         </description>
      <pubDate>Wed, 25 Jun 2008 07:06:28 +0000</pubDate>
        </item>

        
        
        <item>

          <title>Sadece Okuyorduk...</title>
          <link>http://www.yazamak.com/yazi/215/sadece-okuyorduk</link>
          <guid>http://www.yazamak.com/yazi/215/sadece-okuyorduk</guid>

          <description>
      		<![CDATA[ 
<p class="MsoNormal"><o:p></o:p>Benim <span>&nbsp;</span>bir &ouml;zelliğim
de ge&ccedil;mişe <span>&nbsp;</span>aşırı &ouml;zlem duymamdır.<span>&nbsp; </span>Kendi kendime &ldquo;Hani bir keresinde&hellip;&rdquo; diye
başlayan c&uuml;mleleri sıklıkla kurarım. Fail her zaman sadece ben değilimdir. Bir
keresinde &ccedil;ocukluk g&uuml;nlerimin &ouml;nemli kısmını birlikte ge&ccedil;irdiğim kuzenimle
otururken m&uuml;temadiyen &ldquo;Hani bir keresinde&hellip;&rdquo;li c&uuml;mleleri sıraladığımda <span>&nbsp;</span>ş&ouml;yle demişti. &ldquo;Arşiv misin oğlum sen!&rdquo; </p> 
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p> 
<p class="MsoNormal">Yaz Kur&rsquo;an Kursları &ouml;ğretime &uuml;&ccedil; g&uuml;n &ouml;nce başladı. İlk g&uuml;n,
okulun ilk g&uuml;n&uuml;ne benziyordu. Okulun ilk g&uuml;nleri en zor g&uuml;nlerdir ders
a&ccedil;ısından..Okul başladığında, hele bir de dersler başladığında en zor ders
T&uuml;rk&ccedil;e ve Resim&rsquo;dir onlar i&ccedil;in. Kompozisyon konusu hazırdır: &ldquo;<b>Yaz tatilini nasıl ge&ccedil;irdiniz?</b>&rdquo; </p> 
<p class="MsoNormal">Hepsi denize ,pikniğe, memleketine gitmiş, bol bol kitap
okumuş, &ouml;ğretmenlerinden ve arkadaşlarından uzak kaldıklarından dolayı
&uuml;z&uuml;lm&uuml;şlerdir. Okulların a&ccedil;ılması &uuml;z&uuml;nt&uuml;lerini biraz hafifletmiştir. Ama hikaye
yazmak kadar zor olanı başarabilmiş, azı yaşanmış, &ccedil;oğu yaşanması m&uuml;mk&uuml;n
olayları kağıda d&ouml;kebilmişlerdir. Ama daha zor olanı kendilerini beklemektedir.
Sonra yazdıklarının resmini &ccedil;izmeleri istenecektir &ccedil;&uuml;nk&uuml;. Her &ouml;ğrenci gibi ben
de bu zorlukları yaşadığımdan, <span>&nbsp;</span>onlara &ldquo;Okulda
neler yaptınız, dersleriniz nasıl ge&ccedil;ti?... benzeri sorular sormayı abes
g&ouml;rd&uuml;m. Derken derse başladık. Ben, &ouml;ğrenci milletinin en sevmediği soru tarzlarından
olan bir tanım sorusu ile başladım: &ldquo;Arkadaşlar <b>din nedir</b>?&rdquo; Sonra da bana daha fazla kızmasınlar diye ekledim: &ldquo; Ya
da ş&ouml;yle sorayım, din deyince aklınıza ne geliyor? Size neyi &ccedil;ağrıştırıyorsa
hepsini s&ouml;yleyin&rdquo; Cevaplar bazı istisnalar da olmak &uuml;zere benzerdi:</p> 
<p class="MsoNormal">-İslam.</p> 
<p class="MsoNormal">-Peygamber.</p> 
<p class="MsoNormal">-Kur&rsquo;an.</p> 
<p class="MsoNormal">-Ka&rsquo;be</p> 
<p class="MsoNormal">-Namaz </p> 
<p class="MsoNormal">-Papaz (Bunu s&ouml;yleyeni ayrıca kutladım)</p>
<p class="MsoNormal">...<br /> </p> 
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p> 
<p class="MsoNormal">Derken, bir cevap daha. Hem de d&uuml;zenli kurulmuş bir c&uuml;mle:</p> 
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p> 
<p class="MsoNormal">-Din, <span>&nbsp;</span>akıl sahibi
kimseleri, kendi tercihleriyle, d&uuml;nyada ve ahirette mutluluğa g&ouml;t&uuml;ren ilahi
kanunlar b&uuml;t&uuml;n&uuml;d&uuml;r.</p> 
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p> 
<p class="MsoNormal">Anlaşılan bu arkadaşımız beni ge&ccedil;mişte bırakmaya niyetliydi.
Hey gidi g&uuml;nler&hellip; Ne kadar zordu bu c&uuml;mleyi ezberlemek. Yazılıdan daha y&uuml;ksek
not almak, bu c&uuml;mleye bağlıydı.</p> 
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p> 
<p class="MsoNormal">Ders bitti. Ama o c&uuml;mle aklımdan &ccedil;ıkmadı. O zamanlar kelimeleri
bir araya getirmek kafiydi. Şimdi ise d&uuml;ş&uuml;nme vaktiydi. &Ouml;nce şunu fark ettim ki,
bu tanım t&uuml;m dinleri kapsayan bir tanım değildi. Eğer &ouml;yle olsaydı &ouml;ğrencilerin
&ccedil;oğunluğunun aklına din deyince İslami terimler gelmezdi.</p> 
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p> 
<p class="MsoNormal">Sonra &ldquo;<b>akıl sahibi
insanlar</b>&rdquo;ı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m. Evet, akılsız insan iyi ile k&ouml;t&uuml;y&uuml; birbirinden ayıramazdı.
Dinlerin &ouml;z&uuml;nde iyiyi yapmak k&ouml;t&uuml;den ka&ccedil;ınmak vardı. Din akıl işiydi.Peki ama
ne kadarımız aklını kullanıyordu, ne kadarımız d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu? M&uuml;sl&uuml;man bir anne
babadan doğmaktan başka avunacağımız ne vardı? Yaşlılarımızdan &ouml;ğrendiğimiz
yarı hurafe bilgilerle hayatımızı idame ettirmekle, &ldquo;Bu neden b&ouml;yle?&rdquo; diye
soranlara &ldquo;Fazla kurcalama, sonra kafir olursun&rdquo; demekle nereye kadardı? Kur&rsquo;an&rsquo;ı
Kerim&rsquo;i evin duvarında, değerli kumaşlardan yapılmış bir muhafazaya sarıp,
herg&uuml;n &ouml;pmek miydi O&rsquo;nu okumak, ya da ne okuduğunu merak etmeden okumak mıydı O&rsquo;nu
anlamak? <span>&nbsp;</span>&ldquo;<b>Aklınızı kullanmıyor musunuz?&rdquo;</b> (Enbiya,10), <b>&ldquo;Kur&rsquo;an&rsquo;ı d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorlar mı, yoksa kalpleri &uuml;zerinde kilitler mi var?&rdquo; </b>(Muhammed,24)<b>&ldquo;Sağırlara sen mi duyuracaksın? Hele
akıllarını da kullanmıyorlarsa&rdquo; </b>(Yunus,42)&hellip; <span>&nbsp;</span>diyordu okuduğumuz Kur&rsquo;an. Ama biz sadece
okuyorduk&hellip;</p> 
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p> 
<p class="MsoNormal">Okuyan bizlerdik, amel eden ise başkalarıydı. Mehmed Akif,
Avrupa i&ccedil;in boşuna &ldquo;<b>Adamların işleri
bizim dinimiz gibi, dinleri bizim işimiz gibi&rdquo;</b> demiyordu. Biz ise kendimizi
aşağıladık&ccedil;a aşağılıyor, angut olduğumuzu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorduk.</p> 
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p> 
<p class="MsoNormal">&ldquo;<b>D&uuml;nya ve ahiret</b>&rdquo;
dedim sonra. Ahireti arada bir, bir tanıdığımız &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;nde hatırlıyorduk.Biliyorduk&hellip;
Birg&uuml;n hepimiz oraya gidecektik, hem de d&ouml;nmemek &uuml;zere.Burada yaptıklarımıza
g&ouml;re şekillenecekti herşey. Biliyorduk&hellip; Ama dehşete d&uuml;şm&uuml;yorduk. Birazdan
oturacağımız sofrada en lezzetli yemekler teker teker &ouml;n&uuml;m&uuml;ze serilecekken,
rafta duran <span>&nbsp;</span>zehirli şekeri istiyorduk
annemizden. </p> 
<p class="MsoNormal">Kimimiz de d&uuml;nyadan tamamen vazge&ccedil;miş, kazanmak i&ccedil;in daha
&ccedil;ok &uuml;reten kimselerin boynuna &ldquo;g&ouml;z&uuml;n&uuml; mal hırsı b&uuml;r&uuml;m&uuml;ş zındık&rdquo; yaftası asıp, pejm&uuml;rde
bir vaziyette dolaşıp, tuttuğunu cehenneme atmakta buluyordu &ccedil;areyi. Ahireti bu
şekilde hatırından &ccedil;ıkartmayacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu.</p> 
<p class="MsoNormal"><b>&ldquo;Allah&rsquo;ın sana
verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. D&uuml;nyadan da nasibini unutma&rdquo; </b>(Kasas,77)
diyordu okuduğumuz <span>&nbsp;</span>Kur&rsquo;an. Ama biz
sadece okuyorduk&hellip;</p> 
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p> 
<p class="MsoNormal">&ldquo;<b>Mutluluk</b>&rdquo;
diyordu tanımda. Yani baskı altında kalmadan dine giren, dinin kurallarına uyan
kişi d&uuml;nyada da ahirette de mutlu olacaktı. Biz dinin kurallarından başka
şeylerde arıyorduk mutluluğu. Ama kendimizi değil, başkalarını mutlu etmek
i&ccedil;in. Ramazan&rsquo;da iftar yemeği veriyorduk, yarısı &ccedil;&ouml;pe gidiyordu. Ama &ldquo;Sonra
elalem, &hellip; beyler/hanımlar ne kadar pinti &ccedil;ıktılar yahu, demez mi?&rdquo;&rdquo; diyerek
avutuyorduk kendimizi. Evlerimizi depoya d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;yorduk, gereksiz bir yığın eşya i&ccedil;inde
y&uuml;r&uuml;yemiyorduk bile. Salonlarımızın kapısı sadece misafirlere a&ccedil;ıktı,
&ccedil;ocuklarımıza yasaktı. Desen ve renklerine hayran olup, tomarla para sayarak
aldığımız koltuklarımızın &uuml;zerine &ouml;rt&uuml; &ouml;rt&uuml;yorduk.Onlar bizim kutsalımızdı ve
avuntumuz hazırdı: &ldquo;Sonra elalem ne der?&rdquo; </p> 
<p class="MsoNormal">Okullar okumak,askerliği yapıp bir işe girmek, işleri
d&uuml;zelttikten sonra evlenmek istiyorduk.Hasılı evet, evlenecektik ama hen&uuml;z
hazır değildik. Ama başkaları bundan rahatsız oluyordu. Onları mutlu etmeliydik.
Yoksa rahat edemezdik.Bir şeyleri ispatlamalıydık. Neden? &ldquo;Sonra elalem ne der?
Gereksiz masraflara girmeye devam etmeliydik, &ouml;yle bir d&uuml;ğ&uuml;n olmalıydı ki,
kralları kıskandırmalıydı. Hi&ccedil;bir fedakarlıktan (savurganlıktan)
ka&ccedil;ınmamalıydık.Herkes g&uuml;nlerce konuşmalıydı.Neden? &ldquo;Sonra elalem ne der?&rdquo;</p> 
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p> 
<p class="MsoNormal">&ldquo;&hellip;<b>İsraf etmeyiniz.
Allah israf edenleri sevmez.&rdquo; </b>(A&rsquo;raf,31), diyordu <span>&nbsp;</span>okuduğumuz Kur&rsquo;an. Ama biz sadece okuyorduk.</p> 
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p> 
<p class="MsoNormal">Okuyorduk&hellip;Okuduk&ccedil;a <span>&nbsp;</span>Kur&rsquo;an&rsquo;ın, <b><span>&nbsp;</span>&ldquo;Oku!&rdquo; </b>emrini yerine
getirdiğimizi sanıyorduk&hellip;</p>  ]]>
         </description>
      <pubDate>Wed, 25 Jun 2008 02:34:10 +0000</pubDate>
        </item>

        
        
    </channel></rss> 