Gündemi biraz geriden takip mi ediyorsun diyebilirsiniz ama hele bi taşlar yerine otursun ondan sonra sözümüzü söyler arkasında kıvırmadan dururuz dedim.Mulum bahsedeceğimiz konu siyaset ve bahsedeceğimiz kişiler siyasetin kıvırma dönemini yaşamış ve bizlere yaşatmış kişiler.

Malumunuz CHP radikal bir adım attı ve çarşaflı bir kadına, üstelik Deniz BAYKAL'ın elinden rozet taktı. Açıkçası bu haberi ismi lazım olmayan bir haber sitesinde ilk okuduğumda acaba kimle dalga geçiyorlar dedim ve heyecanla linke tıkladım ki o da nesi, gerçektende Baykalın önünde iki bayan biri tesettürlü diğeri çarşaflı ve Baykal elindeki chp rozetini çarşaflı bir kadına iliştiriyor.

İnanılır gibi değil yıllarca türbanlı, başörtülü insanları kendine düşman edinmiş, onları devlet kurumlarına sokmamak için direnmiş, örtülü kız öğrencileri imam hatip liseleri önünde, ilahiyatlar önünde joplatmış bir parti ve bu eylemler yapılırken bu partinin başında olan bir parti başkanı bu gün sanki onları hiç yapmamış gibi sanki yıllarca eşitlikten özgürlükten yanaymış gibi kalkıp da böyle bir hareketde bulunuyor. Üstüne üstlük bir de bu yaptığını "ne var kardeşim bu bizim siyaset anlayışımız da var. biz çarşafa karşı değiliz ki Türk kadının elbisesidir çarşaf" diyebilecek kadar da yaptığının arkasında duruyor. Tamam CHP seçim için oy için bunları yapar yapmasına da... Merak ettiğim başka bişiy var. Bir kadın, türbanlı bir kadın nasıl olurda CHP ye gider.

Hani 22 Temmuz seçimlerinde seçim arabalarına türbanlı kadın resmi koyan ve aynı otobüslerin içinde travestilere fuhuş yaptıran bir parti neden oy için çarşaflı kadına rozet takmasın diyorum. Fakat şunu anlamıyorum.

Yıllarca seni ikinci sınıf vatandaş olarak bile görmeyen. Başörtünü önce bu bize yakışmıyor daha modern olalım diyerekten "TÜRBAN" diyen sonra da "TÜRBAN" bizim geleneğimizde yok "Başörtüsü" olsa neyse diyen ve iki türlü de seni kamu alanlarına sokmamaya çalışan iş imkanlarını kapatan, önce üniversitelere girmeni engelleyen sonra da senin kızını liseler önünde joplatan bu partiye niye girmek isteyesin. Gerçekten de buna şaşırdım.

Aslında şaşırırdım eğer CHP'nin nasıl bir parti olduğunu bilmesem. Eminim ki o kadınlar öylesine o güne özel olarak kapanmış, normalde süslü kokanalardan başkası olmayan o güne özel oy amacıyla bir kaç kare vermeye çalışan CHP nin kuklalarından başkası değiller. Sanki millet de "aaa CHP ye bak nasıl da yanlış tanışımışız CHP yi meğer türbana karşı değilmiş türbanın siyasete karışmasına karşıymış en iyisi ben oyumu CHP ye vereyim" diyecek.
Baykal acaba gerçektende bu saçmalığın tutacağını mı düşündü?

Bu millet yıllarca okul kapılarında ağladı. Oğlu askere giden analar çocuklarını ziyaret edemedikleri için ağladı. Şimdi bu yaptığı hareketle acaba gerçektende herşeyi affettirdiğini mi zannediyor?

Biraz eski CHP halinden bahsedelim.
Hani Türbanın siyasallaşmasına karşıydınız. Siz şimdi ne yaptınız?
Madem bu sizde normal bişiy nie göstere göster çarşaflı ve türbanlı iki kadına rozet taktınız?
Bu iş gönül işi değil mi? Rozet takmaya ne gerek var ki madem şov yapmıyorsunuz?
Masum başörtüsü ile sorununuz yok yaa. peki hangi başörtülünün daha masum olduğunu nasıl anlıyorsunuz?

Salih MEMECAN'ın bir karikatüründe olayı çok güzel açıklamış



Haa bi de bu olaya CHP tabanı açısından bakmak lazım. Yıllarca CHP ye oy veren insanlar hep aynı tutumu yüzünden oy verdiler. Üniversitelerde "Başörtüye hayır" diye bağıran, "dersimde başörtülü biri varsa dersten çıkarım" diyen sözde çağdaş öğretim üyeleri rektörler ve bunlar gibi kimseler CHP ye oy veren insanlar. Şimdi bunlar söyledikleri sözden geri mi dönecekler? yoksa bunlar CHP ne yaparsa doğrudur diyen kıvraklardan mı? CHP nin oy kitlesi bunlarken şimdi CHP bunlardan tekrar nasıl oy isteyecek? CHP durduk yere bir de bunları kaybetti. Buna dense dense "dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan olma" denir. CHP küçümsediği hor gördüğü halkın oyunu almak isterken kendi yandaşlarının oyunu da kaybetti.

CHP ye bu yolda devam etmesini söylemeden edemiyecem. Çarşaflı kadına sahip çıksın, başörtülü kişileri üye yapsın. Belki AK Parti'nin başörtüsü önerisini reddetmek için elini kaldırırken kendi üyelerini düşünürde kararını tekrar gözden geçirir. Yoksa CHP ye üye olan kapalılar da bildiğimiz chp'liler gibi mi olur?



Son bir söz söylemeden edemiyecem. Bir yerde okudum ve çok güldüm
"Baykal, Abdullah GÜL'ün eşi türbanlı diye ÇANKAYA'ya çıkmamıştı. Acaba Hayrunnisa Hanım çarşaf giyse Baykal Çankaya'ya çıkar mı?"

Sağlıcakla kalın . . . .


Bu ara ne kadar çok seçim gördük ya da bu ismi çok fazla duyar olduk. Yereli olsun geneli olsun hatta YÖK üyeleri, Anayasa Mahkemesi üyeleri vb seçimleri olsun artık anı anına takip eder olduk.

       Bunu yadırgamıyorum ama geçmiş dönemlerde genel ve yerel seçimlerde dahi seçmen kitlesi içinde fazla insanın sandığa gitmediği bir ülkede seçimlerin bu kadar hayatımız içine girmesinin ve takip edilmesinin nedenini merak ettim.

       2002 genel seçimlerinden sonra bu kelimenin hayatımıza çok fazla girmeye başladığı kanısındayım. Ben ilk oyumu 2004 yerel seçimlerinde kullandım. Onun ardından bir genel seçim daha gördüm ve şimdi yine yerel seçimler kapımızda. Eğer bir aksilik, erkenlik çıkmadığı takdirde (şimdilik aralık – ocak gibi erken seçim dedikoduları olsa da) önümüzde ki 2009 yılının Mart ayında bir yerel seçim yaşayacağız. Bunun habercisi olarak son günlerde televizyon ekranlarında gereksiz ve çirkin tartışmalar yaşanmakta. İktidar, ana muhalefet ve medya tasvip edilemeyecek bir şekilde acayip söylemlerini bizlerden esirgemeyerek asıl yüzlerini gösterircesine birbirlerine saldırmaktalar.

        Neyse açıkçası konumuz bu değil.

En son 2004’te yapılan yerel seçimlerde ki oy yüzdeleri şu şekilde.

İl Genel Meclis oylarının yüzdelerine göre dağılımı:
Toplam Sandık: 173.797
Açılan Sandık Oranı: Yüzde 100
Kullanılan Oy: 33.087.895
Açılan Sandık: 173.797
Toplam Seçmen: 43.337.733
Geçerli Oy: 32.101.184
Partilere göre:
 AKP: yüzde 41,67
 CHP: yüzde 18,27
 MHP: yüzde 10,10
 DYP: yüzde 9,95
 SHP: yüzde 5,10
 SP: yüzde 3,97
 GP: yüzde 2,58
 ANAP: yüzde 2,52
 DSP: yüzde 2,13
 BBP: yüzde 1,15
 BGMZ: yüzde 0,70
 BTP: yüzde 0,48
 DP: yüzde 0,39
 YTP: yüzde 0,32
 TKP: yüzde 0,26
 İP: yüzde 0,25
 EMEP: yüzde 0,06
 ÖDP: yüzde 0,04
 ATP: yüzde 0,04
 Millet Partisi: yüzde 0,03
 LDP: yüzde 0,00

Belediye başkanlığı oylarının yüzdelerine göre dağılımı:

 AKP: yüzde 41.9
 CHP: yüzde 21,7
 MHP: yüzde 8,6
 DYP: yüzde 8,2
 SHP: yüzde 5,9
 SP: yüzde 4,5
 GP: yüzde 2,6
 ANAP: yüzde 2,3
 DSP: yüzde 2,0

Yani sizinde tablolardan anlayacağınız üzere Ak Parti 2004 yerel seçimlerinde Türkiye’yi silmiş süpürmüş. Öyle ki muhalefet niteliğindeki ilk 5 partinin oylarını toplayınca anca Ak Parti oylarına denk geliyor. Bu da ki mi kesimler istese de istemese de o her zaman ki söylemi ortaya çıkarıyor; ‘yüzde 40 oyu aldılar … ‘ . İşte bu seçimlere 6 ay kala artık ki mi partiler adaylarını açıklamaya başladı, ki mi partiler ilçe kongrelerini yapıyor, kimileri ise nabız yoklama çalışmalarına devam etmekte. Muhalefettekiler şu an başkanlık koltuklarında oturan kişiler için gerek aslı olan gerek asılsız iddalar ile çeşitli söylemlerde çeşitli yolsuzluk ithamlarında bulunuyor. Bunlara ki misi ateş olmayan yerden duman çıkmaz derken ki misi yalan deyip gülüp geçiyor. Ama benim inancım şu ki; bir yerde gerçek anlamda muhalefet varsa orada kalite ortaya çıkar aynı ticarette rekabetin kaliteyi ortaya çıkardığı gibi. Bu seçimlerde benim en büyük beklentim düzeyli rekabet ve gerçekten yöneticilik yapabilecek kişilerin halkın önüne yönetici adayı olarak çıkmaları. Burada en büyük rol bence yine başbakana düşmekte çünkü o genel seçimlerde yaptığı gibi cesaretli davranıp şimdi ki başkanların neredeyse Psini değiştirmesi ya da gerçekten layıkıyla görev yapan başkanlarla yola devam etmesi. Çünkü eğer bir yerde düzenbazlık varsa yolsuzluk varsa o başkanın oradan gitmesi lazımdır ya da gerçek anlamda yüzde 40 üzeri oy alıp bu 5 yıllık zaman içinde kaliteli bir yönetim sergileyen başkanların devam etmesi de muhalefet partilerinin daha fazla çalışması anlamına gelir.

   Akabinde bir de büyük ilçelerin bölünmesi ya da birkaç tane beldenin bir araya gelmesi ile yeni ilçelerin oluşturulması konusu var. Ben bu konunun sonuna kadar arkasındayım çünkü artık İstanbul ve İzmir gibi illerde ki kimi ilçeler Anadolu’daki illerden büyük ve ilçelerin aldığı ödenekler tüm hizmetleri karşılamaya yetmez durumda. Bu sebeple ilçelerin bölünmesinde ben art niyet aramamaktayım çünkü oraları ille de Ak Parti kazanacak diye bir şeyde yok açıkçası.

    Bu konu bence çok ama çok sular götürür ardından. Ben 2009 yerel seçimlerinin vatanımız için en hayırlı şekilde geçmesini diliyorum. Umuyorum ki hak edenler kazanır ve genel yönetimin temelini oluşturan yerel yönetimler ülkemizde layıkıyla temel görevlerini yerine getirir bir duruma gelir.

 

 



Ben genel de kendi blogumda yazdığım yazıları burada tekrardan sizlerle paylaşıyorum,bunda ki amacımda açıkcası burada ki okurların ve yazar arkadaşların görüşlerine çok ama çok güvenmem.Daha doğrusu burada fikrin üstüne negatif ya da pozitif düzlemde daha verimle bilgilerin yüklenebilmesi.Ve şimdi konumuza gelelim; Şimdiye kadar bloğum da ne din diyanet ne de siyaset yaptım, nedenini niye sini aslında bilemiyorum, belki de yapmalıydım ya da hiç bu işlere bulaşmamalıydım ama bizler sustukça başımıza daha çok şeyler gelmiyor mu? Demek ki asıl olarak bunlara bulaşmamak ya da bulaşmak değil susmamak gerekiyormuş!

Daha bir hafta öncesinde Sarıyer de polislerimiz şehit oldu. İçimiz kan ağladı, her gün acaba doğudan şehit haberi gelecek mi diye endişeli bir beklenti içindeyiz.

Ama terör dışardan gelince en azından karşımızdakileri düşman olarak görebiliriz. Pe ki bunlar vatanımızın içindeki en güzide mevkilere yükselmiş, milyonlarca insanın yüreğinden çıkan kişiler olunca ne demeliyiz onlara?

Halk, televizyonlar, gazeteler …vb... yaklaşık bir yıldır kitlendi, Ergenekon ne olacak diye merak edip duruyor.Onlarca insan sorgulandı,onlarcasını sorgulandı,kimisi içerde rahmetli oldu,on binlerce evrak,dosya,doküman bulundu,ki en önemlisi darbe günlükleri bulundu!

Bunları yapanlar kim,yıllardır halkın en ön saflarında halka kanaat önderi olmuş, son olarak cumhuriyet mitinglerinde halkın en önünde saf tutmuş kişiler.

Pe ki ne diyeceğiz biz bu pek muhterem şahsiyetlere?

Cumhuriyet bekçileri mi desek, Atatürk’ü en çok seven vatan evlatları mı desek, demokrasi savaşçıları da güzel bir isim olabilir ya da yok yok biz bunlara laikliğin koruyucuları diyelim.

Geçen gün yayınlanan dava iddanamesinde yer alan maddeler aşağıda ki gibi;

  • Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek,

     

  • Silahlı terör örgütüne üye olmak,

     

  • Silahlı terör örgütüne yardım etmek,

     

  • Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmak veya görev yapmasını engellemeye teşebbüs,

     

  • Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı halkı isyana tahrik,

     

  • Patlayıcı madde bulundurmak, atmak, bu suçlara azmettirmek,

     

  • Danıştay saldırısına ve Cumhuriyet Gazetesine patlayıcı madde atmak suçlarına azmettirmek,

     

  • Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek,

     

  • Kişisel verileri kaydetmek,

     

  • Askeri İtaatsizliğe teşvik,

     

  • Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik vb.

     

Yılarca ülkemizde insanlarımız sınıflara ayrıldı,bunlar tarikatçı,bunlar dinci,bunlar yobaz,bunlar yenilikçi,bunlar cumhuriyetçi,bunlar aydın,bunlar elit… vb…

Pe ki bunlar kim, bu iddeaların asıl muhatabı olanlar kim?

 

 

Ben bu ideaların muhatabı olan kişilere inanın yazıklar olsun demekten başka bir şey diyemiyorum açıkçası.

Ulusalcılık bu mu, cumhuriyetçilik bu mu, anayasalcılık bu mu,halkçılık bu mu, demokrasi istemek bu mu ???

Şimdi yargı ikiye ayrıldı; kapatma davasında ki bağımsız siyaset üstü bağımsız yargı, ergenekon davasında ki hükümet yanlısı yargı.

Şimdi medya ikiye ayrıldı; hükümet yanlısı medya yandaş medya ve savunucu medya ama neyi savunucu medya tabi ki Ergenekoncuları!

Bunlar ne vahim çelişkilerdir.

Artı olarak hangi zihniyet hangi cesaretle yukarda ki iddeaların muhatabı olan kişileri Türkiye Büyük Millet Meclisin de savunma ve koruma yetisini kendin de bulabilir?

Ama di mi bu insanların en büyük suçları; Atatürkçü olmak, cumhuriyetçi olmak, ülkenin satılmasına karşı çıkmak, meydanlarda bayrak taşımak di mi? Hadi canım oradan hadi!

 Bugün ki gazetelerde yine boy boy Ergenekon haberleri mevcut,sormak lazım yandaş medya diye tabir edilen tirajı yandaş medya olmayanların onda biri bile olmayan medya kuruluşları bunları yazma cesareti bulabilirken, medyada ki tekel diye adlandırılan ve gerçekleri tamamen bildiği iddea edilen ergenekonun 4silahşörü lakaplı ve onların piyonları niye hiçbir şey  yazmıyor anlamış değilim?

Yoksa bugün gazetelerde yazan ergenekonun organizasyon şemasında ki  ulusalcı medya oluşturulacak maddesinin içinde ki medya bunlar mı? Yoksa diğer bir maddede geçen kontrol altında sivil toplum kuruluşları oluşturulacak dedikleri stk lar bu cumhuriyet mitinglerinde ki stk lar mı?

Geçiyorum bunların hepsini yazdıkça o kadar çok şey geliyor, o kadar çok şey ortaya çıkıyor ki, artık içimden susmak geliyor.

Ve sadece gülüyorum acınacak halimize gülüyorum…



Bu siyaset ne garip iştir oldum olası anlamadım gitti.Kafam basmıyor açıkcası ama şöyle bir oturup düşününce...

Yıllardır kurulan koalisyonların yanlışlığından yakınan siyasi düzenciler,Türk siyasi tarihinde en çok katılımın olduğu şeçimde şimdiye kadar neredeyse alınmamış bir oyla iktidara gelen bir partiyi yerden yere vurmak için yapmadığını bırakmadı.

Artık siyasi inançlarımı kaybettim diyebilirim.Otobüs'e biniyorum,yanımda ki siyaset konuşuyor,hastane'ye gidiyorum yanımdaki siyaset konuşuyor,cafe'de oturuyorum yanımda ki siyaset konuşuyor.Demek ki ağzı olan herkes konuşuyor,öylese bende konuşurum kardeşim!

Anlamıyorum,gerçekten anlamıyorum.

Muhalefet konuştu konuştu hatta saçmalamaya başladı ve sonunda kelimeleri bitti,ve devreye ordu girdi,sanal muhtıra komedisini tüm dünya gülerek izledi. Millet ve yönetimde olan hükümet her 10 yılda bir rutin olarak yapılan darbe lokumunu ilk defa yememişti ve ayakta kalmıştı,bunun üstüne birde şeçim yaşamış ondanda daha da güçlenerek çıkmıştı.

Şimdi silahta son mermi olarak yargı kaldı ve onuda oyuna alet edip hali hazırda süren davanın tarafsız kalması gereken tek tarafı olması gerekmesine rağmen onlarıda kendi taraflarına çektiler.

Neymiş bu partinin suçu?

Ve dün yapılan açıklama; 'şuç işlemeyen partiler de kapatılabilir' ???

Artı olarak son birkaç gündür ortalarda dönen telekulak ithamlarındanda bahsetmelimiyim acep,ama yok,benim midem bile bu kadarını inanın kaldırmıyor!

Yüzde kırk yedi oyu bu insanlara kendini bu topraklar üstünde şeçilmiş ırk olarak görenler değil,bu ülke topraklarında ki gerçek halk verdi ama pardon unutmuşum gerçek halkın yanına ‘cahil,köylü..vs..’diye bazı sıfatlar eklemeliydim.

Neyse ben herşeyi boşverdim artık,sizde bunları boşverin gitsin.

Ak parti mi gereği kalmadı,kapatılabilir.

Gereksizse söndürün efenim.

Haydi halkçılar halkı halktan fazla düşündüğünü iddea edenler artık güç sizde,elinizden geleni ardınıza koymayın ve son noktayı koyup akp’yide ülkemizde ki parti mezarlığı içinde azcık manzaralı bir noktaya gömün gitsin.


Kişisel görüşlerini aslen desteklemediğim Ahmet Altan enteresan bir tespitte bulunmuş şu an Ülkemizin içinde bulunduğu süreçle alakalı. Bence doğruluk payı çok yüksek. Birçok kişinin söylemeye korktuğu bir gerçek. Söz, sözde hukukçularla ilgili. Devleti "dükkan" gibi yönetme anlayışına sahiplerlerle alakalı. Ellerini ovuşturanlar da az değil hani. Dünyanın böyle bir girişime şaşırdığını söylüyor yazar önce. Sonrasında bu girişimi destekleyecek tek ülkenin Rusya olabileceğinden bahsediyor.

Ve şu cümleyi söylüyor;

"Dünyayı ve Türkiye’yi yok saymanın bedelini devletin içindeki bütün güçlerini kaybederek ödeyecekler."

Kirli planları olabildiğince açık görebildiğimiz şu günlerde bir farklı tespit de planın kısa vadeli olmadığıyla alakalı.

"AKP’nin kapatılması halinde, yapılacak ilk seçimde bu partinin yerine kurulacak partinin yüzde ellilerin çok üstünde bir oyla iktidara geleceğini onlar da görüyor olmalı.

Herkesin gördüğünü onların görmediğini düşünmek yanlış olur.

Onlar da bu gerçeğin farkındadır.

O zaman, tek amaçları AKP’yi kapatmak olamaz.

AKP kapandıktan sonra en aşağı beş yıllığına seçimleri erteletecek bir başka plan daha olması gerekiyor akıllarında."

Ne diyelim. Bu kansızlığa kalkışanlar bu hesabı bu ülkenin gençlerine, olmadı en geç bu gençlerin evlatlarına vereceklerdir.

Muhabbetle.




Şubat 2008 tarihinde Türkiye saati ile 16:39´da tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etti ve dünyanın son bağımsız ülkesi sıfatı Karadağ'dan Kosova'ya geçti. Bu ülkeyi ABD ve Avrupa Birliği´nden çok sayıda devlet tanıyacaklarını açıkladılar. Türkiye hükümeti ise 48 saat bekleyerek karar vereceklerini açıkladılar. Bu bağımsızlığı tanımayacağını ilan eden Sırbistan ve Rusya´ya göre burası hâlen Sırbistan´a bağlı özerk bir bölgedir. Kosova bayrağı mavi arka plan üzerine 6 yıldız ve onun altında bulunan Kosova haritasından oluşur. Altı yıldız ülkede Türkler de dahil olmak üzere yaşayan altı etnik grubu temsil eder. Nüfusunun çoğunluğu Arnavutlardan oluşur. Ayrıca Sırplar, Türkler, Boşnaklar gibi değişik etnik gruplar yaşar. (wikitr)

İlliryalılar Antik Çağ'da Dalmaçya kıyılarında hüküm sürdüler. Balkanları ortadan 2'ye bölersek solda İlliryalılar, sağda Traklar vardı. Traklar dönemin en çok nüfuslu halklarındandılar. Bu iki ayrı kavim Makedonların Falanks teknoloji karşısında tutunamadılar. Fakat önceleri kuzeyden ve güneyden gelenlere karşı bulundukları bölgeleri çok rahat korudular.


Traklar İtalya'ya göç ettiler. Aynı zamanda İtalya'ya giden Etrüskler(Bir diğer Türk kavmi) ile bir kaç topluluk Roma İmparatorluğu'nu kurdular... İlliryalılar ise bölgede kalıp hakimiyetine girdikleri Makedon devletinde asker olarak hayatlarını sürdürdüler. Fakat oldukları bölgede kaldılar. Hristiyanlık ortaya çıktığında ilk dönemlerinde Hristiyan oldular. Sonraları Roma Hakimiyetine geçen bölgede belli bir süre sonra isyan ettiler. Ardından Arnavutluk adını aldılar. Bu dönem ise Roma İmparatorluğunun dağılışına denk gelir. Arnavutlar Roma İmparatorluğu dağılınca, Doğu Roma İmparatorluğu tarafında kalmak istediler.


Kavimler göçü başlamıştı. Avrupa Hun devleti Balkanlara ve İtalya içlerine seferler düzenledi. Bu sırada Slavlar ise Kuzey'den Balkanlar'a inmişlerdi. Avrupa, Kuzey Afrika ve Balkanlar karıştı. Arnavutlar, Slavların gelmesi ile hakim oldukları bazı bölgeleri kaybettiler. Ama gene bulundukları bölgede kaldılar.


Karanlık Çağ dönemlerinde düzenlenen Haçlı Seferlerine katılmayan ve belki de ilk Hristiyan topluluklardan olan Arnavutlar Katolikler tarafından çok ezildiler. Hristiyanlığın Bogomil mezhebini benimsemişlerdi. Bogomil mezhebi "Hz.İsa çarmıha gerilmemiştir." demektedir. Yani öyle veya böyle İslam'a yakın, bana göre Hristiyanlığın Etiyopya'dakinden(Habeşistan) sonra en hoş görülebilecek inanışıdır.


1. Kosova savaşı ile Slav Sırplar'dan alınan Kosova Osmanlı hakimiyetine girdi. 1453 İstanbul'un feth edildikten sonra Yunanistan ve Balkanlar'da Osmanlı hakimiyetine girdi. Fakat Osmanlı'nın Balkanlar'da zorlandığı savaşlar silsilesinin çoğu Arnavutlara karşı vermiştir.  Arnavut  beyleri ile bazı İtalyan beyleri Arnavut Siyasi birliğini kurarak Osmanlı'nın Arnavutluğ'u ele geçirmesini engellemeye çalıştılarsa da başarılı olamadılar. 1479'da Osmanlı hakimiyetine girdiler. Yaklaşık 5 asırdan fazla Türk İslam kültürü ile Türkleştiler ve Müslüman oldular. Kosovalılar, Arnavutluk bölgesindeki soydaşlarına göre Türkler'e daha çok bağlılardır. Çünkü daha çok Osmanlı hakimiyetinde kaldılar. Osmanlı İmparatorluğu bu bölgeye çok hizmet etti. 1912'de 1. Balkan Savaşı sırasında tekrar Sırp hakimiyetine giren Arnavutluk + Kosova Yeni Çağ'da çok zulüm çekti. Buna Boşnaklar'da dahil.

Pekii 1. Balkan Savaşı sonrasında neler oldu? Avrupa'nın, Hitler Yahudi katliamından sonra görebileceği 2. en büyük katliama uğradılar. Bu sürecide önümüzdeki günlerde YAZAMAK'da yazamaklaycağım. (offf daha Kabus 22'nin 3. ve son bölümünü yazamadım. Faiz gibi büyüyor yazı dizilerim.)

Talha Turhal Editör, organizatör ve oyuncu. Siyaset kategorisinde yazmış.


Ülkedeki yabancı ölümleri neden milliyetçi kesim üzerine yıkılıyor anlamıyorum! Gerçek milliyetçiler böyle şeyler yapmaz. Milliyetçi Bumin Kağan'ın cesaretine, Saltuk Buğra Han'ın imanına, Selçuk Bey'in aklına, Timur'un gücüne ve Osmanlı'nın adaletine sahiptir. Böyle şahsiyetler ne bir karıncaya ne de bir insana kıyar.


Kukla olmuş, devlet içinde devlet kuran azgınlar ve  yer altında mafyacılık oynayıp ülkem diyen adamlardan beklenecek şeyleri milliyetçi kişilere yıkıyorlar. Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir şey var! "Kukla" kelimesine dikkat edin lütfen. 1096'da İslam Coğrafyasına sefere çıkıp haşhaş çineyip katliam yapanlar  baktılar olmuyor. Bu adamlar savaşla yenilmez diyip politikaya döküldüler. Politika yetmedi hukuk o da yetmedi doktor oldular o da yetmedi bakkal hatta imam bile oldular! Sonrası işte bu haldeyiz... Ama, biliyoruz ki bazı kabadayılar ve bazı devlet içindeki gruplaşmalar nice canlar kurtardı. İstihbarat ile ne kötülüklerin üstünden gelindi ama artık bir elin parmağını geçmiyor bu şahıs ve oluşumlar.

(not: Piramitleri İsrail Oğulları yapmıştır! Mısırlılar değil)





Tanıdığım bilge bir insan hep "Eğer biri ölüyor, bu ölen bir kesim adına önemli bir insansa ve öldüren belli değilse kesin bu işin arkasında siyonlar vardır." Derdi. Bu ülkeye bunlar önce kilise havra açar sonra papaz ile haham atar sonra da kuklalaştırdığı tetikçinin tetikçisinin tetikçisine bu kilise ile havraya atanan din adamlarına suikast yaptırır. İşte döngü budur. Ne milliyetçilerin ne dindarların nede diğer görüştekiler bunu yapar. Bunu yapan dış güçler. Hala birlik duygusunu uyandıramadık ama yakındır, kanımca.



Yargıtay'a silahla dalan Alparslan Turan "ben Allah'ın askeriyim" diye girdi içeri. Ölen şahısların yanındaki şanslılar bunu doğruladı. Adam avukat ve hayatında 2 kez mahkemeye çıkmış. 2 savunma yapmış. 2'side Yahudi iş adamlarının vergi davalarıymış!?!?!??!? Eeee nerde Allah'ın askeri, kimse bana bu mesleğe saygıdır, meslek şahıs ve din seçmez demesin. Onun ben anlını karışlarım Şahan gibi :). Ayrıca Yargıtay'ın o gün çaycının odasından tutun koca binanın bir uçtan bir uca tüm odaların kamera sistemleri bozuk. Güvenliği ise Askeri bir kuruluş olan Oyak Güvenlik üstlenmiş durumda! Askerin işini bozamayan şeytan ki bu nasıl olur? Devlet içinde ajan çok, kukla çok. Yüce Yargıtay'a yapılan saldırı, bunlar açığa çıkınca 1 hafta olmadan unutuldu medyadan silindi. Neden çünkü olayın içinden 1096'de bu coğrafyaya sefer yapanlar çıktı!!!!!!

Hrant Dink'in arkasında da bunlar var. Ülkemize yararlı yada değil bu adam bir kesimin sevdiği birisiydi ve ölümü yaşamasından bize daha çok zarar vereceğinden öldürülmesi seçildi. Bu adamlar bir kişi bulmak için Facebook gibi site açar. Hem para kazanır hem de bulacağı adamı bulur.  Ogün Samast belki beni belirttiğim milliyetçi profiline girmiyor ama en az bu profil kadar milletini seven biriydi ama o kukla tetikçilere alet oldu yazık.

Hayıflandığım bir diğer konu acaba "hepimiz ermeniyiz" diyerek yollara dökülen Türk ve Ermeni modern şahsiyetler neden diğer milli şair, devlet adamı vb. gibi şahsiyetlerin ölüm yıl dönümlerinde ya da çok eski olmayan Ermeni Asala terör örgütü ve PKK'nın öldürdüğü elçi ve öğretmenlerimizi neden anmıyorsunuz? Hrant Dink'den daha önce gelen şahıslar var. Hrant'ı da anın benim saydıklarımı da sayın. Sürekli Hrant derseniz bunda kasıt ararım provake ettiğinizi düşünürüm. Göreceğiz göreceğiz bakalım bu eşitliği sağlayabilecek misiniz?


Türkiye Cumhuriyeti gölgesinde bir olmak dileği ile mutlu günler...


Talha Turhal Editör, organizatör ve oyuncu. Siyaset kategorisinde yazmış.

Talha Turhal Editör, organizatör ve oyuncu. Siyaset kategorisinde yazmış.
Merhaba arkadaşlar...
İnternette dolaşırken Hürriyet Gazesi yazarı Bekir Coşkun'un 1997 yılında kaleme aldığı bir köşe yazısıyla karşılaştım ve paylaşmak istedim...

Bekir Coşkun demiş ki;


"...ikiye ayrıldık:
-Cumhuriyetten yana olanlar...

-Demokrasiden yana olanlar...

 Cumhuriyetten yana olanlara göre önce laiklik, devrim yasaları, üniter devlet v.s. geliyor...

 Demokrasiden yana olanlara göre ise önce insan hakları, düşünce özgürlüğü v.s....

 Çağdaş dünyada birbirinden asla ayrılmayan bu kavramları ‘‘Cumhuriyet’’ ve ‘‘Demokrasi’’ başlıkları altında birbirinin karşıtı yapıverdik...

 Nasıl becerdik?..

.... Cumhuriyeti istemeyen bir demokrasi ile, demokrasisi olmayan bir cumhuriyetin sahibiyiz...

 Ve şaşkınız..."

Üzerinden tam on yıl geçti bu yazının yayımlanmasından
Ve o şaşkınlığımız devam etmekte
Siyasetimiz hala daha bu iki kavram üzerine kurulu
Bir yanda Cumhuriyet kazanımlarıyla uğraşıp duran ılımlı "islamcı" demokratlar
Bir yanda ılımlı "islamcı" demokratlara karşı Cumhuriyet kazanımlarını korumaya çalışırken demokrasiden vazgeçmeyi göze alan Cumhuriyetçiler
Kim haklı?

                                    

Tarih boyunca göz ardı edilmiş olan “kadın”kavramı yirminci yüzyılla birlikte geçmiş yüzyıllara göre daha farklı değerlendirilmeye başlaıştır.Her milletin kendine has özellikleri ve değerleri vardır.Bu durumun doğal sonucu olarak da “Türk Kadını”nı ayrı bir inceleme ve bakış açısıyla ele almalıyız.Yapılacak karşılaştırmalar da ancak bu değerlendirmelerden sonra verimli olacaktır.

Yirminci yüzyıl diğer yüzyıllara göre kuşkusuz,daha farklı bir akışa ve hıza sahip olmuştur.Bu yüzyılda Türk kadınını bekleyen gelişme ve değişmeler ancak 1919’dan sonra mümkün olmuştur.Türk Kurtuluş Savaşı’nın diğer kurtuuş mücadelelerinden en büyük farkı da budur.

 Türk Kurtuluş Savaşı sadece bir “askeri operasyon” değildir.Atatürk’ün uygulamalarında ayrıcalık gözetecek bir sıralama görülmez.Tüm ihtiyaçlara cevap verecek çözümler aranmıştır.

“Türk Muallimler Kongresi” 16 Temmuz 1921 gibi buhranlı bir zamanda toplanmış,eğitim-öğretimin temellerini belirlemiş ve Türk Kadını’nın gelecekteki yerinin temellerini atmıştır.

Yine ilerleyen yıllarda Osmanlı Devleti Kanunlarının yeterliliği tartışılır.Türk Kadını’nın vatandaş sayılması konusunda TBMM’ye kanun teklifi verilir. Bu kararın ardından Büyük Millet Meclisi’nde büyük bir grup,kadını vatandaş olarak saymamak konusunda direnmiştir fakat Mustafa Kemal Türk kadınının bilim,ahlak,sosyal konular ve ekonomik hayatında hemen erkeğin yanı sıra eşit koşullarla yer almasını istemiştir.
1923’de der ki; “Bizim sosyal topluluğumuzun başarısızlığının sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir.Bundan dolayı sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse o sosyal toplum felçlidir.”

Kurtuluş Savaşı boyunca Kızılay’ın Konya’da bulunan kollarıyla ilgilenmiş ve onlara şöyle hitap etmiştir; “Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir milletinde Anadolu köylü kadınının fevkinde mesaisi zikretmek imkanı yoktur.Erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun hayat membalarını kadınlarımız işlemiştir.

1927 yılında genel nüfusumuz 13.648.070 kişidir.Bunun 51,9’u kadındır. Okuma yazma oranı ise erkeklerde 15,8 kadınlarda %9,22’dir.Özellikle bu tarihten itibaren çalışmalara daha da sıklık verilmiş ve 1923-27 yıllarında kız öğrenci sayımız 63,000 iken 1970-71 yıllarında 2.000.000 bulmuştur.

Karma eğitime başlanması,alfabenin değiştirilmesi,millet mekteplerinin arttırılması tüm bu vadede en güzel şekilde sonuçlarını vermiştir. Türk Kadınının eğitim dışında siyasi hakları da incelenmiş ve bu konuda ilk adım Süreyya Hulusi tarafından Trabzon Türk Ocağı adına 1926 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesine değinilmiştir. 20.03.1920 tarihinde çıkan bir kanunla kadınlar belediye seçimlerine katılma hakkı elde etmiştir.Ardından 05.10.1934 tarihinde çıkan karar ile milletvekili seçimlerinde oy kullanma ve milletvekili olabilme hakkı kadınların olmuştur. Siyasi alanda ve eğitim alanında yapılan düzenlemeler aile hukuku ile bir bütün oluşturmuş ve bu alanda yapılan değişiklikler ile kadının hukuksal mücadelesi başarıya ulaşmıştır.

17 Şubat 1926 tarihinde Türk Medeni Kanununun kadına sağladğı haklar kısaca;
-Çok eşliliğin kaldırılması
-Boşanma hakkında eşitlik sağlanması
-Boşanmaya sadece hakimin karar verebilmesi
-Velilik konusunda kadına da eşit hak verilmesi
-Mirasta eşitlik sağlanması
-Kadının evlilik rızasının bizzat kendisi tarafından açıklanması
-Kadının mahkeme karşısında düştüğü iki kadının bir erkeğe eş sayılması durumunun ortadan kalkması ve eşitlik sağlanması olarak özetlenebilir.

Bugünü değerlendirğimizde “Kadın”ın tüm bu eşitleme çalışmalarına rağmen yine de payını tam olarak alamamış olmasının sebebi nedir? Evet,yapılan düzenlemelerin zaman içerisinde gerekecek uygulamalarla güncelliğinin korunması gerekiyordu ve bu düzenlemelerin zaten ilerleme yolunda çeşitli gerekleri olacaktı ama yine de eksik olan neydi,nadir ve ne olacaktır?

Sosyal hayatta yerini alma çabası veren,entellektüel anlamda ilerlemeye çalışan kadın bir yandan engellere karşı da mücadele vermektedir.Hala saçında topuğuna uzanan müdahalelerden yakasını kurtaramamıştır.Üretkenliğinin sadece “doğurganlık” olarak görüldüğü yerlerde kendini ifade etmesi sadece bir ütopyadır.Eğitim hakkının elinden alındığı,hayatıyla ilgili kararlarını bile vermekten aciz bırakılan kadından batılılaşma yolunda mucizeler yaratması beklenmemelidir.

Atatürk’ün “Kadınlarımız erkeklerden daha çok aydın,daha çok verimli,daha çok bilgili olmak zorunluluğundadır.Gerçekten ulusun anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar.” Sözü ne yazık ki amacına ulaşmak bir yana anlaşılmaya bile çalışılmamıştır.

Günümüzde kadınlar içlerinde bulunmadıkları bir tartışmada figüran olarak rol aldırtılmaktadır.Ülkemiz üzerinde ki karanlık eller kadınlarımız üzerinden ülkemizle oynamakta bölünmez birliğimizi parçalamaya çalışmaktadır.

Kadınların okur-yazarlığından,kültür seviyesinden önce kılık-kıyafetleri konuşulur olmuştur.Üstelik bunu kadınlardan çok erkekler konuşmaktadır.Oysa ki Mustafa Kemal’in sözleri biraz olsun anlaşılmış olsa Türk Kadınları yirmi birinci yüzyıla ışık saçan bir ulusun aydın anaları olarak var olacaklardır…