Bir tarafta musluklardan akan tatsız ve kirli sular, insanı tiksindiren. Diğer tarafta her dakika reklâmı yapılan şekerli, kafeinli, sodyumlu, bir sürü katkı maddeli renkli sıvılar ve alkollü içkiler… Buz gibi bizleri serinleten sonsuz bir keyif. Hangisini içmek isterdiniz? Batı dünyasının su yerine diğer sıvıları içme alışkanlığı bize de bulaşıyor. Yemeklerde ‘ne içersiniz?’ sorusuna karşı suyun dışında içki ve meşrubat istemek moda oldu. Boyalı sıvı ve içkiler modern yaşamı, ıkına sıkıla su isteyenler ise sanki uygar olamayanları temsil ediyor. Maalesef su içme geleneğimiz giderek kayboluyor. Zaten aşırı yeme alışkanlığı yüzünden gerilen midemizde suya yer kalmıyor ki… Midenin üçte birinin besin, üçte birinin su, geriye kalan kısmının boş bırakılması gerektiğine dair inancımızı uygulayan var mı? Hastalık üreten yaşam tarzımız, yanlışların doğal bir sonucu. Yaptığımız temel bir yanlışı, başka yanlışlarla düzeltmeye çalışıyoruz. Sonuçta kendi kendimizi hasta ediyoruz. Evet, vücudun su ihtiyacının hatalı bir şekilde kimyasal ürünlerle susturulması bizi hasta ediyor. İnsanlar susuzluk hissini, su ihtiyacına dair algılarını yitiriyor. Su ihtiyacı olduğunu algılayamayan insanlar, yaşları ilerledikçe giderek artan bir şekilde su kaybına uğrar(dehidrasyon). Susuzluğumuzu başka içeceklerle düzeltmeye çalışmak ise daha fazla soruna yol açar.
Su yerine neskafe ve kola gibi şeyler içilirse ne olur? Bunların içinde bulunan kafein gibi idrar söktürücü maddeler, su kaybının artmasına yol açarlar. Kafein, şeker ve sodyumlu katkı maddelerinin idrarla atılırken su kaybına yol açması, oluşan susuzluğun açlık gibi algılanmasına ve yeme krizlerine sebep olacaktır. Bütün bunlar arka planda gelişen olayların sadece bir bölümüdür. Yüksek tansiyon, metabolik sendrom, şişmanlık ve şeker hastalığı gibi yaygın sağlık sorunlarına yol açan katkı maddelerini, sodyum ve gereksiz kalorileri yükleyen, bu çeşit meşrubat ve içkilerdir. Reklamı yapılan bu içeceklerin içi cadı kazanı gibi. Diyet içeceklerde kullanılan aspartam(yapay tatlandırıcı), sitrik asit ve yapay aromalar potansiyel bir nörotoksin(sinir sistemini yıpratan zehirli maddeler). Kafein yüksek miktarlarda alındığında ise özellikle çocuklarda böbreküstü bezinde tükenmeye ve nörolojik bozukluklara neden olabiliyor. Hayatın erken evrelerinde vücudun bu keyif veren kimyasallarla uyarılması, okul yaşı döneminde çocukları daha güçlü uyarıcı maddeleri kullanmaya sevk edebiliyor.
Gazlı içecekler; şişmanlık, diyabet, diş çürümesi, kemik erimesi ve kırıkları, kalp hastalığı, beslenme bozuklukları gibi sağlık sorunlarına neden olur. Gazlı içeceklere eklenen fosforik asit ise kalsiyum kaybına yol açar. Mide asidinde yükselme nedeniyle oluşan mide ağrısı ve yanma hissi, bu içecekler bırakılırsa kaybolur. Meyve suları ise, daha sağlıklı olduğu düşüncesiyle tercih ediliyor. Aslında, meyve suyu üretimi endüstriyel bir işlemdir. Bütün olarak sıkılıp tankın içine gittiği için kabuğundaki kimyasal böcek ilacı kalıntılarını da içmiş oluyoruz.
Yeterli su içmediğimiz zaman vücuda su temin etmek için tek bir şey kalıyor; sodyum tutmak. Bunun için devreye giren Renin-Anjiyotensin sistemi su ve tuzu tutmaya çalışırken damarları büzerek tansiyonu yükseltir. Tansiyonu düşürmek için kullandığımız idrar söktürücü ilaçlar ise su kaybını arttırır. Bir tarafta bu içecekler içindeki tuz yani sodyum, öbür tarafta ise janjanlı ürünlere(cips vb.) katkı maddesi olarak konulan tuz; ikisi birden tansiyonumuzu yükseltiyor ve biz su içmemekte direndikçe bu kısır döngü sürüp gidiyor.
İnsan vücudunun her zaman suya gereksinimi vardır. Vücut solunum sırasında akçiğerlerden su kaybeder. Terleme, idrar üretimi ve bağırsak hareketleri de su kaybına neden olur. İdrarın rengi vücudun su gereksinimi için iyi bir göstergedir. Yeterli su tüketen birinin idrarı renksizdir. Hafif dehidrasyonda olan biri sarı idrar üretir. Gerçekten dehidrasyonda olan birinin idrar rengi turuncuya yakın ve ağır kokuludur. Vücudun ter solunum ve idrarla kaybettiği suyu yerine koyabilmesi için günde en az iki litre suya ihtiyacı vardır. Bunun da gün içerisinde düzenli alınması gerekir. Bir saat aralıklarla bir bardak su içmek en iyisidir. Hem ihtiyaç tedarik edilmiş olunur hem de tuvalete çıkma alışkanlığı düzenlenmiş olunur. Özelikle yatmadan önce ve sonra içilecek bir bardak su bizim gece boyunca solunumda kullanacağımız ihtiyacı karşılarken; kalktığımızda da su içmemiz boşalan deponun yeniden doldurulup bir an önce vücudun ihtiyacının giderilmesine fırsat vermiş olacağız. Nasıl ki arabanın benzini bitmeden depo doldurulmak zorundaysa; bizde su içme alışkanlığımıza böyle zorundalık getirmeliyiz.
Sanal dünyanın kötü alışkanlıkları, uzaktan kumandalı renkli camdan yansıyarak beynimizi esir alıyor. Diziler, filmler ve reklâmlarda rakı bardakları, şarap ve viski kadehleri herkesin elinde, sürekli içiliyor. Bu gizli reklâmlar acaba kimi uyutuyor?
Her kanaldan beynimize kaydedilen su dışındaki içeceklerle su içme özgürlüğümüz gizlice elimizden alınırken, ne yiyeceğimizden ne içeceğimize kadar her şey bilinçaltımıza nakış gibi işleniyor. Elimizdeki uzaktan kumanda aletiyle kanalları yönettiğimizi zannederken, farkında olmadan yönetilen biz oluyoruz ve maalesef küresel dünyanın tiyatrosundaki kuklalarını oynuyoruz.
Son olarak buradan bütün arkadaşları, israf etmeden düzenli su kullanımına davet ediyorum. Lütfen elinizdeki ve evinizdeki asitli, kafeinli vs. tarzı içecekleri bir kenara bırakın, vücudunuzu dinleyin, bakın kana kana su içmek istiyor vücudunuz. SU HAYATTIR!!! Kalın sağlıcakla.
Yıllar 1974 ü gösterdiğinde Martin Cooper isimli bir bilim adamı cep telefonunu dünyaya armağan etti. Şimdi bu icadın üstünden tam 34 yıl geçti ve o küçük alet herkesi şaşırtarak yoluna devam ediyor. Aslında insanlığın en çabuk sahiplenip kullanmaya başladığı bu alet şimdi bir tehlikeli oyuncağı andırıyor adeta. Gerek bizlerin yanlış kullanımından gerekse büyük bir ticari sektörün bizi etkisi altına almasından doğan tehlikeler her geçen gün artmakta. Şimdiki cep telefonları ise asıl amacından yani konuşmaktan tamamen uzaklaşmış ve bunun yerini çeşitli vakit öldürecek ve bizi tutsak edebilecek özelliklerle donatılmış durumda. Hatta Japonya’da Artificial Life isimli bir şirketin geliştirdiği cep telefonu karakterini insanlar sanal sevgili olarak koyunlarına bile almakta.
Gerçek sorun telefonla konuşmaya başladığımız anda ortaya çıkıyor. Cep telefonları ile konuşurken, cep telefonunun yakın olduğu organ ısınır. Daha çok kullanıldığında daha çok ısınır. Cep telefonunun konuşma sırasında en yakın durduğu organ beyin ve kulaklardır. Dolayısıyla cep telefonları beyin ve kulakta aşırı ısınmaya yol açarak zarar verir. Baz istasyonları da benzer radyasyon yayar, dolayısıyla benzer risk baz istasyonları için de aynen geçerlidir. Cep telefonları aynı bir mikrodalga fırın gibi bu yanma ve ısınmaya yol açar. Kulak ve beyinde başlayan ısınma daha sonra iç organlara sirayet eder. Bu ısınma alışılmış ısınmadan farlıdır. Radyasyonun vücudun içine yayılması sonucu gerçekleştiğinden deride hissedilmez. Ayrıca bu ısısal etkiler sonucu vücudun normalde salgılamadığı bazı proteinler üretilir. Isı şoku proteini adı verilen bu proteinler vücudun normalden farklı işlemesine yol açarlar. Kronik olarak cep telefonu ile fazla konuşulduğunda bu moleküllerin varlığı da sürekli bir hal alıyor. Bu da vücutta yıkıma yol açabiliyor. Bu yıkımın sonucunda ise kısa vadeli zararları şu şekilde sıralayabiliriz. (kısa vadeliden kasıt konuşma anı ve onu takip eden 24 saattir.) Stres, görüş alanında daralma, kulak bölgesinde ısınma, kalp pilinin bozulma riski, kulak çınlaması, yorgunluk hissi, konsantrasyon bozulması, baş ağrıları, işitmede geçici aksaklıklar ve sersemleme. Uzun vadeli (10 yıl ve üzeri sürekli kullanımda) zararlarını ise şöyle sıralayabiliriz. Genetik yapının bozulması, beyin hücrelerinde ölüm, beyin tümörü gelişimi, beyaz kan hücresi kanseri(lenfoma), kalp rahatsızlıkları, hafıza zayıflaması, kalıcı işitme bozuklukları, embriyo gelişiminin zarar görmesi, düşük riskinin artması ve kan hücrelerinin bozulması gibi araştırmalarla kanıtlanmış çok ciddi zararları görülmektedir.Çocuklarımızda ise zarar daha büyük. Yaş ne kadar küçükse zarar da o kadar büyük oluyor. Cep telefonundan yayılan radyasyon çocuklarımızın gelişmekte olan beyinlerinde daha kolay ve derinlere yayılabiliyor. Kardeşimize iyi vakit geçirmesi için verdiğimiz telefonla farkında olmadan ona kötülük yapmış oluyoruz. Peki, ne yapmalıyız?
Cep telefonunu mümkün olduğu kadar çocuklardan uzak tutmalıyız. Konuşmalarımızı onlardan uzakta gerçekleştirmeliyiz. Zararı en aza indirmek için kulaklık kullanmalıyız. Eğer mümkünse görüşmelerimizi sabit telefondan yapmalıyız. Cep telefonunun konuşmak dışındaki ekstra özelliklerinden kaçınmalıyız. Asansör, otomobil gibi kapalı ve dar alanlarda cep telefonu ile konuşmaktan sakınabiliriz. Çünkü cep telefonları yeterince iyi çekmediğinde, konuşmanın gerçekleşmesi için baz istasyonlarından daha şiddetli elektromanyetik radyasyon iletilir. Cep telefonunun yaydığı radyasyon miktarı telefonunuzun çaldığı anda ya da siz bir numarayı çevirdiğiniz anda maksimum düzeydedir. Bu zamanlarda telefon baş bölgenizden olabildiğince uzak durursa, zarar minimize edilmiş olur. Yapmamız gereken telefonu açtıktan 2–3 saniye sonra kulağımıza götürmek.
Biliyorsunuz 1960’lara kadar insanlar sigarayı sadece öksürük yapar naifliğiyle tükettiler. Üreticiler, sigaranın kanserojen olduğunu yıllarca inkâr ettiler, arkalarındaki hukuk ordusuyla türlü kanun boşluklarının arkasına gizlendiler. Binlerce insan öldükten sonra sigara kansere neden olur gerçeği tescillendi. Acaba şimdi de benzer senaryo bizlere yutturuluyor olabilir mi? Cep telefonlarının henüz kanıtlanmış zararı yok, araştırmalar devam ediyor diyenler bir insanlık suçuna daha imza atıyor olmasın? 100 milyar dolarlık sektör, bilime de söz dinletiyor olmasın? Minicik çocuklar şimdiden cebe alıştırılarak, bağımlı ve cepten yönetilen gelecek kuşaklar tasarlanıyor olmasın?
Üzerine sohbet etmesi en zor konulardan birini tercih etmekte direndim. Ayıp, günah, yasak gibi; tabuların altına sığındığı kelimelerle kısıtlanmış ve üzerine düşünülmemiş ancak her fırsatta düşünülmeden eyleme dökülmüş konuların teşhiridir ifade edilen cümleler topluluğu. Cinsellikten bahsedeceğim ve cinselliğin nasıl yaşandığından ya da yaşanamadığından ve olası ve belki de olmuş sonuçlarından. Bunu dile getirirken gocunmayacağım ve gocunmanıza müsaade etmeyeceğim. Utanılası şeyler değil vücut bulan kelimelerde, aksine yaşanılan ve hatta toplum arasında paylaşılan şeyler.
Ekonomik yetersizlik sebebiyle evlilik kurumunun yozlaştığı ve bunun farkında olmadan bizzat anne baba eliyle gerçekleştirilen bir kıyım cinsel hayatımız. Üniversite gençliğinin öğrenci muamelesi görmesi sonucu ve ele alınamamış mesleklerin sizin vücudunuza ve ruhunuza ket vurduğu bir toplumun meyvelerini tattıracağım kelimelerde. ‘Daha zamanı var’ ve ‘benim evladım okuyacak’ cümlelerinin süslediği zincirler; hayatınızı, aşklarınızı, fizyolojik olarak nitelendirilecek ihtiyaçlarınızı kafeslemektedir. Ve bu kafesin içerisine sıkışan genç verilen rolü oynamaya kalkar ve kendini zaptetmenin yollarını arar.
Herhangi bir hafta sonu, geçenlerde tasvir ettiğim kahvehaneye oturur genç arkadaşımız ve asmanın altında sararmış yaprakların arasında çayını yudumlar. Çayın demini test eden dil ve gazetenin ekonomi sayfasında kaybolan zihinden sekse dair en ufak şey geçmemektedir. Akşamın çökmeye başladığı bir saatte hesabı öder ve evin yolunu tutar. Evine gitmek için kullanması gereken toplu taşıma araçlarından birine biner. Bir süre sonra sağına doğru uzattığı bir bakışın hedefinde soyunmuş bir kadın silüeti vardır. Sonrasında daha dikkatli baktığında bunun bir silüet değil gerçek olduğunu, kadının elbisesinin her an düşüp göğüslerinin ve kalçalarının açıkta kalacağını hayal eder. Çayın demiyle uğraşan zihninin bulandığını ve yavaş yavaş terlemeye başladığını hisseder. Ve kahvehaneden kalkıp metroya binen durgun ve sakin ruhun Cengiz Aytmatov’un deyimiyle bir sırttana dönüştüğü gözlemlenir. Sırttan Türkçe karşılığı olmayan azgın huzursuz canavar anlamına gelmektedir.
Buraya kadar tasvir edilen olayın abartıldığı hatta saptırıldığı tarafınızdan söylenebilir. Ve hatta kelimelerime fesatça ifade edilmiş ve bir yobazın cümleleri sıfatları yüklenibilir. Ve bunca tasvire cevaben soyunmuş kadın silüetinin gayet estetik olduğu ve ruhu okşayıp hoşa gideceği ifade edilebilir. Ve bir erkeğin bu kadar kolay tahrik olmaması gerekliliği savunulabilir.
Tasvirimi istediğiniz gibi eleştirebilirsiniz. Benim derdim bu paragrafta soyunmuş kadın silüetini estetik bulan ifadeyle. Estetik beş duyuya hoş gelendir. Ve bu hoşluk bir resimde, bir şarkıda, bir heykelde veya bir doğa olayında mümkündür. Ancak bunların hiçbirisi bir yemekteki ya da bir kadın vücudundaki estetiğe benzemez. Çünkü bu iki estetik tatmine mecburdur. Tatmin edilmediğinde estetik olmaktan çıkar, insan için işkence haline dönüşür. Ortada hiçbir sebep yokken kişiyi tatmin edilesi bir ihtiyaçla baş başa bırakır ve bastırıldığında ortaya sırttan denilen yaratıklar türeyiverir. Bu estetiği tatmine mecburluk en büyük acizliktir fakat bu acizlik sosyal sorunların, psikolojik hastalıkların başlangıcını hazırlayan mikrop olarak ifade edilebilir. Ulaşılamayan estetik olan şey ulaşılana kadar kişinin belleğini kurcalar ve hatta ulaşılamadığında kitlesel patlamalara yol açar. Aldatmaların, mastürbasyonun ve illegal ilişkilerin kapılarını aralar. Ve bu kadar cümleden anladığımız özet şudur ki teşhir edilen vücut; insan hakkına tecavüz yani daha doğru deyimle tacizdir. Erkeğin huzurunu ve ruh sağlığını oynayacak şekilde taciz etmektir.
Metroda sırttan şeklinde bıraktığımız tatmine mecbur estetikle karşılaşmış arkadaşımın eve giderken ne durumda olduğu tasvirle ortadadır. Ve genç arkadaşımın ilk tatmin yolu kendisine haram olarak dayatılan ve daha önce yaptığında defalarca tövbe etme gereği duyduğu mastürbasyondur. Aile bu yola baş vurulmasını engellemek amacıyla beş yaşından itibaren günah kelimesiyle zapteder genci. Ve yaptığının günah olduğu düşüncesiyle kendini aşağılık hisseden ama defalarca yineleyen ve yine tövbe eden kendine ve nefsine güvenini, saygısını kaybetmiş bir insan türeyiverir. Günah diyerek kestirilip atılan bir ihtiyacının bir çocukta nasıl psikosoyal bir hastalık olarak vücut bulduğu ortadadır. Üstelik tatmin yoluna başvurmasına sebep silüetin yenilenmesiyle mastürbasyonla geçirilen zaman artmaktadır. Zaman arttıkça yalnız kalma ve kuytulara kaçma isteği de artmaktadır. Bir süre sonra daha az cümle kuran daha fazla yalnız kalmayı tercih eden ve kadınlarla iletişim kurmaktan hatta arkadaş edinmekten aciz bir birey oluverir. Asosyal olarak nitelendirilen bir birey olmanın sonuçları obesite, kendine olmayan güven ve başarısız evliliklerdir. Çünkü kim ne derse desin cinsel hayat evliliklerin çok önemli bir parçasıdır. Ve evlilikte huzur cinsel yolla tatmin edilmiş bireylerle sağlanır. Ama ne kadar yazıktır ki ülkemde bazı araştırmalarda yüzde yetmişe varan oranda erken boşalan erkek mevcuttur. Ve bu tatmin olamayan yüzde yetmiş kadın anlamına gelmektedir. Bu ise mutsuz evlilikler veya mutsuz bireyler anlamına gelir. Çünkü mastürbasyon yoluyla tatmine alışmış bireyin hedefi tektir ve acelecidir. Hedef kendini en kısa yoldan tatmin etmektir ve yalnızlığın getirdiği asosyallik sebebiyle romantizm ve ruhu okşayan, ön sevişmeye zemin hazırlayacak kelimelerden yoksun bir üslup söz konusudur. Buradan da anlaşıldığı gibi mastürbasyonun kendi erken boşalmaya yol açmamakta; bilakis ittiği yalnızlık asosyalliği tetiklemekte ve bu asosyallik evliliği ve cinsel yaşamı bitirmektedir.
Buraya kadar kendi kendine tatminle yetinen ve evliliği tercih eden bir gencin üzerinde durduk. Bir de üniversite geçliğinin gerçeği olan ve kendisine yapılan tacizin tatmin yolunu illegal yani toplumun tasvip etmediği ancak önüne geçmek için de uğraş vermediği kayıt dışı ilişkileri tercih etmenin gelişi ve sonuçları var. Bozulmuş ahlak sisteminin tetiklediği ve yozlaşmış arkadaşlık ilişkilerinin, alkolün ve geniş maddi imkanların ittiği beraber yaşama yada gecelik cinsel ilişkilerin sonuçları daha ciddi ve daha karmaşıktır. Burada kaybolan iffet kavramı bir kenarda salya sümük ağlamaktadır. Ve bu iffet sadece kadına ait değildir. Allah iffetin korunması gerektiğini söylerken her iki cinsi de içine alan bir cümle kurar. Bozulmuş iffetin sahibi bireylerin ilişkileri sekse dayalı olduğu için tahmin edilir ki kısa sürelidir. Ve partner sayısı da birden fazladır. Ardı ardına sahip olunan partnerler; ardı ardına sahip olunan yeni bakteri ve virüs kolonileri anlamına gelmektedir.
İşte burada sırttan olarak sıfatladığımız arkadaşımızın tatmin yolunu bir şekilde tanışıp belki de aşk diye nitelendirdiği basit ve ilkel ilişkide bulduğunu düşünelim. Ve bu ilişkiler başka ilişkileri getirir. Onun ilişkiye girdikleri de başkalarının kolonilerini arkadaşımıza getirir. Bu arada korunmalı ilişkinin güvencesini savunma cehaletini gösterdiğinizde; ben de size son anketlerde türk gençleri arasında oral seksin yüzde yetmişlere vardığını ifade ederim. Ve birazdan bulaşlarından bahsedeceğim hastalıklar veya etkenler de tükürük yoluyla da gayet kolay taşınabilmektedir. Bulaşan bu etkenler de hüda’nın bir laneti midir bilinmez; erkeklerde semptom vermemekte yani hastalık yapmamaktadır ve bir sıkıntıya sebep olmamaktadır. CMV, HPV, HSV gibi virüsler, bazı bakteriler ve bazı parazitler erkeğe kolayca bulaşabilmekte ve hastalığa sebep vermeden sessiz sedasız erkeğin cinsel organında yaşamını idame ettirebilmektedir. Size; en sık ve kolayca bulaşabilenlerden biriyle örneği genişleteyim. HSV tip 2 cinsel yolla veya ağız yoluyla bulaşabilen bir virüstür. Dudaktaki uçuk virüsünün bir türüdür ancak neredeyse tamamı cinsel organların mukozasında yaşamaktadır. Ve cinsel yolla bulaşmaktadır. Ve erkeklerde hastalık oluşturdukları nadir rastlanır.
Buraya kadar ifade edilen etkenler genç arkadaşımıza illegal ilişkisinin sonucunda bir şekilde bulaşır. Arkadaşımız anadolu’da muhafazakar olarak nitelendirilecek bir ailenin oğludur. Ve kaybettiği iffetin hesabını yapmadan iffetli bir genç kızla evlilik yoluna gider. Bu evliliği hak edip etmediği vicdanının üzerinde yorum yapması gerektiği bir olaydır. Türkiye’de yeni evli bir çiftin ortalama on iki ay içinde çocukları olur. Düğüm işte buradadır. Daha önce eline erkek eli değmemiş bu kızla ilişkiye giren kocası, ona hiç karşılaşmadığı mikrobu bulaştırır. Ve ortalama üç ay içinde, bedeni gelişmekte olan bebek de plesanta yoluyla enfekte olur. TORCH denilen bu enfeksiyon etkenleriyle bebeğin çeşitli organları istila olur ve bu organlar büyük olasılıkla bebeğin beyni veya sinir sistemidir. Dokuz ayın sonunda en iyi ihtimalle ölü, sakat, felçli, sürekli nöbet geçiren veya geri zekalı, büyüme geriliği olan ve yedi yaşında okulda matematiğe kafasının basmamasıyla anlaşılan zeka geriliği olan veya hiç anlaşılamayan ama hiçbir zaman üniversite okuyacak akla sahip olamayacak bir birey meydana gelir. Ve bu çocuğa yüklenen sıfat; alın yazısıdır. Alın yazısı diye bir şey yoktur ve meydana gelen; gencin belki de yıllar önce tatmin için tercih ettiği yoldur. Tercihinin sonuçları ağırdır. Ve bu tercihin böylesi sonucu; cinsel yolla bulaşan bir çocuktur.
Hep ders hep ders,nereye kadar dedik,haftasonu liseden arkadaşımla birlikte çıktık çeşme'ye gezmeye gittik.İkimizde izmir'i pek bilmediğimiz için ordakilere sorduk,acaba denize nerde girebiliriz diye amma ikimizde yüzme bilmiyoruz :) sonra ordan bizi çeşme civarında ılıca mahallesi olsa gerek oraya gönderdiler.Gittik ve sheraton çeşme nin önünde ki plajdan ege'nin mavi sularına daldık.Akabinde ve detayında hep suyun içinde durcak değiliz,azcık güneşlenelim dedik ama ölçüyü kaçırıp,kızarmış tavuk kıvamında yanmışım ben. 2 gecedir uyuyamıyorum :( Ve bu konuda sizleride bilgilendirmek iştedim malum önümüz yaz gider sahilde uzanırsınız,benim gibi yanmayın,dikkatli olun çünkü bu tür yanıklarda hastalık zümresi içine girmekte.
Güneş yanığı, vücudunuzun, güneşten yayılan UV (ultraviyole) ışınlarının altında kalmasından dolayı oluşan, kızarıklık,kaşıntı, yara ve bazen su toplamalarının
meydana gelmesidir.
Güneş yanığı yaşayabileceğiniz durumlar;
- Güneş altında, giysili halde veya güneşten koruyucu kremler olmadan çok fazla kaldığınızda
- Güneşin çok şiddetli olduğu saatler olan 10:00 ile 16:00 arasında güneş altında kaldığınızda,
- Cildinizi güneşe karşı hassaslaştıracak ilaçlar kullandığınızda,
- Güneşin çok şiddetli hissedildiği tropikal bölgelerde, yüksek rakımlarda, tatil veya yolculuk yaptığınızda, veya güneş ışığının su veya kardan yansımasına maruz kaldığınızda oluşur.
Güneş yanığı ile ilgili bir sorun da, yanık oluştuktan sonraki birkaç saatte hiçbir semptomun belirmeyebilmesidir. Bu semptomlar;
Kızarıklık
Sıcaklık hissi
Dokunmalarda hissedilen acı
Bazı hallerde gözüken yaralar
tedavi;
Uygulanabilecek tedavilerden bazıları,
Yanık olan bölgeyi ılık suyla ıslatın. Yulaf unu içeren banyo ürünlerinden kullanırsanız, bu yanma ve kaşınma hissini azaltacaktır.
Gün içinde birkaç kere, yanık tenin üzerine, soğuk ve hafif nemli bezler koyup bekletin.
Bu acıyı hafifletmeye yarayacaktır. Eğer yanık oluşmaya başladığı ilk anlarda bu ilaçlardan birinden alırsanız, yanığın cildinize etkisi daha hafif olacaktır. İlacı almadan önce prospektüsü dikkatlice okuyun.
Günde 3 defa olmak üzere, 2 gün boyunca cildinize aloe vera losyonu veya nemlendirici sürün.
Kaşıntıyı azaltmak için cildinize Calamine losyonu sürün.
Antihistaminik tabletlerden kullanmanız yararlı olacaktır. Bu tablet sizi biraz uyuşturabilir.Tabletten alınca araç veya iş makineleri kullanmayın.
Eğer sadece deride su toplanması varsa, onlara yerel tedavi de uygulayabilirsiniz.
Antibiyotik bir merhem sürüp, ardından bölgeyi bandaj ile sarın.
Su toplanmış bölgeleri delmeyi denemeyin. Kendi açılmasını bekleyin ki alttaki deri enfeksiyon kapmaya karşı kendini korusun. Eğer su toplamış bölgenin enfeksiyon kapıp kapmadığından emin değilseniz, bir uzmana başvurun. Enfeksiyon kapmasının belirti
Güneş yanığı semptomları genellikle yanık sonrası ilk 24 ila 48 saat sonrası daha fazlalaşacaktır. İleriki günlerde ise kademeli olarak azalacaktır.
Güneş yanığı deriye uzun süreli bir zarar vermektedir. Sadece kızarıklık, birince derece yanıktır. Kızarıklık ile beraber, kabarma da oluşursa bu ikinci derece yanıktır. Bu iki derece yanıkta cilt için çok zararlıdır ve zaman ilerledikçe cilt kanserini riskini arttırmaktadır. Kabarıklık oluşturan yanıklar, yayılabilir cilt kanseri riskini arttırır Bu özellikle, eğer gençliğinizde 3 veya daha fazla sayıda güneş yanığı yaşadıysanız daha büyük olasılıktır.
Güneş yanığı oluşmasa bile, çok fazla güneş altında kalmak cildi çabuk yaşlandırır. Ciltte kırışıklar, sarkmalar ve kahverengi güneş lekeleri erken yaşta oluşabilir.
önleme yolları ise;
Güneş yanıklarını önlemenin birçok yolu ve kullanılabilecek birçok ürün vardır.
Önlemek için;
Güneş altında fazla süre kalmayın, özellikle cildiniz hassas ve yanmaya müsait ise.
Unutmayın ki hava bulutlu olduğu zamanlarda bile güneş yanığı yaşayabilirsiniz.
10:00 ile 16:00 arasında güneş altında kalmayın. Bu saatler güneş ışınlarının dik bir biçimde indiği ve şiddetli etki edebileceği saatlerdir.
Güneşten koruma faktorü en az 15 olan güneş kremi kullanın.(Cildiniz ne kadar hassassa, koruma faktorü o kadar fazla güneş kremleri kullanmalısınız. Uzmanlar en hassas ciltler için 30 faktörlü güneş kremi önermektedir.) UVA ve UVB ışınlarının ikisine birden koruma sağlayan çok özellikli güneş kremleri kullanın. Güneşe çıkmadan 30 ila 60 dakika önce güneş kremini sürmek en iyi yoldur. Eğer suya giriyorsanız veya çok terliyorsanız her 1-2 saatte bir daha fazla güneş kremi sürün.
Koruyucu giysiler giyin; kısa kollu gömlek, şapka, veya uzun şortlar gibi.
Eğer yüksek bir rakımdaysanız veya tropikal bir bölgedeyseniz, cildinize özellikle dikkat etmelisiniz. Güneş ışınları, cildinize, su, kum, kar veya beton yapılardan yansıyorsa, yine çok dikkat etmelisiniz.
Işıldak ve solaryum makineleri kullanmayın. Genellikle ultraviyole (UVA) ışınları ile aydınlattığı söylense de, ama aynı anda UVA ve ultraviyole B (UVB) ışınları cilde zarar verirler.
UVA ışınları UVB ışınlarına oranla, ciltte daha derine işler. Bu her iki ışın da ciltte yanmalara, cildin yaşlanmasına ve cilt kanserine yol açarlar.
Güneş ışınları ayrıca gözlere de zarar verir. UV ışınlarına karşı tam korumalı güneş gözlükleri kullanın.
Son Yorumlar
- Çilekli Süt - İkinci karikatüre gülmekten öldüm :D
- ceren - ben ceren işgören baba ocağı ve son ağa dizisine bayılıyommmm.tabi en çok baba ocağına.dizide murat sedaya değilde cemileye aşık olsun çünkü murat bi köy çocuğu ona en iyi cemile bakar.murat ve güvene o şehirli kızları yaramaz...ikiside…
- mehmet - Adam diziyi anlatmiş bunlar selimin tipi ile ilgileniyor... izlese bile ne anlayacaktir ki bu zihniyet....Arkadaşim saçma dizilerin sonuçu şu son mesajlardaki yakişilkli erkekten başka bişe düşenemeyen vizyon sahibi olmayan neden yaşadiğini…
- mürşide - gerçekten şimdide öyle cıvıl cıvıl çarşısı her saat açık bende gittim çok büyüleyücü bir yer
- DAMLA - çok güzel bir dizi çok seviyorum hiç kaçırmıyorum .selim güngören'i çokkkkkkkkkkkk seviyorum ve çok yakışıklı aslında ceren hindistanda çok güzel bence çok güzel bir ekip yani tek kelimeyle süper...
- pınar açı - bu spor salonunda ayrı ayrı spor yapmak zorunlu değilki. isterseniz yukarıda erkek kadın karışık spor yapabilirsiniz. rahatsız olan bayanlar varsa ayrı kısıma geçiyor. bence hedef kitle olayı falan yok olmamalıda. gayet modern bi yer.…
- abizittin - baba ocagi cok güzel gücen coooook yakisik li
- merve - hiş elamısın nesin ben muratla cemileyi yakıştırıom oldumu hem cemile da güzel
- alper - arkadaşlar muhteşem bir oyun size bir oyun önerim metin2 knıght gibi oynanıo lwl atlatıkca işimiz biraz zorlaşır
- Kerem - Çok güzel bir oyun ama marangozdaki bulmacayı çözemiyorum yardım edin lütfeyn
