Anlatılanlar bilir;
Birisi çıkar yaşlıca bi amcadır muhtemelen anlatılan ortmada en büyüktür veya sözü tartışılmaz kabul edilen biridir. Amcam heyecanlı heyecanlı anlatmaya başlar
Bizim zamanımızda gençler kandil gecelerinde büyüklerinin ellerini öper kandillerini tebrik ederdi. Kandil geceleri sabahlara kadar ibadet edenleri mi sorarsınız yoksa namaz kılmaktan ayakları tutmaz olanları mı? Kur'an okurken uyuya kalanları mı sorarsınız, göz yaşları ile ellerindeki Kur'anları ıslatanları mı?
Evet! Maalesef biz o tarif edilen kişileri göremedik peki suç kimin?
Kandilleri "Yaşasın bu gün kandil bol bol dua ederiz. Allah'ım her gün kandil olsun" yerine "Bu gün kandil nerden baksan 500 kandil simidi satarım tanesinden 5 YTL kaldırsam gecede 2.500 YTL. Allah'ım hergün kandil olsun" diyenleri tanıdık biz.
Sabaha kadar ibadet etmek için eve koşar adımlarla gelen kişilerin yerinde "bu gün kandildi amma da yoruldum ama deydi(!) eve gider bi güzel yatarım" diyenlerle karşıladık kapılarda.
Kandilleri, mübarek geceleri, aydan güneşten takvimlerden bekleyen ve bu fırsatı kaçırmak istemeyenlerin yerini, dükkanlara ve sokaklara asılmış kandil tebrikleriyle kandili fark eden ve günlük rutinine hiç ara vermeksizin "AAAA bu gün kandil miydi" nidasıyla kandili geçiren kişeri gördük biz.
Ragaip Kandiliyle birlikte Ramazan'ı karşılamak için oruca başlayan ve mübarek üç ayların ardından gelen Ramazan Bayramında, Ramazanın şerefine layık hatim dualarıyla bayramı yaşayan, ve bu sevinci sevdikleriyle birlikte paylaşmak için Anne ve Babalarının yanına koşan kişilerin yerini bizim zamanımda, Ragaip kandilinin 3 ayların başlangıcı olup olmadığını bilmeyen 3 ayları say dediğinde haziran, temmuz, ağustos (tatil ayları) diyen, Ramazan bayramına şeker bayramı diyen bayramı içkilerle sabahlara kadar fuhuşlarla geçiren hatta ve hatta bu aykırı şeyleri yapmak için kendini sevenlerin yanından uzaklaşıp tatil yörelerine kaçan kişiler aldı
Şimdi bir daha sorun size nerde o eski kandiller diyen amcalara
Ne yaptıysanız siz yaptınız bizim özlemini duyduğumuz kandilere bayramlara. Siz kirlettiniz bizim kandillerimizi siz basitleştirdiniz bizim Ramazan Bayramımızı şeker diyerek. Siz bizim Geçmişle olan irtibatımızı kopardınız.
Cevap sırası sizde nee yaptınız o eski kandillere?
Kandilinizi en içten duygularımla tebrik eder, gecenin ilerleyen saatlerinde huşuya karışmış dualarınızda bizim de ismimizi zikretmemizi temenni ederim
HAYIRLI KANDİLLER
Daracık bir sokağa yerleştirilmiş sehpalar ve çevresine iliştirilmiş yörük işi işlemelerle süslenmiş minderlerin konduğu divanlarla kuşatılan bir kahvehane tasvir edilen. Sabahları üzerinde bülbüllerin şakıdığı ve kahvehaneyi baştan başa kapatan asmanın gölgesinde kurulmak. Zamanın bir anda iki yüz yıl geriye gitmesine sebep; nargilenin marpıcından dağılan koku mu yoksa fincanda pişen kahvenin telvesi mi olduğunun, baş dönmesi ile tespitinin olanak dışı kaldığı bir mekanın kelimelere nakşıdır sunulan.
Giriş paragrafında tadımlık diye adlandırılan kelimlerin izah ettiği aslında bir cumartesi akşamının özetidir. Şehir; İzmir ve mekan Kızlarağası hanı arkası. Yemekten sonrası rehavetinin esintili bir yer arayışına ittiği anda kolay kolay akla gelmeyen ama bir nargile bağımlısının farkında olmadan ayaklarının gittiği mekan kahveci ömer usta kahvehanesi. Güler yüzle karşılayan genç arkadaşların buyur etmesiyle başlayan bir tarih yolculuğu ve belki diğer bir ifadeyle zamanı geri almaca oyunu birazdan ballandıra ballandıra anlatılacak olanlar.
Asmanın altına kurulan gabardin pantolonlu külhanbeylerinin sırtına yastık konması ve sararmış birkaç yaprağın sehpalardan silinmesiyle okşanır huzurları. Güzel bir esintiyle içeriden ve dışarıdan maruz kalınan çilek, muz ve nane kokusuyla dönmeye başlar nefisler. Ve bergamotlu çayla ıslatılan boğazlar emanet edilir damak zevkine göre hazırlanmış nargilelerin dumanına. Aslında bir çarşının ortasına kurulmuş bir kahvehanenin herhangi bir müşterisi olunduğunun unutulup, içeriden işitilen Türk musikisine eşlik edilir külhanbeyliği edasıyla. Eksikliği hissedilen tesbihlerin yerini doldurur elde çevirilen nargile maşası. Köz istenir çayların tazelenme vakitlerinde ve gelene gidene bakılıp, ufaktan baş dönmesi hissedilir durumu ele vermeme endişesiyle.
İki bardak çay sonrası paşa kahveleri hazırdır beylerin. Kahvehane dibindeki cami müezininin okuduğu ezan sesine karışan fincan sesleri midir yoksa oryantalist özentisi sohbetler midir büyüleyen? Zaman akar, mideler karışır ve kıvama gelir beylerimizin huzuru. Kalkma vaktinin geldiğini haber verir boş çekilen, közü sönmüş nargileler. Hesaplar ödenir ve çarşının etrafında salınarak yolu tutulur huzursuz mekanların.
İçilen nargile, esen nane kokulu yel ve sararmış yaprakların donattığı sehpanın insanın içinden götüremediği düşünce; huzur sükunet midir ya da her sükunet huzur getirir mi? Bunca hengamede sessiz kalmak mı gerekir yoksa kaybolan demokrasi ve özgürlük terimlerinin çığırtkanlığını yapmak mı? Bir soru daha; metro için jeton almaya yetecek paramız kaldı mı?
Bugün gazetede gördüm: Nobel Barış Ödülleri'nin verildiği yer olan Norveç'in başkenti Oslo'daki Nobel Barış Merkezi sergi salonunda Oriana Fallaci - tanıyanlar bilir - temalı İslam karşıtı bir sergi açılmış. Salonun girişine yazarın ' Düşman Olarak İslam ' adlı yazısı asılmış. Sergi de son zamanlarında malum Avrupa ülkelerinde ısıtılıp ısıtılıp milletin önüne konan yalan yanlış bilgi ve çarpıtmalarla dolu materyallerle bir güzel süslenmiş. Haliyle, Barış Ödülleri'nin verildiği yerde nefret kokan bu sergiyi açtıkları için Merkezin Genel Direktörü Bente Erichsen'e ' Ne iş? ' diye sormuşlar, o da Cihan Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada düşünce özgürlüğünden, ' Barış Ödülü'nü alanların hepsi barışı temsil etmiyor zaten...' türü özrü kabahatinden büyük cümlelere kadar bir dizi garabetle organizasyonu savunmuş...
Benim asıl dikkatimi çeken sembol isim olarak İslam düşmanlığıyla tanınan ve önceden üç kuşaktan antifaşist bir İtalyan ailesine mensup, dünyaca ünlü bir gazeteciyken 11 Eylül olaylarından sonra - nedendir bilinmez - müslümanlara karşı faşizmin ağababasını yapıp çok kötü bir şöhretle hayata veda eden Oriana Fallaci'nin kullanılmış olması. Herkesin attığı salvonun gideceği yeri kestirmesi gereken hassas bir dünyada, Fallaci gibi kendine ve bir ömür boyu savunduğu söylemine ihanet etmiş örneklere mi yoksa insanları ortak paydalarında birleştirecek gerçek 'Barış' ı, yani aslında İslam'ın temel öğretisini evrensel bir anlayışla tesis edecek dünya vatandaşlarına mı ihtiyacımız var, karar sizin. Aslında yıllar önce Haşmet Babaoğlu yazdığı enfes bir yazıyla bu konudaki duygularıma tercüman olmuştu. Çok geçmeden hatırlamak, medeniyetler arasında nefret tohumları eken kişilerin aslında kendileriyle nasıl da kavgalı olduklarını bir kez daha fikretmekte yarar var.
Haşmet Babaoğlu'nun yazısı için: http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=18.09.2006&Newsid=87523&Categoryid=4&wid=9
Mezkur serginin haberi için: http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=693753
Bir haberle birlikte acilen kaleme alınan bu yazının tarihi mart ayının ortalarına dayanmaktadır. Ancak bugün bu yazının tekrar paylaşılmaya muhtaç olduğu kanısındayım. Darbe ve muhtıra sözcüklerinin altında yatan dağın eteklerinde dolaştım. DİKKAT; kelime düşebilir.
İzmirde; aristokrasinin başkentinde sicim sicim yağıyor. Ahmak ıslatanla başladı ama sağnağa dönmek üzere. Toprak kokusu hala hissedilebilir durumda beton yığınları arasında. Aklıma bir yazısı geldi Yavuz Donat’ın; gezilerinden birinde ve aydın valisi de eşlik etmekte. Vali ve Donat Egede, bir köy girişinde yaşlı bir amcaya rastlar ve kenara çekerler arabayı. Valinin eline eğilen dudakların sahibi amcada bir mahçubiyet ve devlet denen muhteremi karşısında görmenin sevinci arasında selamlar Donat’ı. Vali para vermeye yeltenir. Yaşlı amcanın tarihe geçecek cevabı; ‘sakın efendim, o milletin parasıdır, yetimin hakkıdır, ben güçlü kuvvetli adamım, daldan incir toplar gene aç kalmam. Allah devletimize zeval vermesin’ der ve bir selam eşliğinde gider.
Egede yağmaya devam ediyor. Aristokrat da ıslanıyor, egeli yaşlı amcam da. Zihnim yine rahat durmakta direniyor. Çanakkale zaferini kutladık. Tesadüfe bak ki zafere gölgesi düşen bir parti kapatma davası.
Resmi ikiyüzellibin şehidin toprak ile buluştuğu anları hatırlamak. Toprağa düşen sıradan insanlar değil. Taşra toprağa kapanıyor. Anadolu toprağa kapanıyor. Aklı başında, eli kalem tutan ve milletini, geleceğini düşünen gençler toprak oluyor.
Savaş bitiyor. Yükselen kan kokusuna karışan bir korku var; şimdi ne olacak. Cevabı yetiştirmekte gecikmiyor savaşmaktan aciz derebeyi ve aristokrasi evlatları;’taşra cahil, yönetilmeye muhtaç, biz Frenkçe bilir, iyi hesap yaparız’.
Taşra yoksul ve Anadolu gerçekten cahil. Ülke; ‘konu iktidarsa gerisi teferruattır’ diyenlere emanet. Çarıklı diyerek caddelere sokulmayanların sayısını tarih dahi utancından işleyememekte. Anadolu hasret mürekkep kokulu delikanlılara. Ve her mürekkep kokan delikanlı hezimete uğratılmakta birkaç adım sonra iktidar yolunda. Temsil hakkı elinden alınan ve kendisinin yerine düşünülüp, oynayacağı rol belirlenen milyonlar, ‘kafasına vur ekmeğini al’ atasözüne sükunetle sadık.
Dipçik ve açlığa mahkumiyet korkusuna kurban her yeni bir hamlesi; toprak kokan bu memleketin. Yanlış yada doğru her aykırı cümleye muhalefet ve bir o kadar sert bir üslupla cevap vermeyi kendine hak bilmiş güçlere emanet istikbali milletin.
Ve sarılır Anadolu; kalem tutan ve gırtlağından esmer buğday unu geçmiş her harekete. İnadına kendi seçmek ister yönetenini ve inadına kendi tercih etmek ister evlat denen kutsalın geleceğini. Doğru veya yanlış ama taşrayı yada bu memleketin şüphesiz çoğunluğunu temsil ettiği düşünülen bir partiyi kapatmaya karar vermek.
Çanakkale zaferini kutladık. Tesadüfe bak ki ülkeyi ve halkını haddini aşarak sahiplenenlerin son hamlesini oyanadığı oyunun gölgesinde. Yalnız bir fark var havada hissedilen. Mürekkep kokuyor toprak. Anadoludan doktor çıkmış, mühendis yeşermiş, ve eğitmen fışkırmış.
Yağmur durmaya yüz tuttu. Güneş bulutların arasından gözümü almaya başladı. Toprak kokusu hala burnumda. Egeli amcam geldi aklıma yine. Yetimin hakkını gözeten gönlübol üsluba hayasızca saldıran Anadolu deyimiyle karnıdar adımları kıyaslamak mı? Toprak mürekkep kokuyor, yeşerenleri görmemekten aciz gözlere tavsiye; hem tarhana çorbası içen, hem de yönetmesini ve hesap yapmasını bilen sayısında bir artış var. Acaba duyduklarım yağmura hasret kalabalık mı yoksa diktanın son çığlıkları mı?
AKDENİZ’DE SIRADAN BİR BAHAR AKŞAMI
Mevsime küskün kuşların çığlıklarında akşam
Baharı yaşayamamanın endişesinde bülbül
Kış soğuğundan yaz sıcağına geçmesine şaşmam
Yağmura doyamamışlığın isyanında, zambak ve gül
Akşamın kızılı dağılırken ve pencereden çağırırken anne
Çocuk, bahçede ve hüzün, yüreğimde oynaşmakta direnir
Sokak lambasının yanması babanın öfkesine bahane
Korku oyunu bitirirken, neden benimkisi eğlenir
Tepsiye düşen çay kaşığı habercisidir sohbetin
Sokak; çın çın diye inleyen bardağa hayran
Köz hazır, tömbekisi kıvamlanır balkon sakinlerinin
Duman duman süzülür keder, nargilenin marpıcından
Yaşlı amca, biraz göbek ve sofrasında etli şarap
‘Köpek öldürene’ emanet kirli sakal ve tütün lekesi
Misafir telaşıyla başa geçen ipek eşarp
Yatsıya geciktiğini haykıran , sıklaşan baston sesi
İpek eşarp, etli şarap, baston sesi ve köpek öldüren
Tezat var diye yırtınan kelimelere gerek kevgir
Bir sokak ve dört komşu; üst kıtada betimlenen
Bunca mısra; bomba, cunta ve darbeye inat tasvir
Yaz geldi,çiçekler açtı,arılar hep çalıştı....
İşte küresel ısınmaydı,küresel soğumaydı,kısacası küresel dengesizlikti tamamıyle yaşadıklarımız. Havalar erken mi ısıncaktı yoksa hep soğuk mu kalacaktı? Doğayla birlikte bizimde güneşimiz açıcakmıydı,o solan papatyalar yeniden yeşercekmiydi o küçük yüreklerimizde. Bahar bizi de aşık edecekmiydi eskisi gibi???
Sorular,oldum olası aklımı karıştırmayı başarmıştır.
İzmir'deyim aşkın kalelerinden birinde ama yalnız.
Öyleyse aşkı bulmak lazım.
Peki aranızda bana aşkın formülünü söyleyecek var mı? Mesela a½:(b.c)-1 = aşk olur mu? Aklımda ki sorular karışık,aklıma gelen formül sorulardan daha karışık.
Önümüzde ki günlerde anneler gününü kutlayacağız,gerçekten şiirlerde geçen gibi 'Ana gibi yar olmaz' mı insana.
Gençler yardımınıza ihtiyacım var.
Aşk nedir,yararlı mı zararlı mıdır?
Eğer takıldığı mekanları biliyorsanız bir cıtlatıverin banada gidip bir bulayım kendisini ona söyleyeceğim iki çift sözüm var.İnşallah ağırına gitmez...
(Bu arada yazıyı protesto başlığı altına ekledim çünkü böyle giderse içimdeki anarşist damarlarım kabarcak ve aşkı protesto eder hale gelicem)
Arkadaşlar aramızda günde mi takip etmeyen var mı acep?Bu ülke de gündem ne zaman durulcak acaba,sizce fenerbahçe şampiyonlar liginde final oynarsa herşey eski haline dönercesine unutulur mu??? Başbakan'ın bakanlara,vekillere,teşkilatlara verdiği susun emri bizim içinde mi geçerli acep? Bizler niye konuşmuyoruz ki? Yaklaşık 2aydır gece gündüz gündemi takip eder hale geldim,her gece yatarken acaba sabah kalkınca bu ülkede neler olcak diye düşünüyorum.Herkes savaş bayraklarını çekmiş durumda ama unutmayalım pilavdan dönenin kaşığı kırılır..Gündemimiz ak partinin kapatılması.
Neredeyse tün dünya ayaga kalktı bu haberle,herkesten bu karara karşı açıklamalar yayınlandı..Sadece muhalefet hariç! Canları saolsun,son 30 yılda bu ülke için tek bir çivi çakmamış insanlar oldukları için yadırgamamak lazım bence.
Gerçekten öne sürdükleri iddaalar doğruysa ak parti kapatılsın ama ki doğru değil,doğru olsa dünyanın her noktasından bu kadar büyük bir tepki alınmazdı ki ülke içinde de büyük bir tepki ağı oluştu.
Hükümetle bunca uğraşmalarına karşın,bir de geçen gün haberleri izlerken duyuyorum;
dolar yine artmış,borsada işlem hacmi düşmüş,enflasyon yine iki haneli rakamlara ulaşmış,%4.5 luk büyüme oranı,hükümetin belirlediği %5 lik oranın altında kalmış,
bu nasıl bir ülke yönetimiymiş?
Yani bunda da suclu olan tabi ki hükümet miş...Sasırıyorum gerçekten şaşırıyorum bunca uğraşmaya karşın,bu kadar düşmanca bir muhalefete karşın bu adamlar ne yapsınlar,gerçekten merak ediyorum. Bence de ak parti kapatılsın,hepsinede siyaset yasağı verilsin,hem ak partiler hemde diğerleri kurtulsun. Akabinde de başa gelecek yönetimle bakalım bu ülke NEREYE GİDECEK herkes görsün?
Ben artık bu ülke genci olarak böyle bir kaos ortamında yaşamak istemiyorum, er meydanı ortada herkes çıksın ortaya da çıksın,yıkıcı değil yapıcı fikirlerle sürsün,olması gerekeni ortaya koysun görelim bizde ama unutmayalım ki gün kardeşlik,gün beraberlik günüdür.Lafta değil özde halkçı,özde demokratik,özde eşitlikçilik olma günüdür.
Baktım millet sanki normal günlerde birbirlerine hediyeler alıp güzel sözler söylemiyormuş gibi bugün daha bir hevesli harcama peşinde. "Niyet neyse Allah onu verir" dedim. Kutlu olsun mu denir bilmiyorum :)

Bende kıskandım efendim :p "Benim başım kel mi" dedim. Tek aşkım, kendime :) , Sevgililer Günü Hediyesi olarak Canon EOS 400D aldım. Şaka bir yana uzuun zamandır beklediğimiz an geldi. Makina Pazartesi günü elimde olacak inşallah. E çekiyoruz fotoları be yaa :). Sadık abiyi, Cemil kardeşimi ve Yazamağımızın kadrolu fotocusu Züleyha'yı kandırmam lazım işin inceliklerini öğrenmek için. Belki fotocu birkaç arkadaşı daha. Yazamağı fotoya boğacağım görürsünüz.
Canon EOS 400D ile çekilen fotoğrafları görmek için şu flickr linkini izleyiniz efendim. Ardından yorumlar lütfen.
E sevgililer günü dedik o zaman tüm aşıklara çok değerli kardeşim Yusuf Yıldız'dan Gönlüme Gir Doğ Güneşim isimli bu nadide parçayı armağan ediyorum. TSM sevenler, dinleyenler Yusufumu dinlesin doya doya :) Kendisi her ne kadar "ekleme laaan" desede ben inatla ekleyeceğim efenim. Üniversite dönemlerinde yaptığı şovdan utanırmı insan ya :D
Bugün bir miting oldu biliyorsunuz Anıtkabir'de.. Bizi Ata'ya şikayet ettiler.. Birşey de yapmadık üstelik :) Başörtülü vatandaşların elindeki eğitim hakları alınsın diye bağırdılar sonra da utanmadan,İstiklal Marşı okudular.. Pesss... Ezbere biliyorlar maşallah takdir ettik :P Yazamak ailesi olarak,Milli Marşımızı buraya yazmayı uygun gördük,birisi okurda anlar belki,sevaba gireriz ;) Mehmet Akif Ersoy gururla sunar...İmanla kazanılmış toprakların hikayesidir.. (İman hakkında bkz. Kur'an) ;)
iSTiKLAL MARŞI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
Mehmet Akif Ersoy
Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal diyorsun da Hakk'ın emrini nasıl yok sayıyorsun? (Gerisi hakkında yorum bile yapmıyorum :) )
Bu riyakarlıklarla karşılaşmak istemiyoruz,utanmadan Hakk'ın emrinin yasaklanmasını isteyenlere de yine Mehmet Akif Ersoy cevap versin diyoruz....
İnmemiştir hele Kur'an bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okumak ne de fal bakmak için..
Son Yorumlar
- Mahmut Kurtoğlu - MUBAREK GECELERİ ESKİSİ GİBİ YAŞAMAK BİZİM ELİMİZDE.BİZLER BU GECELERİ GEREĞİ GİBİ EĞERLENDİRİRSEK BİZDEN GÖRENLERDE ÖYLE DEĞERLENDİRECEK VE" EY GİDİ BİZİM ZAMANIMIZDAKİ KANDİL GECELERİ" SÖZÜ TEKAR DİLLERDE DOLAŞACAK…
- Ayşe Gülden - Bizler o eski kandilleri-Razamanları-bayramları yaşayamadık ,sadece anlatılanlarda dinledik belki lakin bizimde yapabileciğimiz birşey yok mu? Bizden sonra ki nesile dinlediğimiz gibi / olması gerektiği gibi huşû içinde,içi maddi-manevi…
- erina_elia - bu sahil nere sinan kardeş ;)
- Mahmut Kurtoğlu - Celal kardeşim olaylar sonuçlanmadan bir konu hakkında hemen bir sonuca varmamak lazım.yani ben Atatürkçüyüm diyenleri sen Atatürkçü mü sanıyorsun? diğer taraftan hadi diyelim ki senin dediğin gibi olsun Tayyip erdoğan dini kullanarak…
- Momo - yok be abi omzunun ustunde düsüyosun problem olmuyo fazla :D
- Ayşe Gülden - :))))))
- celal - Öncelikle yazıyı yazan arkadaşıma şunu söylemek isterim.Tabiki parti kapatılmamalı ona bende katılıyorum ama insanların dini duygularını sömürülerek siyasette yapılmamalı daha düne kadar oğullarını zengin iş adamları okuturken…
- Talha Turhal - ony geçin momonun düşüşünü merak ediyorum, yoksa ilk kek ben miyim yoksa bir oynama var mı?
- Mahmut Kurtoğlu - Allahrazı olsun Ayşe hocam. Üç ayların ülkemiz ve tüm islam alemi açısından hayırlar getirmesini niyaz ederim.Rabbimizden recep ve Şa'ban ayını iyi değerlendirip Ramazan ayına ulşamamızı temenni ederim. Ayşe hocam topu bize atmıssın…
- Şule Birer - amin inşallah... yarında kandil Allah tevbelerimizi kabul etsin kalbimizi temizlesin inşallah..
