Hani ailece bi misafirliÄŸe gidilir evin yaÅŸlıca olan büyüÄŸü yanınıza çağırır da;

"ohoo büyümüÅŸ bu, doÄŸduÄŸu günü hatırlıyorum ben bu sıpanın" der ya,  iÅŸte o yaÅŸlı amcayım ben ÅŸuan. Yazamak projesinin en başından beri izliyorum sadece efem. Arada bir iki yorumum karışmıştır karışmamıştır, karıştırmayın. Yazamak ailesine herhangi bir katkım olsun için deÄŸil sadece kiÅŸisel hevesimi gidermek adına yazamakta yazacağım. Maksat muhabbettir hoÅŸtur beÅŸtir. 

Saygılar sevgiler cümleten. :)


Gece saat 01.20 suları.. Yatakta dönenip duruyorum;huzursuz bir gece. Bir türlü uyku tutmuyor.. Tam dalmak üzereyim ki paldır küldür bi gürültü,çatı da sanki kıyamet kopuyor. Rüzgarın çıkardığı ses bir yandan, çatıda birÅŸeylerin yerinden oynarken çıkardığı gürültü bir yandan... Ama en önemlisi asıl gürültüyü çıkaran baz istasyonu!
Allah dedim kesin uçtu bu! Bismillah deyip fırladım yataktan cama koÅŸtum. Tahminim doÄŸruydu ama ne yalan söyleyeyim bu kadarını beklemiyordum. Baz caddeye uçmuÅŸ,bir kaç metrelik mesafeye yayılmıştı. Yukardan aÅŸağı uçarken kapının önündeki arabalardan birinin arka camını ve tavanını pert etmiÅŸti:( Bir de hepsinden ilginci karşı binalardan birinin betonlarından koca koca parçalar ve tahtalar sökülüp uçmuÅŸtu:S








Gürültüyü duyan bir kaç abi ve arabanın sahipleri aÅŸağı inmiÅŸ hemen. İki dakika geçmeden abilerden biri öteki caddeye gitmiÅŸ yanında bir çöpçüyle gelmiÅŸti. İnanın bu olay gündüz olsa kesin birileri yaralanır belkide can kaybı bile olabilirdi. O zaman ambulansa ihtiyac olurdu ama çöpçülerin hızıyla gelemezdi o ambulans.(ülkemin içler acısı durumu,ambulans beklerken vefat edenler..) velhasıl jet hızıyla karınca gibi çöpcü sardı caddeyi. İki de kamyonet geldi , dökülenleri toplamak için. Kısa bir süre içinde caddenin o halinden eser kalmadı. Ümraniye Belediyesini bu üstün hizmetlerinden dolayı canu gönülden tebrik ediyorum. Helal olsun valla:) Dilerim memleketemin tüm personeli bu hızla çalışır..




Rocko's Modern Life'ı bilen var mı? Bizim zamanımızda böyle çizgi filmler yoktu diyenler yanılıyor, 1993 yapımı bir seri bu. Bize daha geç gelmiÅŸ tabii ama South Park'ın anarÅŸist ruhlu, her ÅŸeyi alay konusu haline getiren tarzından bıkıp, biraz ince zeka, hafiften mizah arayanlar için bire bir. Ben zaten bu tür çizgi filmlerin çocuklar için olduÄŸunu düÅŸündükçe ÅŸaşırıyorum, yahu biz geri zekalı mıydık da bize He-man'i, Remy'yi, Heidi'yi dayadılar diyesim geliyor. Gerçi saydıklarımın bende yeri ayrıdır, ama Rocko's Modern Life'daki modern hayat eleÅŸtirisini sezip de bir baÅŸkasını dürtme ihtiyacı duymamak elde deÄŸil. İlginç bir not da ÅŸu: Bu çizgi dizinin imdb notu 9.1... Birçok Hollywood baÅŸyapıtından daha yüksek olan bu oran nasıl oluÅŸmuÅŸ bilmiyorum, galiba benim gibi çocuk ruhlu bir sürü imdb üyesi var.

Zamanında, hayatımda daha az telaÅŸ ve daha çok vakit varken ve abim askerde olduÄŸu için televizyon odada ses yapabilecek yegane cihazken Nickelodeon çizgi filmleri iyi birer eÄŸlenceydi benim için. Nickelodeon eskiden beÅŸ sente film seyredilen ucuz sinema anlamına geliyormuÅŸ. İlk duyduÄŸumda 'nuckleodeon' diye algılamıştım bu ismi, farkettiÄŸiniz gibi hafiften 'bilim-kurgu' birazcık da saçma olmasına raÄŸmen fena durmuyor. Her neyse, benim için Rocko'nun aradan sıyrılmasının sebebi her ÅŸeyin altında bir hüküm arayan meraklı, biraz da hayalci bir zihin olabilir. Halbuki binbir türlü çizgi dizi gibi bunu da çerez gibi izleyebilirdim ama hayır...Algıda seçiçilik bu mu oluyor bilmem ama (MaraÅŸ usulü ve Buzzy...Alın size Algida seçiçilik) insan hayatta bazı çarpıklıkların farkına vardığı anda bunların en ufak yansımasını bile gözden kaçırmıyor. İnsanların baÅŸlarına gelen kötü ÅŸeylerden sonra yazmaya baÅŸladıkları falan söylenir, bence bu tam olarak doÄŸru deÄŸil, illa insanın kendi başına gelecek diye bir ÅŸey yok. Farkında olmak bizzat insanın üstüne yapışan bir melekedir, saçınıza yapışıp da kesip atmadan kurtulamayacağınız ÅŸekerli sakız gibi, siz ondan kurtulmadıkça o yakanızı bırakmayacak demektir.

Bugün Rocko'nun bir bölümünü izlemedim, aklıma nereden geldi bilmiyorum. Ben aslında Sabah Gazetesi'nde üniversite mezunu gençlerin iÅŸsiz ve tembel olduÄŸu sonucuna varan anket hakkında bir ÅŸeyler yazacaktım. Ama Rocko'dan bahsetmek bana daha keyifli geldi, yarın öbür gün, ciddi, biberli bir hadisenin üzerine Spongebob'dan bahsedersem hiç ÅŸaşırmayın. Belki de dengemizi bulmanın yolu budur: Biraz ondan, biraz bundan... Sözü geçen araÅŸtırmadaki 'Seçiçi İşsiz' lafını duyduÄŸumdan beri dudağımın kenarına gevrek, sessiz bir gülümseme var; bu heralde büyüklerimizin 'iÅŸ beÄŸenmiyorsunuz' diye tanımladıkları ruh hali oluyor, e tabii laf hazır: ' Ne yapalım ya, iÅŸ bizi beÄŸenmiyor!'

Åžimdi sıra linklerde, madem sitede yazıyorum, yazının sonuna link iliÅŸtirme lüksüne sahibim... DediÄŸim gibi, biraz ondan biraz bundan:

Bu Rocko'nun Modern imdb sayfası :) : http://www.imdb.com/title/tt0106115/ (Kablolu'da Nickelodeon'dan seyredile)

Bu da Sabah'ın yayınladığı dehşetengiz araştırma: http://www.sabah.com.tr/haber,08926E85F10246EC92B40599970D9151.html

Keyfinize bakınız...



Bu sabah, daha doÄŸrusu bu öÄŸlen uyandığımda dışarıda yaÄŸmurdan arta kalan bir serinlik, bir letafet sezdim. İnsanların öÄŸle yemeÄŸi yedikleri saatte yeni kahvaltı etmiÅŸ olmanın hafif utancıyla gazetenin orasından burasından bir ÅŸeyler okuyarak giyindim. BoÅŸ DVD almak için İçerenköy Carrefour'a gidecektim. Sokaklarda hafta içi günlerinin sükuneti vardı. Atacan'ın önünden okul gezisi için servislere doluÅŸan ilkokul çocuklarının, cıvıltı diyemeyeceÄŸim, bağırışları arasında geçtim, nesl-i hazır iÅŸte canım ne olacak... Caddenin karşısındaki marketten ÅŸeftalili ice-tea alarak, bahar dönemlerinde okula gidiyormuÅŸ gibi yaptım, öyle ya Uygurca dersi salı günü saat ikide olurdu, hem de zamanın baÅŸlangıcından beri... Geçen sene 13.15'e alınmıştı galiba, hatta hoca adamakıllı bozulmuÅŸtu bu iÅŸe. Neyse 13.15'te ya da deÄŸil, Uygurca son derece zor bir dersti ve artık benim meselem deÄŸil, baÅŸkası düÅŸünsün... Hatta vazgeçtim, ben bugün okulu kırıyormuÅŸ gibi yapıp Carrefour'a boÅŸ DVD almaya gideceÄŸim.

Gittim de. Marketin içinde ve dışında iki ayrı tartışmaya ÅŸahit oldum, biri bir taksiciye yaÅŸlı bir çift arasında, diÄŸeri de yaÅŸlı bir kadını oturduÄŸu yerden kaldırmaya çalışan -tuhaf görünümlü bir adamla kadının ailesi arasındaydı. Bildik Türkiye manzaraları gibi son derece ham bir hüküm vererek '-5' kasalarından birinde sıraya geçtim.

Aldığım DVD'lerin üzerinde bir genç kız resmi var, çekik gözlü ama Asyalı deÄŸil, uzun siyah saçlı bir kız, kalburüstü elektronik firmalarının reklamlarında rastlanacak cinsten. Onun bu yayılmacı mevcudiyeti Dvd'nin üzerinde kalemle yazılacak pek bir yer bırakmamış. El yazısı ince olan benim gibi biri için çözülmeyecek sorun deÄŸil. Aklımda Yeni Åžafak gazetesinin 18 Mart hediyesi olarak verdiÄŸi Son Kale Çanakkale belgeseli olduÄŸu halde döndüm. Aslında o belgeseli düÅŸünmüyordum. Bu güzide gazetemiz belgeselle birlikte ne veriyor biliyor musunuz? ' İngilizce-Türkçe Sözlük ve Gramer Kitabı'... The Guardian'ın Waterloo Savaşı'nın yıldönümünde Fransızca sözlük vermesi gibi bir ÅŸey. Tamam, 'İngilizce Åžart' ama böyle bir güne bulaÅŸtırmasaydınız bari 'Büyük Britanya' bayrağını...

İşte böyle... Bazen soruyorlar, ne yapıyorsun diye... Uzaktan bakanlar için 'KoÅŸturuyoruz' kelimesi yeterli, ama ne bilsin millet evde Mount & Blade'in sıkıntıdan patlatacak hale gelene kadar oynandığını, çayda mükemmele ulaÅŸmak için türlü deneyler yapıldığını, onlarca tür ve ebatta bisküvi-çikolata tüketildiÄŸini, en kralından fikir kitaplarının bir günde devrildiÄŸini, bol miktarda uyunduÄŸunu, BeÅŸiktaÅŸ forumlarında sulu gözlü, nostaljik muhabbetlere dalıp keyifli vakitler geçirildiÄŸini ve bir gün bile çalışmadan emekliliÄŸini ilan etmiÅŸ bir zihniyetle planların ve hayallerin ötelendiÄŸini...Arada bir açıp 'MSN'de bürokrasiden ÅŸikayet et, yeter...Bir de 'MeÅŸgul'e al ki, herkes meÅŸgul sansın seni...

Yılın en çok Travis dinlenesi zaman dilimlerinden birinde, içinde duyguya yer olmayan sözümona 'ciddi' ÅŸeylerden bahsedecek deÄŸildim ya, beni affediniz. Yalnız haftaya, elinde kağıtlar saÄŸa sola koÅŸuÅŸturan sıkıntılı, kirli sakallı bir görürseniz, Allah'ın selamını esirgemeyiniz!



     

   Bugün İsrail topraklarında bulunan Akka Kalesi...Adını bile duymadığımız kahramanlara mezar olmuÅŸ fakat İsrail toprağı olmaktan kurtulamamış bir kale...

Aslen İtalyan olmasına karşın Fransız ordusunda hızla yükselmeyi baÅŸarmış genç bir asker.. Napolyon.. Amacı Mısır üzerinden Orta doÄŸu ve Hindistan sularında üstünlük kurarak İngiltere ve Rusyanın güçlenmesini önlemek... 

Amacına ulaÅŸmak isteyen Napolyon Fransız donanmasıyla beraber 19 Mayıs 1798 yılında Tolon limanından ayrılır... İskenderiye önlerine gelir daha sonra da Kahireyi ele geçirir.. Müslüman halkı menmun etmek için elinden gelen her türlü çabayı da gösterir. Fakat Mısır'da ilerlemeye baÅŸladıktan sonra hoÅŸgörüü politikasını bir kenara bırakıp Gazze ye ordan da Filistin'e ilerlemeye baÅŸlar... Yafa'da 10.000 asker ve sivili kılıçtan geçirir..18 Martta Filistin'in kuzeyinde bulunan Akka Kalesi önüne gelir...

Akka kalesi Vezir rütbeli,yetmiÅŸli yaÅŸlarındaki Cezzar Ahmed PaÅŸa tarafından müdafa edilmektedir..

Kaleyi 2-3 günde alacağını düÅŸünen Napolyon,Cezzar Ahmed PaÅŸa'ya bir mektup gönderir.. Mektubunda,bir ihtiyarın geride kalan birkaç günlük canını almak istemediÄŸini bildirir, kaleyi teslim etmesini tavsiye eder (!)

Cezzar Ahmed PaÅŸa ise ÅŸöyle karşılık verir :

"Hamd olsun gücümüz yetiyor ve elimiz silah tutuyor.Geri kalmış birkaç günlük ömrümüzü de küffar ile cenkle geçiririz"

İhtiyarın teslim olmayacağını anlayan Napolyon,19 Martta saldırı emrini verir,amacı 2 günde ÅŸehre girmektir... Fakat beklediÄŸi gibi olmaz ve saldırı Cezzar Ahmed paÅŸa komutasında ki askerler tarafından devamlı püskürtülür,Fransızlara ağır kayıplar verdirilir.. KuÅŸatma altında 64 gün geçer..

Napolon yüksek rütbeli subaylarını kaleye gönderir,ÅŸehri teslim etmesi karşılığında Cezzar Ahmed PaÅŸa ve ordusunun istediÄŸi yere gitmesine izin verileceÄŸi bildirilir..

Cezzar Ahmed PaÅŸa ise ,kaleyi teslim etmek için vezir olmadığını,ÅŸehitlik mertebesine yükselmeden bir karış toprak vermeyeceÄŸini söyler...

Napolyon,ÅŸiddeti hergün daha fazla artan saldırılar yapmışsa da muvaffak olamaz 21 Mayısta,ordusunun yarısını kaybetmiÅŸ bir ÅŸekilde kuÅŸatmayı durdurur.."Kader beni bir ihtiyarın oyuncağı yaptı" der ve Kahire'ye çekilir.. Osmanlı imparatorluÄŸuna karşı halkı kışkırtsa da PadiÅŸah'ın kafirlere karşı cihad fermanı etkisini gösterir,2 bin Fransız askeri öldürülür.. Napolyon ise gizlice ,iki gemi ile Mısır'dan kaçar.. 

Osmanlı'ya karşı bir daha savaÅŸmayan Napolyon,tarihe geçen ÅŸu sözleri söyler..

"Akka'da durdurulmasaydım,bütün DoÄŸu'yu ele geçirebilirdim..."

Böyle bir felaketten kurtulmuÅŸ olan Akka'nın,bugün, Filistinde ki müslüman halka zulmeden İsrail topraklarına katılması, iÅŸin en acı yanı olsa gerek..

 O zamanın ve bu zamanın kahramanlarından Allah razı olsun...

 



'Yazmaz oldu, aramaz, gelip gitmez oldu' dediniz, sol kulağımı çınlattınız, ama sevgili Yazamak ailesi, iyi haberi duymayı da öncelikle sizler hak ettiniz: 14 ocak'tan beri sürdürdüÄŸüm hummalı çalışmalar, sınavlar, bütünlemeler, lobi ve diplomasi faaliyetleri, nato ve birleÅŸmiÅŸ milletler nezdindeki giriÅŸimler derken Ä°Ü Ed. Fak. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden 1.5 senelik bir rötarla mezun olmuÅŸ bulunmaktayım... Valla geç ve güç oldu, inÅŸallah hayırlı da olmuÅŸtur...

TeÅŸekkür faslına gelince... Önce Allah'a, sonra beni hiç gariban bırakmayan aileme, tüm arkadaÅŸlarıma, özellikle bu zorlu süreç boyunca en çok temas halinde olduÄŸum Aydın Özdemir, Onur Yücel, Piyade Onbaşı Gökhan Mercan (orduyu da arkama aldım, eheh ne zannettiniz ya?) ve Sinan Ata'ya, çok kıymetli hocalarıma, bilhassa samimi alakaları nedeniyle Yrd. Doç. Dr. Feryal Korkmaz ve tabii ki güzel insan AraÅŸ. Gör. Çilem Tercüman'a, Yeni Türk Dili asistanlarına (ilginize minnettarım), hali tavrıyla bana her daim sukunet telkin eden kedim Clementine'e, ulaşım için İDO ve İETT'ye (abarttığımın farkındayım ama duramıyorum maalesef...), Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi'ne (onlar sebebini biliyor:) ve daha burada ismini yazamadığım, dualarıyla ve iyi dilekleriyle bana destek olan nice güzel insana teÅŸekkürü bir borç bilirim...

Bundan sonra daha çok birlikte olmak dileÄŸiyle, affınıza sığınarak bilgilerinize arz ediyorum efendim...

Sevgiyle...




 GeçtiÄŸimiz hafta çok çabuk biten İstanbullu günlerimin ardından eve döndüÄŸümde takvime baktım hemen.Nisanın ilk haftasına daha çok vardı.Fakat o da ne? Åžubat bu yıl 29 gündü.”Ulan bu da yapılır mı adama bee!” diye hayıflandım. SokaÄŸa çıkıp ellerimi paltomun cebine sokup, karşıma çıkan çakıl taÅŸlarını mı tekmeleseydim? Kokusundan bile nefret ettiÄŸim halde sigaraya mı baÅŸlasaydım ne…

 

 Bir ara," Toplantıya da yetiÅŸemedim, çok ayıp oldu arkadaÅŸlara” diye düÅŸünürken aklıma geldi.Åžanssızdım bu aralar. Kadıköy İmam-Hatip Lisesi’ne uÄŸrayıp, Mustafa ADAÅž hocam baÅŸta olmak üzere uzun süredir göremediÄŸim bazı hocalarımı ziyaret planlarım vardı kısacık tatilimde. Ama yarı yıl tatilindeydik. GeçtiÄŸimiz yıl,Üsküdar’daki ÖSYM ÅŸubesine tercihlerimi kaydettirmek için gittiÄŸimde, 1 saate yakın bir müddet bekledikten sonra sıranın bana gelmesinin hemen akabinde elektriklerin kesildiÄŸi aklıma geldiÄŸinde, “Normaldir” diye düÅŸünmedim deÄŸil.

 

 Lise yıllarım geldi aklıma sonra… İlk sene okul önünde eylem yapan kız öÄŸrenciler, fabrikaları önünde iÅŸten çıkarıldıkları için evlerine ekmek götüremeyen, evde ekmek bekleyen ailesi gözünün önüne geldiÄŸinde, ellerinde cop ile karşısına dikilen polis memurlarının “Bizi zor kullanmak mecburiyetinde bırakmayın” ikazı karşısında, öÄŸretmenlerin “OÄŸlum ben duvara mı anlatıyorum bunu?” sözündeki duvar olmayı yeÄŸleyen, bizlere İstanbul’un nadide semtlerinden KasımpaÅŸa’nın adının geçtiÄŸi argo deyimi hatırlatan , uzun cümleler kurmaktan çok daha önemli sorunları olan,bu cümleleri okuyup anlayacak kadar vakti olmayan, bileklerinde, ellerini fabrika duvarının tellerine baÄŸlayan zincir,dillerinde kafiyeli bir slogan olan iÅŸçilerden farklıydılar. Onların derdi geçim sıkıntısı deÄŸildi.Eve götürülecek bir somun ekmek deÄŸildi.İnançları gereÄŸi örttükleri baÅŸörtüleri ile ilim tahsil edecekleri müstesna bir kuruma  alınmamalarıydı.Onların derdi ne laikliÄŸe aykırı hareket etmek ne de cumhuriyetin kazanımlarına darbe vurmaktı.”GevÅŸemeyin,hüzünlenmeyin.EÄŸer gerçekten inanmışsanız üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmran,139) ayet-i kerimesini hatırlıyorlardı daima.Bir yıla yakın  zaman böyle geçti. Bence samimiydiler. Dışarıda bu hal devam ederken içeride ne oluyordu?

 Dışarıdaki ateÅŸe raÄŸmen hayat devam ediyordu. Farklı nedenlerden dolayı baÅŸörtülerini çıkararak derslere girmek zorunda kalan kız öÄŸrenciler, kızgınlıklarından önüne gelene söven erkek öÄŸrenciler içerideydi.Gururluydum...Bunca engellere,ideallerimin tehlikede olmasına aldırmadan girmiÅŸtim bu kapıdan.O zamanlar “Sonunu düÅŸünen kahraman olamaz” sözü de kliÅŸe deÄŸildi.Bu  davanın  neferi olmak her ÅŸeyden önemliydi.Bedir’de savaÅŸan bir avuç mü’minden biri,Mekke’de kızgın taÅŸların altında iÅŸkence gören bir Bilal’dim ben de…

  

 

 Sonra dışarıdaki kardeÅŸleri için gözyaşı döken,aynı zamanda bazı dergilerden makyaj ve güzellik tüyolarını öÄŸrenen,defterlerinin arasında ünlü bir aktör ya da yerli veya yabancı bir erkek ÅŸarkıcının posterini saklayan,saklamakla kalmayıp erkeklerin de bulunduÄŸu bir sınıfta o posterleri alenen öpme cüretini gösteren, aralarında “Benimki seninkini döver” kavgası yapan kız öÄŸrenciler gördüm. Konusu açıldığında İslam’ın en heyecanlı savunucusu olan, okul çantasında kitaptan çok makyaj malzemesi bulunan kız öÄŸrenciler gördüm. Tenefüslerde sınıf camına tüneyip bahçede dolaÅŸan talebelerin aÅŸk hayatındaki geliÅŸmeleri tartışan kız öÄŸrenciler gördüm. Bir erkeÄŸe arkadaÅŸlık teklif edip olumsuz yanıt aldığında “Dört yıldır bu okulda okuyorsun ama daha aÅŸkın ne olduÄŸunu öÄŸrenememiÅŸsin.” karşılığını veren,okuduÄŸu okulun AÅŸk Lisesi deÄŸil,İmam- Hatip Lisesi olduÄŸunu idrak edemeyen kız öÄŸrenciler gördüm. Sirklerdeki palyaçoları aratmayacak derecede giyinen, başı örtünce her ÅŸeyin tamam olduÄŸunu sanan,  bir imam-hatipli kız nasıl olmalıysa öyle olan arkadaÅŸlarını “uçmuÅŸ” olmakla itham eden kız öÄŸrenciler gördüm. Ama tüm bu eleÅŸtirilerin dışında kalan her zaman takdir ettiÄŸim samimi kız öÄŸrenciler de gördüm. Onlardan bir kere daha Allah razı olsun.

 Kız-teknoloji-futbol üçgeni arasına hapsolan, gelecekle ilgili hiçbir endiÅŸesi olmayan,okula gelmekteki amacı “okumak” olan arkadaÅŸlarını etinden,sütünden,derisinden yararlanılan  bir büyükbaÅŸ hayvan  olarak addeden, mafya dizilerinden etkilenme ilkelliÄŸini üzerinden atamamış erkek öÄŸrenciler de gördüm. Sayıları her sene biraz daha azalan erkek öÄŸrenciler gördüm.

 Yılmaz ErdoÄŸan "Vizontele Tuuba" adlı filminin sonunda darbe sonrası tutuklanan hemÅŸerileri için ÅŸöyle diyordu. “DüÅŸündüklerinin hiçbirini gerçekleÅŸtirememiÅŸlerdi..Ama hepsi de iyi niyetli çocuklardı."

 Belki bu arkadaÅŸlar da iyi niyetlilerdi ama gerçekleÅŸtirmek istedikleri bir düÅŸünceleri yoktu.

 



Bugün çok deÄŸerli abilerimle beraberdim. Muhabbet dolu güzel bir akÅŸamdı diyebilirim. Önce Asus Türkiye tayfasıyla bilardo ÅŸow (Abim ve Kuzenim Asus Türkiye'de çalışıyor.), ardından Sadık Abi 'nin mükemmel mekanına bir ziyaret, çay ve kurupasta. Bu sefer Recai abi'de eÅŸlik etti bize saÄŸolsun. Kurtardık yine memleketi, eÄŸitim sektörünü düzelttik, iÅŸle ilgili muhabbetler döndürdük. :)  Sadık Abi'nin çayı hani derler ya "davÅŸan ganıydı" ama onu unutmamak lazım. Erdal neler kaçırdığına yansın dursun ÅŸimdi :).

İlk duyduÄŸumda çok ÅŸaşırmıştım. Sadık abi'nin çocukluÄŸumda benim kur'an okumayı öÄŸrendiÄŸim cüz'ün Hattat'ı Hüseyin Kutlu'nun oÄŸlu olduÄŸunu öÄŸrendiÄŸimde. Çok gülmüÅŸtüm. Allah saÄŸlık sıkıntısı vermesin, yeteneÄŸine zeval getirmesin Hüseyin Amca'nın.

Muhabbetten bir ara ayrılıp Sadık abinin penceresinden bakınca bir deÄŸiÅŸik geldi İstanbul gözüme.  Her zamankinden alımlıydı. "Sadık abi gel gel gel" demeye kalmadı saÄŸolsun makinasını kaptığı gibi aldı soluÄŸu balkonda. Mükemmel bir kare çıktı ortaya. Zaten hep söylüyoruz. Bu evde oturan adam yaÅŸlanmaz :). Yukarıdan anlayabilirsiniz. Biri öz üç deÄŸerli abimin fotoÄŸrafını çektim. Onları da ekleyeyim ünlü olsunlar :) Resimdekiler soldan saÄŸa Sadık Kutlu, Ferhat ÖzkaÅŸgarlı, Mehmet Ata.

Her anlamda çok kritik kararlar alıp uygulamaya koyduÄŸum bu günlerde fazlasıyla tavsiye ve duaya ihtiyacım var. BeÄŸendiÄŸiniz ofis tasarımlarını bana e-mail atabilirseniz çok sevinirim. Yeni ID ofisi için fikirlere ihtiyacım olacak.

E bulduk böyle güzel İstanbul manzarası kaçırır mıyım? Saçları kestirdikten sonra abilerin sözüyle deliler gibi çıktığım resimlerden biri :) . 10 Saniye pozlayıp enteresan bir İstanbul Hatırası çekti Sadık abi. Tripoduna, makinana, gözüne, gönlüne saÄŸlık abi.


Muhabbetle.

 Geldim... Her geldiÄŸimde "Neden geldim?" diye sorduÄŸum yere yine geldim.Tatilini bitirip iÅŸine,görevine baÅŸlayan her vatandaÅŸ ne haldeyse ben de o haldeyim ÅŸimdi...

 Oysaki geçen hafta bu zamanlar ne kadar da mutluydum.Moralimi maksimum seviyede tutmak için arada bir saate bakıyor, "Evet su an akÅŸam 8'i gösteriyor olabilirsin ama ben bir yere gitmiyorum,6 gün daha burdayım iÅŸte, aaallll!" diyor ve elimle bazı garip hareketler  yapıyordum.Tıpkı lise yıllarımda sabahın köründe kalkmak zorunda olmaktan duyduÄŸum huzursuzluÄŸun hafta sonu yerini sonsuz bir geniÅŸliÄŸe bırakması için saatimi yine sabahın körüne kurup,sonra bir de üÅŸenmeden kalkıp saate dönerek "Ama bugün okul yok,aalll!" deyip tekrar,hemde öÄŸlene kadar uyuduÄŸum gibi...
 Saatin  dili olsa o an "Ben senin 6 gün sonraki yüz ifadeni gördükten sonra konuÅŸacağım,hem de  kısa konuÅŸacağım" derdi sanırım.

 HerÅŸey çok güzel baÅŸlamıştı.İstanbul'u görecektim üç buçuk ay sonra.YaÄŸan lapa lapa karın  geliÅŸimi geciktirecek olma ihtimali bile koymuyordu bana.Nitekim 1 saat 15 dakikalık yolu, 2 saat 15 dakikada gelmiÅŸ olmam neÅŸemi kaçırmadı.İşte İstanbul'uma kavuÅŸmama takriben iki buçuk saat kalmıştı.Kendimi  feribotta, martıların eskortluÄŸunu -aklımdan zorum olduÄŸu için yaÄŸan kara aldırmadan açık havada- seyrederken sıcak bir kahve içmeye hazırlıyordum ÅŸimdiden.Sonunda gelmiÅŸtim.Tatilimizi aynı günlere getirdiÄŸimiz için 1 hafta boyunca müstakbel eÅŸimin de bana eÅŸlik edeceÄŸini bilmek beni daha çok sevindiriyordu.
Bir hafta boyunca İstanbul'un ne yol çalışmaları ne de trafiÄŸi beni sinirlendirmedi desem yeridir.Her sabah 8'de evden çıkıp,,akÅŸam 11'de geri dönmek de güzeldi.Uzun bir aradan sonra Sultanahmet'te cuma namazı kılmanın tadı da bir baÅŸkaydı.Ama burada bir parantez açmak istiyorum.
 Yazamak'ın ilk resmi toplantısı,hem de benim için birkaç gün erkene alınmıştı.Toplantının son dakikalarına yetiÅŸmem,daha doÄŸrusu yetiÅŸemememden dolayı tüm Yazamak ekibinden özür diliyorum.Kuru bir özürle kurtaramayacağımı biliyorum.Bir daha böyle birÅŸeyin olmaması için elimden geleni yapacağım inÅŸaallah.Mazeretimi yazıp da suçumu hafifletmek için bir giriÅŸimim olmayacak.Tekrar özür diliyorum.Hakkınızı helal edin arkadaÅŸlar.
 
 Ve dönüÅŸ günü geldi çattı.Kalkmam gerektiÄŸi hususunda beni ikaz eden telefonu elime alıp uzun uzun bakarak,"Pekala,sen kazandın,iÅŸte geri dönüyorum" dedikten sonra,hazırlanıp otobüse binmek için yola çıktım."Dokunsam aÄŸlayacak" deyiminin içerdiÄŸi manayı düÅŸüne düÅŸüne bindim otobüse.Yanıma oturan adamın sabah sabah gevezeliÄŸi tutmuÅŸtu.Gemlik'te ineceÄŸini söyleyince , "Olsun 20 dakika 20 dakikadır" demiÅŸtim içimden. Gelene kadar İbrahim Sadri'nin "Yol" ÅŸiirinden mısralar mırıldandım.DönüÅŸümü geciktirebilecek kar da yoktu ÅŸimdi.KeÅŸke olsaydı...

 Ve geldim... "Neden geldim?" diye sorduÄŸum yere yine geldim. Tatilini bitirip iÅŸine,görevine dönen her vatandaÅŸ ne haldeyse ben de o haldeyim ÅŸimdi...



‹ Ýlk  < 2 3 4 5 6 >