Çok yakın bir zamanda öÄŸrendiÄŸim bir oyunun zihnimde canlandırdıklarını tasvir edeceÄŸim. Aslına bakarsanız oyun; bir kelime oyunu ve bence gayet zekice hazırlanıp, kuralları üzerinde düÅŸünülerek oluÅŸturulmuÅŸ. ÇektiÄŸiniz kartın üst bölümünde bir kelime yer almakta ve bu kelimenin altında; yukarıdaki kelimeyi oyuncu arkadaÅŸların hafızasında taratırken kullanılmaması gereken kelimeler dizilmektedir. Ve her oyun gibi; zaman deÄŸerli olduÄŸu için, bir kum saatinin zerrelerine emanet tadımlık heyecanınız. Bunca cümlenin anlatmaya çalıştığı sizin de anladığınız üzere tabu diye bilinen bir kelime oyunudur. 

 

              Aslında oyundan daha çok derdini anlatma endiÅŸesi taşıyan bir mücadele gibi gözlemledim geçirdiÄŸim zamanı. Ve zihnimde canlanan da bir mücadeleydi. Bir grup insanın her ÅŸeyin baÅŸlangıcında bir kart çektiÄŸini ve bu kartın üst kısmında yönetmek kelimesinin sırıttığını düÅŸündüm. Yönetmek kelimesinin altında ise; demokrasi, özgürlük, eÅŸitlik, hoÅŸgörü, adalet kelimelerinin yer aldığından emindim. Kullanılmaması gereken kelimeler özenle yerleÅŸtirilmiÅŸ ve kartı çekenler tarafından istisnasız bilinmekteydi. Oyunun adı gibi; kullanılan her bir yasak kelimenin bir adım geri gitmek olacağını bildikleri için yasak kelimeleri süsleyen ünvan da tabuydu.

 

              Onlar için kum zerreleri deÄŸersiz olarak algılanıyordu, yasak kelimeler kullanılmadığı ve bunun rakip tarafından fark edilmediÄŸi sürece kaybedilen zamanın pek bir önemi yoktu. Özetle tasvir; yukarıda sıralanan kelimelerden uzak bir yönetim biçimi; monarÅŸik bir disipline sahip  oligarÅŸik bir diktanın alaysı üslubu ve bu üslubun rakibe verdiÄŸi kapanması mucizelere kalmış yaralar.

 

                Adını dahi belki hiç duymadığınız bir ilçede kendi dilini yüksek sesle konuÅŸtuÄŸu için cezalandırılan ama dikta edilen dilin öÄŸretilmesi için bir çaba gösterilmeyen yanık benizli, kirli sakallı amcaların; sadece düÅŸündüklerini diliyle ifade eden ve bunları bir eyleme dökmeyen ve belki de korkuyla cümlelerinde fiil  dahi kullanmayan, hayatının yılları müsrifçe parmaklıklar ardına sığdırılan pos bıyıklı akademisyenlerin; inandığı gibi yaÅŸama yoluna giden ve daÄŸarcığına kariyere dair kelimeler yerleÅŸtirme endiÅŸesiyle üniversite kapılarında tartaklanan baÅŸörtülü genç kızların; yıllarca belki nelerden arttırarak okuttukları evlatlarının en mutlu gününde sadece seyirci olabilmek için bilmem ne üniversitesinin kampüsünde baÅŸları fiyonk ÅŸeklinde baÄŸlanması ÅŸartı aranarak sıraya sokulan annelerin; bürokrasinin engellerinden bıkan ve ikinci ve belki üçüncü sınıf insan muamelesi gören ama alın teriyle kazanıp vergi kaçırmayan, engellere raÄŸmen ihracat rekorları kıran Anadolulu bir iÅŸ adamının kaderlerini ellerinde tuttuÄŸuna ve onları yasak kelimelerle yöneteceÄŸine öylesine inanmış ve elindeki karta son derece sadık bu grubun gözümüze sokacak kadar büyük bir cesaret ve bu cesaretin getirdiÄŸi ehliyetle  sergilediÄŸi son hamlesini yine sessizce seyrettik.

 

               GerçekleÅŸtirilen bu son hamle; saatin içinde akan kum zerrelerinin her birinin ne kadar deÄŸerli olduÄŸunu haykıran ve bu deÄŸerin deÄŸerlendirilmesi gerekliliÄŸini savunan Anadolu oluÅŸumunun durdurulmasından yani tamamen demokratik bir hareketin; iki kiÅŸiden birini temsil eden bir partinin kapatılmasından daha önemlidir. Üzerine yüklenen bu önemin sebebi; siz de biliyorsunuz ki eli kolu baÄŸlanmış ve her adımı mutlaka engellenmiÅŸ bir oluÅŸumun hiçbir geçerliliÄŸinin olmamasındadır.

 

                Kartı ellerinde tutanların bence  dikkatsizce atladığı bir husus söz konusudur.  Kartların bir sıra dahilinde çekildiÄŸini rakip fark edecek ve kendisine sıranın geldiÄŸinde daha önce gasp edilen sıraların da haklılığıyla birkaç kart birden çekecek ve bu kartları deÄŸerlendirecektir. Burada ihmal edilmemesi gereken; her kartın son derece önemli olduÄŸu ve bu kartlara, karşı taraftaki grup gibi istisnasız sadık kalınması zorunluluÄŸudur.

 

                 Sırası geldiÄŸini düÅŸündüklerim için birkaç kartın üzerinde yazılanları  deÅŸifre etmemin mahzuru olduÄŸunu zannetmiyorum. Kartların birkaçının üst kısımlarında; oy pusulası, insan hakları, Avrupa birliÄŸi, eÄŸitim kelimeleri yer almaktadır. Ve bu kartların alt kısmında; sabır, boyun eÄŸmek, yönetilmek, tembellik, ırkçılık, yalan, taassup, takiyye gibi yasak kelimeler sıralanmaktadır. YönettiÄŸini iddia eden grubun son hamlesiyle birlikte, bunu seyreden sessiz grubun kartları için kum saati çevrilmiÅŸtir ve akan her bir zerrenin önemini vurgulamanın anlamı yoktur. Her zerresinde demokrasi ve özgürlük dileÄŸiyle…                     

 

 


Bursa dedik. Konya dedik. Gittik. Geldik. Åžimdi sıra Ankara'da. Bir de Mersin görünüyor ileride. Hayırlısı... Kuzenim Ömer kadar gezmesem de bazen düÅŸünmüyor deÄŸilim; Yanlışlıkla "seyahat ya resulAllah" mı dedim ne? :)

20 Yaşında günlük hayatımda hiç gitmek istemeyeceÄŸim yerlere gidiyorum. Yalan yok. :)

Yüksek ihtimalle Ankara'nın en çok İstanbul'a dönüÅŸünü seveceÄŸim yine bir klasik yapıp.

Ankara'ya güzel abilerle görüÅŸmeye, birkaç iÅŸ çözmeye gidiyorum. Bu gece 03:00'da binip sabah 08:00'da Ankara'da olacağım. Gece 24:00'da da Ankara'dan yola çıkıp İstanbul'da olurum. Ankara'da beni güzel kardeÅŸim Talha Turhal karşılayacak. Duanızı eksik etmeyin. Özellikle ÅŸu birkaç ay daha çok dua edin. Çizerim :)


  Bu yazıyı yazmayı üç gündür düÅŸünüyordum çünkü millet ruhunu tekrar kavramız gerektiÄŸi inancındayım. Ayrıca son zamanlarda milletimizin deÄŸerleri konusunda bazı kesimlerin konuÅŸması ve kurtuluÅŸ savaşımızın bu inançlar uÄŸruna yapıldığının unutulması beni düÅŸündürmektedir. Bu arada validemin ve kız kardeÅŸimin Çanakkale gezisindeki hisleri ve Çanakkale destanındaki bazı olaylar beni duygulandırmış ve bu yazı yazmamın sebebi olmuÅŸtur. Bu ruhu biraz olsun anlayabilmek için Çanakkale Destanı’ndan kesitler aktarmak yararlı olur kanısındayım.

  Beni çok etkileyen birçok hadise var. Ancak bunlardan bir iki tanesini aktarmak istiyorum. Savaşın sonuna doÄŸru yokluk, kıtlık son haddini buluyor. Mehmetçikte ekmek derdi baÅŸlıyor. Arpa, yulaf, süpürge tohumu katarak ancak el kadar küçük ekmek yapıyorlar. MehmetçiÄŸin ondan da bir ÅŸikâyeti yok. İşte böyle bir günde mutfak görevlisi Mehmetçikler o taze ekmekleri esir düÅŸman subaylarına veriyorlar. Kendileri bayat ekmekleri yiyorlar. Adamlar ÅŸüphelenip yemiyorlar. Erler gelip lisan bilen yüzbaşıya diyorlar ki: “Kumandanım, bunlara taze ekmek verdik, yemiyorlar. Neden yemiyorlar bir bak.”Bayılıyorum bu duyguya. Daha dün kendisine kurÅŸun atan insanlara taze ekmeÄŸi veriyor, kendisi bayat ekmek yiyor. Bu nasıl bir duygu derinliÄŸi?
Yüzbaşı soruyor; ‘oÄŸlum niye böyle yaptınız?’ Hepsinin  verdiÄŸi cevap aynı. Kumandanım, ‘biz köylük yerden geldik. Köy çocuklarıyız. Bayat ekmek yemeÄŸe alışkınız. Velâkin bu herifler muhallebi çocukları, bayat ekmek yemeÄŸe alışmamışlar. Madem besliyoruz, taze ekmeÄŸi verelim de adam gibi karınlarını doyursunlar dedik.’ Açıklama bu. Bu savaÅŸ ortamında yazılmış bir sevgi destanıdır. Kumandan bunu tercüme ediyor ve ekmek temizdir, afiyetle yiyin diyor ama düÅŸman subayları yine yemiyorlar. Sevgisiz bir medeniyetin insanları oldukları için bunu anlayamıyorlar. En sonunda askerler ekmeklerin ucundan birer parça yiyince yemeÄŸe razı oluyorlar. Aslında bu milletin ruhu hala budur. Bu ölmedi ama bunu geliÅŸtirmemiz saÄŸlamlaÅŸtırmamız lazım.

Ekmek deyince baÅŸka bir destan aklıma geldi. Sadece bu anlatacağım hakikat yüreklere hâkim olsa biz bu ülkede kardeÅŸ oluruz, baÅŸka bir ÅŸey olmaz.

MehmetçiÄŸin bacağı bir top mermisinin ÅŸarapnel parçasıyla parçalanmış. Oluk gibi kan akıyor. Bir sedyeye koyup bir kenara taşıyorlar. Askeri doktor bakıyor, ‘oÄŸlum buna yapacağımız bir ÅŸey yok. Elimizde sınırlı imkânlar var. Bir ÅŸey yapamayız.’ diyor. DiÄŸer askerlere ‘ÅŸöyle bir serin aÄŸacın altına götürün de son anında kendisine bir teselli verin’ diyor. Askerler ne teselli versinler. Bütün maddi ÅŸeyler bitmiÅŸ. Åžöyle diyorlar; “Mustafa ÇavuÅŸ ne mutlu sana. Bak ÅŸehit oluyorsun. Åžehitlerin duası makbul olur. Bize de dua et! Biz de ÅŸehit olalım!” Bu imanla söylenir. İmansız söylenecek söz müdür bu? Åžimdi bu sözün içinden imanı aldık, emaneten bir kenara koyduk. Hadi tercüme edin. Ne kadar sevimsiz, ne kadar anlamsız oluyor. ‘Mustafa ÇavuÅŸ ölüyorsun. Öyle bir dilekte bulun da biz de ölelim.’ İmanı aldın mı hiçbir deÄŸeri kalmıyor. Onlar böyle konuÅŸurken, içlerinden biri bakıyor, sargı yerine yeni ekmekler gelmiÅŸ. KoÅŸuyor hemen bir ekmek alıp geliyor. O kanlı elbiseleriyle sedyede yatan Mustafa ÇavuÅŸ’a bir dilim uzatıyor. ‘Mustafa ÇavuÅŸ! Bak taze ekmek geldi. Bir dilim ye!’ Ölmek üzere olan insana ekmek verilir mi ama yapacak baÅŸka bir ÅŸey de yok. Bir dilim uzatıyor. Mustafa ÇavuÅŸ alıyor, aÄŸzına getiriyor öyle duruyor. O kahraman ki, kaç zamandır belki hiç ekmek yememiÅŸ. ‘Al kardaÅŸ, yemeyeceÄŸim’ diyor. Israr ediyorlar konuÅŸmuyor. O kahramanlar ki çok ısrar etmeden de konuÅŸmazlar. Israr üzerine ÅŸu muhteÅŸem açıklamayı yapıyor.

“GördüÄŸünüz gibi ben ölmek üzere olan birisiyim. EkmeÄŸi ben yersem, ekmeÄŸin bana vereceÄŸi kuvvet benimle beraber boÅŸa gider. İsraf olur. Sen bunu saÄŸlam bir askere ver de, ona kuvvet olsun. DüÅŸmanla iyi çarpışsın!”

Åžimdi biz bu yüreÄŸin neresindeyiz bile demeye cesaret edemiyorum. Bu nasıl bir duygu. Son bir lokma ekmeÄŸi yemeye kendisinde hak görmeyen bir kahraman. Ama 93 sene sonra bu ülkenin deÄŸerleriyle oynamak isteyen  insanlar ortaya çıktı. İşte bu birçok alanda Çanakkale ruhunu kaybettiÄŸimizin delilidir. O ruh varken öyleydik, o ruh yokken böyleyiz.

Fethullah Gülen Hoca Efendinin Millet Ruhu Åžiiri benim hislerimin de bir tercümanıdır dinlemek isterseniz buyrun efendim  

 


Her ümitin bittigi, her hükmün boyun egdigi, kuvvetin hakka galip geldigi bir dünyada "bende varim". Hayati bütünüyle yasarken her seyi igreti tutmak, parayi, mali, mülkü, evladi hemen birakacak gibi. . . Disarida çok degisik, hareketli, gürültülü, gösterisli, sürekli cosku ve degisim içinde sürüp giden, bizi kendisine çagiran ve bizimde ergeç gitmek zorunda kalacagimiz bir yasamin var oldugu aklimin köÅŸesinden çıkmıyor. ÅŸu siralar. Aklima gelen ilk sey her seyi yoktan var eden ve istedigi anda da yok etme gücüne sahip olan Cenab-i Hakka,verdigi her türlü nimetin kiymetini bilmemiz ve sükrünü eda etmemiz gerçegi. Bu çerçeve içerisinde hayata bakisimizi, amellerimizi ve fiillerimizi, hatta toplum içerisinde yaptigimiz islere son derece dikkat etmemiz gerektigini düsünen zihniyetlerden sadece(nacizane)biriyim

SavaÅŸlar, kavgalar, çıkar amaçlı yok etme senaryoları, nefret ve insanlık dışı iliÅŸkilerin gündemimizden hiç düÅŸmediÄŸi; günlük yaÅŸantımızı altüst eden bunca can sıkıcı olayların arasında barış, sevgi, dostluk, huzur ve mutluluk içeren yazılarımla yanaklarında oluÅŸacak olan tebessümün kaynağı ya da sebebi olmak istiyorum. tüm gelir kaynağının, insan sevgisi, dostluk ve paylaşıma dayalı güzel ve huzur dolu dakikalar geçirmeniz temennilerimle...


CoÅŸkun ERDOGAN

ArkadaÅŸlar an itibariyle bileti ayırttım. ID  ile ilgili bir iÅŸ görüÅŸmesi için gece 23:30'da otobüsle Konya'ya doÄŸru yol almaya baÅŸlayacağım. Cuma akÅŸamı tekrar Konya'dan binip Cumartesi sabahı canımız ciÄŸerimiz İstanbul'dayım inÅŸallah.

GörüÅŸme Capitol Medya  ile yapılacak. Yakışıklı iÅŸ birliktelikleri doÄŸursun temennimiz. Daha da önemlisi Adem Mermerkaya abi ile yüzyüze muhabbet imkanı olacak tekrardan.

GörüÅŸmenin hayra vesile olması için dua ediniz + varsa Konya'dan bi isteÄŸiniz çabucak yazınız. :)


Hani ailece bi misafirliÄŸe gidilir evin yaÅŸlıca olan büyüÄŸü yanınıza çağırır da;

"ohoo büyümüÅŸ bu, doÄŸduÄŸu günü hatırlıyorum ben bu sıpanın" der ya,  iÅŸte o yaÅŸlı amcayım ben ÅŸuan. Yazamak projesinin en başından beri izliyorum sadece efem. Arada bir iki yorumum karışmıştır karışmamıştır, karıştırmayın. Yazamak ailesine herhangi bir katkım olsun için deÄŸil sadece kiÅŸisel hevesimi gidermek adına yazamakta yazacağım. Maksat muhabbettir hoÅŸtur beÅŸtir. 

Saygılar sevgiler cümleten. :)


Gece saat 01.20 suları.. Yatakta dönenip duruyorum;huzursuz bir gece. Bir türlü uyku tutmuyor.. Tam dalmak üzereyim ki paldır küldür bi gürültü,çatı da sanki kıyamet kopuyor. Rüzgarın çıkardığı ses bir yandan, çatıda birÅŸeylerin yerinden oynarken çıkardığı gürültü bir yandan... Ama en önemlisi asıl gürültüyü çıkaran baz istasyonu!
Allah dedim kesin uçtu bu! Bismillah deyip fırladım yataktan cama koÅŸtum. Tahminim doÄŸruydu ama ne yalan söyleyeyim bu kadarını beklemiyordum. Baz caddeye uçmuÅŸ,bir kaç metrelik mesafeye yayılmıştı. Yukardan aÅŸağı uçarken kapının önündeki arabalardan birinin arka camını ve tavanını pert etmiÅŸti:( Bir de hepsinden ilginci karşı binalardan birinin betonlarından koca koca parçalar ve tahtalar sökülüp uçmuÅŸtu:S








Gürültüyü duyan bir kaç abi ve arabanın sahipleri aÅŸağı inmiÅŸ hemen. İki dakika geçmeden abilerden biri öteki caddeye gitmiÅŸ yanında bir çöpçüyle gelmiÅŸti. İnanın bu olay gündüz olsa kesin birileri yaralanır belkide can kaybı bile olabilirdi. O zaman ambulansa ihtiyac olurdu ama çöpçülerin hızıyla gelemezdi o ambulans.(ülkemin içler acısı durumu,ambulans beklerken vefat edenler..) velhasıl jet hızıyla karınca gibi çöpcü sardı caddeyi. İki de kamyonet geldi , dökülenleri toplamak için. Kısa bir süre içinde caddenin o halinden eser kalmadı. Ümraniye Belediyesini bu üstün hizmetlerinden dolayı canu gönülden tebrik ediyorum. Helal olsun valla:) Dilerim memleketemin tüm personeli bu hızla çalışır..




Rocko's Modern Life'ı bilen var mı? Bizim zamanımızda böyle çizgi filmler yoktu diyenler yanılıyor, 1993 yapımı bir seri bu. Bize daha geç gelmiÅŸ tabii ama South Park'ın anarÅŸist ruhlu, her ÅŸeyi alay konusu haline getiren tarzından bıkıp, biraz ince zeka, hafiften mizah arayanlar için bire bir. Ben zaten bu tür çizgi filmlerin çocuklar için olduÄŸunu düÅŸündükçe ÅŸaşırıyorum, yahu biz geri zekalı mıydık da bize He-man'i, Remy'yi, Heidi'yi dayadılar diyesim geliyor. Gerçi saydıklarımın bende yeri ayrıdır, ama Rocko's Modern Life'daki modern hayat eleÅŸtirisini sezip de bir baÅŸkasını dürtme ihtiyacı duymamak elde deÄŸil. İlginç bir not da ÅŸu: Bu çizgi dizinin imdb notu 9.1... Birçok Hollywood baÅŸyapıtından daha yüksek olan bu oran nasıl oluÅŸmuÅŸ bilmiyorum, galiba benim gibi çocuk ruhlu bir sürü imdb üyesi var.

Zamanında, hayatımda daha az telaÅŸ ve daha çok vakit varken ve abim askerde olduÄŸu için televizyon odada ses yapabilecek yegane cihazken Nickelodeon çizgi filmleri iyi birer eÄŸlenceydi benim için. Nickelodeon eskiden beÅŸ sente film seyredilen ucuz sinema anlamına geliyormuÅŸ. İlk duyduÄŸumda 'nuckleodeon' diye algılamıştım bu ismi, farkettiÄŸiniz gibi hafiften 'bilim-kurgu' birazcık da saçma olmasına raÄŸmen fena durmuyor. Her neyse, benim için Rocko'nun aradan sıyrılmasının sebebi her ÅŸeyin altında bir hüküm arayan meraklı, biraz da hayalci bir zihin olabilir. Halbuki binbir türlü çizgi dizi gibi bunu da çerez gibi izleyebilirdim ama hayır...Algıda seçiçilik bu mu oluyor bilmem ama (MaraÅŸ usulü ve Buzzy...Alın size Algida seçiçilik) insan hayatta bazı çarpıklıkların farkına vardığı anda bunların en ufak yansımasını bile gözden kaçırmıyor. İnsanların baÅŸlarına gelen kötü ÅŸeylerden sonra yazmaya baÅŸladıkları falan söylenir, bence bu tam olarak doÄŸru deÄŸil, illa insanın kendi başına gelecek diye bir ÅŸey yok. Farkında olmak bizzat insanın üstüne yapışan bir melekedir, saçınıza yapışıp da kesip atmadan kurtulamayacağınız ÅŸekerli sakız gibi, siz ondan kurtulmadıkça o yakanızı bırakmayacak demektir.

Bugün Rocko'nun bir bölümünü izlemedim, aklıma nereden geldi bilmiyorum. Ben aslında Sabah Gazetesi'nde üniversite mezunu gençlerin iÅŸsiz ve tembel olduÄŸu sonucuna varan anket hakkında bir ÅŸeyler yazacaktım. Ama Rocko'dan bahsetmek bana daha keyifli geldi, yarın öbür gün, ciddi, biberli bir hadisenin üzerine Spongebob'dan bahsedersem hiç ÅŸaşırmayın. Belki de dengemizi bulmanın yolu budur: Biraz ondan, biraz bundan... Sözü geçen araÅŸtırmadaki 'Seçiçi İşsiz' lafını duyduÄŸumdan beri dudağımın kenarına gevrek, sessiz bir gülümseme var; bu heralde büyüklerimizin 'iÅŸ beÄŸenmiyorsunuz' diye tanımladıkları ruh hali oluyor, e tabii laf hazır: ' Ne yapalım ya, iÅŸ bizi beÄŸenmiyor!'

Åžimdi sıra linklerde, madem sitede yazıyorum, yazının sonuna link iliÅŸtirme lüksüne sahibim... DediÄŸim gibi, biraz ondan biraz bundan:

Bu Rocko'nun Modern imdb sayfası :) : http://www.imdb.com/title/tt0106115/ (Kablolu'da Nickelodeon'dan seyredile)

Bu da Sabah'ın yayınladığı dehşetengiz araştırma: http://www.sabah.com.tr/haber,08926E85F10246EC92B40599970D9151.html

Keyfinize bakınız...



Bu sabah, daha doÄŸrusu bu öÄŸlen uyandığımda dışarıda yaÄŸmurdan arta kalan bir serinlik, bir letafet sezdim. İnsanların öÄŸle yemeÄŸi yedikleri saatte yeni kahvaltı etmiÅŸ olmanın hafif utancıyla gazetenin orasından burasından bir ÅŸeyler okuyarak giyindim. BoÅŸ DVD almak için İçerenköy Carrefour'a gidecektim. Sokaklarda hafta içi günlerinin sükuneti vardı. Atacan'ın önünden okul gezisi için servislere doluÅŸan ilkokul çocuklarının, cıvıltı diyemeyeceÄŸim, bağırışları arasında geçtim, nesl-i hazır iÅŸte canım ne olacak... Caddenin karşısındaki marketten ÅŸeftalili ice-tea alarak, bahar dönemlerinde okula gidiyormuÅŸ gibi yaptım, öyle ya Uygurca dersi salı günü saat ikide olurdu, hem de zamanın baÅŸlangıcından beri... Geçen sene 13.15'e alınmıştı galiba, hatta hoca adamakıllı bozulmuÅŸtu bu iÅŸe. Neyse 13.15'te ya da deÄŸil, Uygurca son derece zor bir dersti ve artık benim meselem deÄŸil, baÅŸkası düÅŸünsün... Hatta vazgeçtim, ben bugün okulu kırıyormuÅŸ gibi yapıp Carrefour'a boÅŸ DVD almaya gideceÄŸim.

Gittim de. Marketin içinde ve dışında iki ayrı tartışmaya ÅŸahit oldum, biri bir taksiciye yaÅŸlı bir çift arasında, diÄŸeri de yaÅŸlı bir kadını oturduÄŸu yerden kaldırmaya çalışan -tuhaf görünümlü bir adamla kadının ailesi arasındaydı. Bildik Türkiye manzaraları gibi son derece ham bir hüküm vererek '-5' kasalarından birinde sıraya geçtim.

Aldığım DVD'lerin üzerinde bir genç kız resmi var, çekik gözlü ama Asyalı deÄŸil, uzun siyah saçlı bir kız, kalburüstü elektronik firmalarının reklamlarında rastlanacak cinsten. Onun bu yayılmacı mevcudiyeti Dvd'nin üzerinde kalemle yazılacak pek bir yer bırakmamış. El yazısı ince olan benim gibi biri için çözülmeyecek sorun deÄŸil. Aklımda Yeni Åžafak gazetesinin 18 Mart hediyesi olarak verdiÄŸi Son Kale Çanakkale belgeseli olduÄŸu halde döndüm. Aslında o belgeseli düÅŸünmüyordum. Bu güzide gazetemiz belgeselle birlikte ne veriyor biliyor musunuz? ' İngilizce-Türkçe Sözlük ve Gramer Kitabı'... The Guardian'ın Waterloo Savaşı'nın yıldönümünde Fransızca sözlük vermesi gibi bir ÅŸey. Tamam, 'İngilizce Åžart' ama böyle bir güne bulaÅŸtırmasaydınız bari 'Büyük Britanya' bayrağını...

İşte böyle... Bazen soruyorlar, ne yapıyorsun diye... Uzaktan bakanlar için 'KoÅŸturuyoruz' kelimesi yeterli, ama ne bilsin millet evde Mount & Blade'in sıkıntıdan patlatacak hale gelene kadar oynandığını, çayda mükemmele ulaÅŸmak için türlü deneyler yapıldığını, onlarca tür ve ebatta bisküvi-çikolata tüketildiÄŸini, en kralından fikir kitaplarının bir günde devrildiÄŸini, bol miktarda uyunduÄŸunu, BeÅŸiktaÅŸ forumlarında sulu gözlü, nostaljik muhabbetlere dalıp keyifli vakitler geçirildiÄŸini ve bir gün bile çalışmadan emekliliÄŸini ilan etmiÅŸ bir zihniyetle planların ve hayallerin ötelendiÄŸini...Arada bir açıp 'MSN'de bürokrasiden ÅŸikayet et, yeter...Bir de 'MeÅŸgul'e al ki, herkes meÅŸgul sansın seni...

Yılın en çok Travis dinlenesi zaman dilimlerinden birinde, içinde duyguya yer olmayan sözümona 'ciddi' ÅŸeylerden bahsedecek deÄŸildim ya, beni affediniz. Yalnız haftaya, elinde kağıtlar saÄŸa sola koÅŸuÅŸturan sıkıntılı, kirli sakallı bir görürseniz, Allah'ın selamını esirgemeyiniz!



     

   Bugün İsrail topraklarında bulunan Akka Kalesi...Adını bile duymadığımız kahramanlara mezar olmuÅŸ fakat İsrail toprağı olmaktan kurtulamamış bir kale...

Aslen İtalyan olmasına karşın Fransız ordusunda hızla yükselmeyi baÅŸarmış genç bir asker.. Napolyon.. Amacı Mısır üzerinden Orta doÄŸu ve Hindistan sularında üstünlük kurarak İngiltere ve Rusyanın güçlenmesini önlemek... 

Amacına ulaÅŸmak isteyen Napolyon Fransız donanmasıyla beraber 19 Mayıs 1798 yılında Tolon limanından ayrılır... İskenderiye önlerine gelir daha sonra da Kahireyi ele geçirir.. Müslüman halkı menmun etmek için elinden gelen her türlü çabayı da gösterir. Fakat Mısır'da ilerlemeye baÅŸladıktan sonra hoÅŸgörüü politikasını bir kenara bırakıp Gazze ye ordan da Filistin'e ilerlemeye baÅŸlar... Yafa'da 10.000 asker ve sivili kılıçtan geçirir..18 Martta Filistin'in kuzeyinde bulunan Akka Kalesi önüne gelir...

Akka kalesi Vezir rütbeli,yetmiÅŸli yaÅŸlarındaki Cezzar Ahmed PaÅŸa tarafından müdafa edilmektedir..

Kaleyi 2-3 günde alacağını düÅŸünen Napolyon,Cezzar Ahmed PaÅŸa'ya bir mektup gönderir.. Mektubunda,bir ihtiyarın geride kalan birkaç günlük canını almak istemediÄŸini bildirir, kaleyi teslim etmesini tavsiye eder (!)

Cezzar Ahmed PaÅŸa ise ÅŸöyle karşılık verir :

"Hamd olsun gücümüz yetiyor ve elimiz silah tutuyor.Geri kalmış birkaç günlük ömrümüzü de küffar ile cenkle geçiririz"

İhtiyarın teslim olmayacağını anlayan Napolyon,19 Martta saldırı emrini verir,amacı 2 günde ÅŸehre girmektir... Fakat beklediÄŸi gibi olmaz ve saldırı Cezzar Ahmed paÅŸa komutasında ki askerler tarafından devamlı püskürtülür,Fransızlara ağır kayıplar verdirilir.. KuÅŸatma altında 64 gün geçer..

Napolon yüksek rütbeli subaylarını kaleye gönderir,ÅŸehri teslim etmesi karşılığında Cezzar Ahmed PaÅŸa ve ordusunun istediÄŸi yere gitmesine izin verileceÄŸi bildirilir..

Cezzar Ahmed PaÅŸa ise ,kaleyi teslim etmek için vezir olmadığını,ÅŸehitlik mertebesine yükselmeden bir karış toprak vermeyeceÄŸini söyler...

Napolyon,ÅŸiddeti hergün daha fazla artan saldırılar yapmışsa da muvaffak olamaz 21 Mayısta,ordusunun yarısını kaybetmiÅŸ bir ÅŸekilde kuÅŸatmayı durdurur.."Kader beni bir ihtiyarın oyuncağı yaptı" der ve Kahire'ye çekilir.. Osmanlı imparatorluÄŸuna karşı halkı kışkırtsa da PadiÅŸah'ın kafirlere karşı cihad fermanı etkisini gösterir,2 bin Fransız askeri öldürülür.. Napolyon ise gizlice ,iki gemi ile Mısır'dan kaçar.. 

Osmanlı'ya karşı bir daha savaÅŸmayan Napolyon,tarihe geçen ÅŸu sözleri söyler..

"Akka'da durdurulmasaydım,bütün DoÄŸu'yu ele geçirebilirdim..."

Böyle bir felaketten kurtulmuÅŸ olan Akka'nın,bugün, Filistinde ki müslüman halka zulmeden İsrail topraklarına katılması, iÅŸin en acı yanı olsa gerek..

 O zamanın ve bu zamanın kahramanlarından Allah razı olsun...

 


‹ Ýlk  < 1 2 3 4 5 >