İstanbul deyince aklıma şiir,şiir deyince İbrahim SADRİ,İbrahim SADRİ deyince de çocukluğum gelir.Bunları söyleyince benim 40-45 yaşlarında bir adam olduğumu sanan olabilir mi bilmiyorum.Çünkü İbrahim SADRİ'nin, çocukluğundaki anılarından esinlenerek yazdığı şiirler 1970'li yılları anlatıyor.Benim çocukluğum ise 90'lı yıllarda geçti.Amiyane bir tabirle söyleyecek olursak, "Daha ağzım süt kokuyor." Ama bazı şiirlerini okuduğumda sanki o yılları,70'li yılları yaşamış gibi hissediyorum kendimi.Keşke ben de o günleri görseydim diyorum.Daha sonra kendimi Susam Sokağı ile avutuyorum.En azından ben Susam Sokağı ile büyüyen  jenerasyondanım diyorum.

Bana şiiri sevdiren adamdır İbrahim SADRİ.Bazıları onun şiirlerini Nil KARAİBRAHİMGİL şarkılarına benzetse de ben onun üslubunu çok beğeniyorum.Dizeler arasında dolaşırken sanki hayatımı okuyorum.İlk zamanlar bazı bant tiyatrolarındaki seslendirmelerinden ve radyo programlarından dolayı ismini duysam da,ilk "Aldırma Reis" şiiri sayesinde tanıştım şiirleriyle.Ve aşağıda sizinle paylaştığım şiir... "Kuş Hatıraları..." Her okuyuşumda,onun sesinden her dinleyişimde tarihe doğru seyahate çıkıyorum,geçtiğim her satırına sanki ilk kez görmüş gibi hayranlıkla bakıyorum,birkaç dizede bir arabamı kenara çekip seyre dalıyorum kelimelerin icra ettikleri sanatı. Siz de bu yolculuk için hazırlığınızı yaptıysanız buyrun:




Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar,
Rüyalarımıza melekler uğrardı.
Kapımızdan yoğurtçu,
Bahçemizden ishakkuşu,
Kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.

Kışın bir sobamız olurdu
Sobanın yanında kedimiz
Kedinin önünde yün yumağı
Bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.

Yerli malı kullanan
Yurdun üç tarafı denizlerle çevrili
Kuru üzüm, incir, fındık
Tütün, çay, narenciye, kavun-karpuz yetiştiren
Kuru üzüm ve inciri satan
Karşılığında
Çamaşır makinesi, radyo ve otomobil alan
Bir toprağın fertleri...
Biraz yoksul, biraz mütevekkil
Biraz mahcup, biraz kırılgan
Biraz naif ama hep umutlu...

Özlerdik...
Memleketteki halamızı
İnce doğranmış bir dilim pastırmayı
Yurttan sesler korosunu
Akşam komşuluklarını
Radyo tiyatrolarını
Sabah ezanını
Kalaycıyı, bozacıyı
Münir Nureddin şarkılarını
Orhan Boran yarışmalarını
Kandil gecelerini, duvar sarmaşıklarını
Bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
Okul önü koz helvalarını
Akşam oturmalarını
Ve hayatı...

Top oynardık
İp atlar, kedi kovalar
Taşlarla birbirimizin başını yarar
Mahalle savaşları çıkarır
Gece olunca da tutar babalarımızın elinden
Yazlık sinemalara gider
Sadri Alışık, Vahi Öz
Belgin Doruk, Cüneyt Arkın seyreder
Olimpos gazozları içer
Güler, eğlenir, bağırır çağırır
Dönerken yıldızları sayardık.
Biz sıkı çocuklardık.

Hepimizin birer yıldızı vardı
Onlara isim takardık
Onlar da bize isim takardı
Pus ve dumandan önce bu şehrin
Geceleri göz kırpan ve isimleri takılan yıldızları vardı.

Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik
Biz kimseden yana değildik.

Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri olmazdı
Bir değirmendeydik...
Öğütülen,
Öğütülürken türküler söyleyen
Buğday başaklarına benziyorduk.
Ben,
Çorbalardan tarhanayı
Yemeklerden kuru fasulyayı
Sigaralardan Harman'ı
Belki bunun için çok sevdim.

Yollar bozuk musluklar bozuk
Ziller bozuk paralar bozuk
Ama adamlar sağlam idi.

Bu şehrin yıldızları vardı.
Saçlarına kurdelalar takan
Çivitle yıkanmaktan aşınmış beyaz çoraplarına
Leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
Gözleri önünde
Yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
Küçük çocukları vardı bu şehrin
Bu şehrin yıldızları vardı.

Ben Fenerbahçe'yi amcam Vefa'yı tutardı.
Konya tahıl ambarı, Mersin muz cennetiydi.
Taksim'den Fatih'e troleybüs kalkar
Şişhane'de mutlak raydan çıkardı.
Vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.

Muammer Karaca’ın adına bir tiyatro binası yoktu
Bizzat kendisi vardı.

Başımız ağrırdı komşumuz vardı
Gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
Çorbamızı umutlarımızı
Memleket kadar kalbimiz paylaştığımız komşularımız vardı.

Geceleri bekçimiz
Gündüzleri sütçümüz
Bizim kadar zayıf da olsa
Nohuta ve makarnaya alışmış da olsa
Sarman adında bir kedimiz
Ceplerimizde kırık misketlerimiz
Çamur bulaşığı ellerimiz
Ve gülümseyen bir yüzümüz
Kimseye göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
Biraraya gelerek çektirebileceğimiz
Bir aile fotoğrafımız vardı.

Bir sabah bütün iyi şeylerin
Ayvansaray iskelesinden
Hayal ülkesine doğru demir alan
bir Şirket-i Hayriyye vapuru gibi
Aramızdan ayrıldığını gördük
Sonra Ayvansaray’ın sularının çekildiğini yazdı gazeteler.
Süheyla hanımın Raci beyin
Melahat Mehveş ablanın
Niko’nun Ercüment efendinin çekildiğini ise
Yazmadılar nedense.
Ama yok ama yoklar.

Ne Harman sigarası kaldı geriye
Ne Olimpos gazozu
Ne Sadri Alışık.

Kalan bir tortuydu belki.

Belki kırık bir rüya denizi
Belki suya düşürdüğümüz suretimizin
Cep aynamıza nüktedan bir yansımaydı herşey.
Herşey Maltepe sigarasının
Hep arandığında
Her bakkalda bulunabilmesi ile
Büyüsünü kaybetmişdi belki de .
Belki de biz bir rüya mı görmüştük?

Hadi hepsi yalandı.
Hadi hepsi hayaldi.
Hadi hepsini ben uydurmuştum.
Ama rüyalarımızın melekleri
Ve soframızın daim konukları kuşlar?
Ya onlar?
Onları siz de görmediniz mi?
Sizin de sofranıza konup
Rüyalarınıza uğramadılar mı?
Onlar da mı yalandı?

                                                             İbrahim SADRİ