Ben zalimim, riyakarım, aynı zamanda süperim ey millet, mahvederim valla, bana ait olmayan etiketleri yapıştırırım üzerime, öyle bir yaparım ki bunu inanırsınız benim öyle olduğuma, 'vay be' dersiniz, 'herife bak...'

Kendim gibi olmayı da denedim önce... Zayıf taraflarımı başkalarıyla paylaşmayı, insan olmayı... Gülmeyi, güldürmeyi, kasıntı olmamayı, kasmamayı, istediğim şeyleri yaparak yaşamayı, mutlu olmayı... Neler demediler ki bana, neleri reva görmediler... Bu şekilde hayatta asla başarılı olmayacağımı söyledi babam, 'sen iyice delirdin ha...' diye çıkıştı annem... Tuhaf özelliklerim olduğunu afişe edip kendini normalliğin güvenli sınırlarında tutmak için kullandı beni kardeşim...

Ben zalimim, riyakarım....

Ve sonra arkadaşlar... Ne idüğü belirsiz bir dünyaydı bu... Bir parça huzur, biraz rahatlık... Daha ne düşündüğümü bilmeden kötümserlikle damgaladılar, hayallerimi es geçtiler ama kendilerinkini anlattılar... Ben istediğim zaman ortalıkta yoktular, onların her istedikleri yerde vardım ben, bir oyun hamuru gibi eğip büktüler beni, istedikleri şekli vermeye çalıştılar... Tatmin olmayınca köşeye attılar, başka oyunlara, başka hayatlara açıldılar... O sırada benim demliğim her zaman doluydu üçüncü bir şahıs için...

Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol dediler, hiçbiri buna cesaret edemedi... Edenlerin de kıçına tekmeyi bastılar, duvar diplerine, internet cafelere, soğuk sokaklara ve bir akşam vakti Moda'ya yolladılar... Devir 'cilalı imaj devri'ydi çünkü, içinden geldiği gibi yaşamak isteyen dağa çıksındı, iyi adama değil 'faydalı' adama ihtiyaç vardı artık...Küçük zevklerim kimseyi ilgilendirmiyordu, aslında büyük hırslarım olmalıydı, sahi neden ihtiraslarım yoktu benim, yoksa ot muydum ben?... Tembel, kötümser ve mutsuzdum belli, kimseyi kazıklamıyor, kimsenin midesinden lokmasını çalmıyor, kopya çekmiyor, yalakalık yapmıyor, şablonlara uymuyor, işi raconuna göre yapmıyordum...

Ben tembelim, kötümserim...

Aşk mı dediniz? Yapmayın, bu kadar safdil olmayın... Benim kadar acı çekmeden, acı çekmenin faydalarından bahsetmeyin... Korunaklı duvarların arasından bakarak yorum yapmayın, adını soyadını ve yüreğini koymuş bir insan olarak eleştirin, kınayın beni... Kendini ciddiye almış, herşeyi hafife almış, hayata verdiği önem giysisine damlayan bir damla kahveden ibaret adamlar gibi davranmayın... İşiniz biraz daha rastgidebilir, biraz daha saygı görür, daha popüler olursunuz... Ama daha vicdanlı, daha duyarlı ve daha 'adam' olamazsınız... Hepiniz popüler olabilirsiniz, ama hepiniz insan olamazsınız... Böyle sevmeye devam ederseniz, hani bana deyip duruyorsunuz ya, hiçbir yere varamazsınız....

Ben zalimim, riyakarım... Benim anksiyete, depresyon haplarım yok... Bütünlemeye kalmış sınavlarım, beni terkedip gitmiş arkadaşlarım, yarım kalmış planlarım, kapitalizm belediyesi tek tip ve standardizasyon işleri tarafından yıktırılmış hayallerim ve bir daha asla göğüs kafesine dönmeyecek bir aşkım yok... Ayrıca süperim ha, her bir şeyi yaparım... Forumlarımdan, etiketlerimden, profillerimden tanırsınız beni, arkadaşlarımdan anlarsınız...

Ben zalimim, günahkarım...