Yine kışkırttınız beni yazmaya, ellerim kaşınıyordu zaten, ama bir yandan da haftanın yorgunluğu var üstümde, hatta sırtımdaki deri yanıkları yeni yeni soyulmaya başlamışken çok hızlı bir dönüş oldu bu hayatın bağrına...

İstanbul'dayım, yağmurlu sabahlar memleketinden geldim. Şehir sıcak, toz ve topraktı, yollarda dilimi damağıma yapıştıran yakıcı bir uykusuzluk, bir de klima çarpması yaşamıştım. Sanki seferden dönen bir padişah gibi parıltılı dinginlik beklentileriyle girdim il sınırlarından.

Ha bir de internet alemine dönüş var ki sorma. MSN açılışlarında uykulu gözlerle dön baba dönelim, bir hafta içinde pek değişmesi beklenmeyen - ve değişmeyen - sık kullanılan, hatta tepe tepe kullanılan sitelere girelim. google'a uzantısı ile birlikte dosya adı yazıp çıkınca şak diye indirelim. Bir hafta insan gibi dağda çayır çimen dolaştık ya, hemen çıkaralım acısını... Ha bu arada bu gidişte eve uydu da taktırdık, söylemesi ayıp çift çanak. Eğer yolunuz Bulancak'a düşerse....Neyse, bir daha düşündüm de, aman abi düşmesin boşver...

Ama Ünye'ye düşsün mesela, yahut Giresun'dan kaleye çıkan o yolu tırmanıp yokuş nasıl oluyormuş bir görün. Kuzeyde deniz, güneyde yemyeşil tepeler, o hiçbir yerde böyle güzel kokmayacak havayı ciğerlerinize bir çekin.

Çekin çekmesine de, nasıl desem, öyle bir yozlaşmışız ki. Ağaca tırmanan sonra manzarayı beğenmeyip paldır küldür aşağı inen, inince az evvel üstünde durduğu dala hasretle bakan memnuniyetsiz, e biraz da salak çocuklara dönmüşüz. Koşa koşa döndük İstanbul'a, şehire, yani benliğimize, çirkin sandık odalarımızı eşelemeye, yeni planlar yapmaya, hırsları ayakkabı gibi cilalamaya, velhasıl hesaplaşmaya geldik olmayan bir adamla...

Derken kulağıma fısıldadı rüzgar - tekil şahısa (aslında doğrusu 'teklik' şahıs) döndüm farkındaysanız, abim işe gitti o yüzden - iç burucu haberleri. O ara nişanı takmışsın da haberimiz yok. Eh, napalım, bu sefer biz de atalım Frodo misali yüzükleri ateşten kuyulara. Duyunca ne mi hissettim? Bilmem, belki bir yüz dökümü olmuştur ifademde. 'Yüreğim cız mı etti' bilmem, 'yüreğim' diye bir şey var mı onu da bilmem. Fakat söyle, ben şimdi ne yapayım bu sırt çantamda ezile büzüle tatilden getirdiğim gençliğimi?

Yoksa onu da mı gömseydim dört sene önce, seninle yağmurlanan o güzelim Karadeniz toprağına?