Allah kahretsin ne diyeyim... Etiketine Ait Ögeler
4
Her Yol Bulancak'tan Döner...
istanbul, 2004, 2008, yüzük, nişan, Bulancak, Allah kahretsin ne diyeyim...
25.07.2008
Yine kışkırttınız beni yazmaya, ellerim kaşınıyordu zaten, ama bir yandan da haftanın yorgunluğu var üstümde, hatta sırtımdaki deri yanıkları yeni yeni soyulmaya başlamışken çok hızlı bir dönüş oldu bu hayatın bağrına...
İstanbul'dayım, yağmurlu sabahlar memleketinden geldim. Şehir sıcak, toz ve topraktı, yollarda dilimi damağıma yapıştıran yakıcı bir uykusuzluk, bir de klima çarpması yaşamıştım. Sanki seferden dönen bir padişah gibi parıltılı dinginlik beklentileriyle girdim il sınırlarından.
Ha bir de internet alemine dönüş var ki sorma. MSN açılışlarında uykulu gözlerle dön baba dönelim, bir hafta içinde pek değişmesi beklenmeyen - ve değişmeyen - sık kullanılan, hatta tepe tepe kullanılan sitelere girelim. google'a uzantısı ile birlikte dosya adı yazıp çıkınca şak diye indirelim. Bir hafta insan gibi dağda çayır çimen dolaştık ya, hemen çıkaralım acısını... Ha bu arada bu gidişte eve uydu da taktırdık, söylemesi ayıp çift çanak. Eğer yolunuz Bulancak'a düşerse....Neyse, bir daha düşündüm de, aman abi düşmesin boşver...
Ama Ünye'ye düşsün mesela, yahut Giresun'dan kaleye çıkan o yolu tırmanıp yokuş nasıl oluyormuş bir görün. Kuzeyde deniz, güneyde yemyeşil tepeler, o hiçbir yerde böyle güzel kokmayacak havayı ciğerlerinize bir çekin.
Çekin çekmesine de, nasıl desem, öyle bir yozlaşmışız ki. Ağaca tırmanan sonra manzarayı beğenmeyip paldır küldür aşağı inen, inince az evvel üstünde durduğu dala hasretle bakan memnuniyetsiz, e biraz da salak çocuklara dönmüşüz. Koşa koşa döndük İstanbul'a, şehire, yani benliğimize, çirkin sandık odalarımızı eşelemeye, yeni planlar yapmaya, hırsları ayakkabı gibi cilalamaya, velhasıl hesaplaşmaya geldik olmayan bir adamla...
Derken kulağıma fısıldadı rüzgar - tekil şahısa (aslında doğrusu 'teklik' şahıs) döndüm farkındaysanız, abim işe gitti o yüzden - iç burucu haberleri. O ara nişanı takmışsın da haberimiz yok. Eh, napalım, bu sefer biz de atalım Frodo misali yüzükleri ateşten kuyulara. Duyunca ne mi hissettim? Bilmem, belki bir yüz dökümü olmuştur ifademde. 'Yüreğim cız mı etti' bilmem, 'yüreğim' diye bir şey var mı onu da bilmem. Fakat söyle, ben şimdi ne yapayım bu sırt çantamda ezile büzüle tatilden getirdiğim gençliğimi?
Yoksa onu da mı gömseydim dört sene önce, seninle yağmurlanan o güzelim Karadeniz toprağına?
İstanbul'dayım, yağmurlu sabahlar memleketinden geldim. Şehir sıcak, toz ve topraktı, yollarda dilimi damağıma yapıştıran yakıcı bir uykusuzluk, bir de klima çarpması yaşamıştım. Sanki seferden dönen bir padişah gibi parıltılı dinginlik beklentileriyle girdim il sınırlarından.
Ha bir de internet alemine dönüş var ki sorma. MSN açılışlarında uykulu gözlerle dön baba dönelim, bir hafta içinde pek değişmesi beklenmeyen - ve değişmeyen - sık kullanılan, hatta tepe tepe kullanılan sitelere girelim. google'a uzantısı ile birlikte dosya adı yazıp çıkınca şak diye indirelim. Bir hafta insan gibi dağda çayır çimen dolaştık ya, hemen çıkaralım acısını... Ha bu arada bu gidişte eve uydu da taktırdık, söylemesi ayıp çift çanak. Eğer yolunuz Bulancak'a düşerse....Neyse, bir daha düşündüm de, aman abi düşmesin boşver...
Ama Ünye'ye düşsün mesela, yahut Giresun'dan kaleye çıkan o yolu tırmanıp yokuş nasıl oluyormuş bir görün. Kuzeyde deniz, güneyde yemyeşil tepeler, o hiçbir yerde böyle güzel kokmayacak havayı ciğerlerinize bir çekin.
Çekin çekmesine de, nasıl desem, öyle bir yozlaşmışız ki. Ağaca tırmanan sonra manzarayı beğenmeyip paldır küldür aşağı inen, inince az evvel üstünde durduğu dala hasretle bakan memnuniyetsiz, e biraz da salak çocuklara dönmüşüz. Koşa koşa döndük İstanbul'a, şehire, yani benliğimize, çirkin sandık odalarımızı eşelemeye, yeni planlar yapmaya, hırsları ayakkabı gibi cilalamaya, velhasıl hesaplaşmaya geldik olmayan bir adamla...
Derken kulağıma fısıldadı rüzgar - tekil şahısa (aslında doğrusu 'teklik' şahıs) döndüm farkındaysanız, abim işe gitti o yüzden - iç burucu haberleri. O ara nişanı takmışsın da haberimiz yok. Eh, napalım, bu sefer biz de atalım Frodo misali yüzükleri ateşten kuyulara. Duyunca ne mi hissettim? Bilmem, belki bir yüz dökümü olmuştur ifademde. 'Yüreğim cız mı etti' bilmem, 'yüreğim' diye bir şey var mı onu da bilmem. Fakat söyle, ben şimdi ne yapayım bu sırt çantamda ezile büzüle tatilden getirdiğim gençliğimi?
Yoksa onu da mı gömseydim dört sene önce, seninle yağmurlanan o güzelim Karadeniz toprağına?
Son Yorumlar
- Züleyha (Ekinci) Erkan - Kız Kulesi' nde teklif... vuslat tecellisi...
- zy_yz - kurtlar vadisi dizisine malzeme çıkıyor bence ;) milleti bu kadar zamanda usta bir şekilde nasıl ayakta uyuttular pes doğrusu...
- çilekli süt - Mükemmeliyetçi olma girişimlerini anlıyorum kardeşim ama bence gayet güzel bir ortam var zaten şuan. Ortamın tadının kaçırılmasına gerek yok diye düşünüyorum.
- cansu - ya bizim yandı yanmasına şimdi acısı geöti ama sankı yanık bölgeyi biri sıkıomuş gibi oluyo şişti ve ayaklarımzda olduğundan dolayı yürüyemioruz yürürken atılıo napmamız lazım
- Erdal Erdoğdu - benim uzun süre öce buraya yazdığım bir yazıyı hatırlattı sevgili sinanata'nın yazısı.Tabi benim o yazımdaki iddeaların üstüne neler geldi neler...
- fatma - Ölüm hep var diyorum.ama bir an karşılaştığımda ne yaparım bilmiyorum..hazırlıksız olmak böyle bişey herhalde..Allahu teala şu fani hayatın son sınavını iman ile geçirebilmeyi nasip etsin inş. Yüreğinize sağlık.
- Mahmut Kurtoğlu - Erhan'cım bu güzel duyguların için çok teşekkür ederim.Çok güzel şeyler yamıssın.İnş. bu güzel düşüncelere layık biri olurum.Köyde tüm gençlerle yaşadığım güzel bir hikayem vardır mutlaka.Seninle de çok oldu.Burda hangisini…
- oya - şarkı halinde kal...
- ERHAN BULUR - Hayatımda birçok insan tanıdım. Birçok kişilik gördüm. Daha yaşım 18 ama baba ocağından ayrılalı tam 6 sene oldu. Bu da birçok kişiyi tanımama sebep oldu. Hiçbir senin kadar iyi kalpla,sevecen,yardımsever,daima empati kurmasını bilen,belkide…
- Erdal Erdoğdu - eyvallah...
