Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat
Yıllardır bozu bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin arasına dikilir yesil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.........
Yaz geldi,çiçekler açtı,arılar hep çalıştı....
İşte küresel ısınmaydı,küresel soğumaydı,kısacası küresel dengesizlikti tamamıyle yaşadıklarımız. Havalar erken mi ısıncaktı yoksa hep soğuk mu kalacaktı? Doğayla birlikte bizimde güneşimiz açıcakmıydı,o solan papatyalar yeniden yeşercekmiydi o küçük yüreklerimizde. Bahar bizi de aşık edecekmiydi eskisi gibi???
Sorular,oldum olası aklımı karıştırmayı başarmıştır.
İzmir'deyim aşkın kalelerinden birinde ama yalnız.
Öyleyse aşkı bulmak lazım.
Peki aranızda bana aşkın formülünü söyleyecek var mı? Mesela a½:(b.c)-1 = aşk olur mu? Aklımda ki sorular karışık,aklıma gelen formül sorulardan daha karışık.
Önümüzde ki günlerde anneler gününü kutlayacağız,gerçekten şiirlerde geçen gibi 'Ana gibi yar olmaz' mı insana.
Gençler yardımınıza ihtiyacım var.
Aşk nedir,yararlı mı zararlı mıdır?
Eğer takıldığı mekanları biliyorsanız bir cıtlatıverin banada gidip bir bulayım kendisini ona söyleyeceğim iki çift sözüm var.İnşallah ağırına gitmez...
(Bu arada yazıyı protesto başlığı altına ekledim çünkü böyle giderse içimdeki anarşist damarlarım kabarcak ve aşkı protesto eder hale gelicem)
MUtlu ve huzurlu yıllar efendim..
Malzemeler
4yumurta
1su bardağı toz şeker
1paket kakaolu fındık aromalı puding
1çay bardağı süt
1çay bardağı sıvıyağ
1paket kabartma tozu
2su bardağı un
Kekimiz iyice kabarıp güzel pişene kadar pişiriyoruz. Klasik kürdan testimizi de uygulayarak:)
Pişen keki kalıptan çıkarıp kenarına saralle sürüyoruz ve üzerine file fındık yapıştırıyoruz. Üst kısmına da şablonumuzla pudra şekeri serpiyoruz.
Afiyet olsun...

Artık otuza merdiven dayadık demek
Oysa otuz çocukken çok büyük bir sayıydı
Şimdi ben otuzumda
Şimdi gözlerimi oğuşturuyorum
Uykudan dün yatıp sabah kalktım oysa...
Zaman ne çabuk geçmiş
Otuz alışamadığım sayı
Yaşların en tuhafı
Isınamadım otuzuma
Bence insan hep yirmilerde kalmalı
Durakta inecek var deyip
Geriye el sallamalı
(Yaş 36 oldu bu arada zaman ne çabuk akıp geçiyor. Daha otuzlu yaşlara alışamadım )
Ben de bugün kalktım gençlik için güzel bir mercimek çorbası yaptım. Ee biz zaten biliyoruz canım mercimek çorbasını diyorsanız ki diyorsunuz duyuyorum:P bu çorba yeşill sebzelerden oluşuyor:)

Ahali. Şimdik size birşey danışacağım şirketsel ticari aksiyonlarımızdan biri ile ilgili.
Bir internet servisi olsa. siz o siteye kaydolup kendi web sitenizi oluşturup yayınlayabilseniz. Çeşitli modüller seçip 2-3 basit adımda sitenizi hazırlasanız. menü yönetimi, sabit içerik yönetimi(hakkımızda falan gibi), e-ticaret modülü, haber yönetim modülü gibi seçenekler olsa içinde.
İnsan hayalgücünün sınırı olmadığından bu modüllerin de sınırı yok elbet.
Projenin tutar-tutmaz kısmını tartışmayalım bununla alakalı kaygılarımız yok. Zira sadece kendimiz ve yakın çevremiz için kullansak dahi bizi kara geçireceği hesabını yapmış bulunuyoruz.
Hosting ve alan adı işleriyle hiç uğraştırmasa sistem insanları. Süresi bitti bitmedi takip etmek derdinde olmasa millet.
Mevzu iş planı kısmı değil bunu zaten hazırladık. benim size danışmak istediğim husus böyle bir servisin adı ne olabilirdi? İsim fikirlerine ihtiyacım var çok acil.
'Yaz' Salatası...
kitap, yaz, yazı, salon, defter, ilham, kişisel maceralardan esintiler vol.1
- Abi bak bunu siliyorum buradan?
-İyi, n'aparsan yap...
Eski zamanlar... Hani hayallerin boyumuzu geçtiği o zamanlar... Okullar kapanmış, sıcağa isim bulmakta zorlanıyoruz... Tozdan ve kutu kola asidinden bunalmış bir salon. Sağda solda sayfaları açık kitaplar,yarım bırakılmış hikayeler...Kimin saati daha ağır işliyor belli değil...
Arabayı yıkarken teybini açıp bangır bangır bağırtan megaloman taşıt sahipleri bile fiesta yaparken kötü bir yerde 'save' edilmiş bir oyun gibidir hayat...
- Sen orda yanlış yaptın abi, gidip en azından bir konuşacaktın...
-??!!
Gidip en azından bir konuşmak... Bu son derece sinir bozucu bir cümledir, o yüzden insan gidip en azından bir kez konuşmadığı şeyleri düşünmekten kurtulabilmek için kafasını meşgul edecek başka bir uğraşa yönelmelidir... Bu konuşulmayan şey bir kız da olabilir, öğrenci işleri de, anlayışsız bir dükkan sahibi de; hayatta en azından bir kere konuşulması gereken çok şey vardır...
Yaz mayıs ayında cepten yer, haziranda mesaiye başlar ve doğrusu çok sıkı çalışır. Yazın aylaklık eden boş vakit sahipleri ise tam tersi bir tutum sergilerler, şimdi gündemde sadece, yüzlerce şey deneyip hiçbir şey almayan müşkülpesent müşteriler gibi, kelimelerini bir türlü hallerine yakıştıramadıkları şiirler kalmıştır...
Kimse ortada yokken, suçluluk duygusunun daha az, kişisel gururunun daha yüksek olduğu zamanlarda, kahramanımız kitap, defter ve albüm karıştırmakta iken, kazara bir plaj şarkısı duyarak bütün iklimi değişir. Yaşanmamış bir hatıradır bu belki, Ege'nin tuzuna, Akdeniz'in meltemine hiç bulaşmamış bir resimdir. Birlikte oturulmuş bir ağaç gölgesidir belki, ya da sadece nefsimizin bize oynadığı, efsunlu hayallerin içimizdeki gerçekle kesiştiği ufak bir pişmanlık anıdır, oraya hiç gidilmeyecek, o şarkı hiç söylenmeyecek, o ağaç bulunmayacak ve o hiç özlenmeyecektir...
- Ama, bunu ben yaşamış olsaydım, bana çok yakışırdı... der kahramanımız ve harareti kesmek için bilenen en geleneksel yöntem olan çaya başvurmak için mutfağa gider.
Başından kalktığı defterde, zeytin kokulu muhteşem bir hikaye buğulanırken uzaklardan birisi seslenir:
- Sileyim mi abi bunu da?
- Sil...
(Nisan 2008)
Bu yazıyı yazmayı üç gündür düşünüyordum çünkü millet
ruhunu tekrar kavramız gerektiği inancındayım. Ayrıca son zamanlarda
milletimizin değerleri konusunda bazı kesimlerin konuşması ve kurtuluş
savaşımızın bu inançlar uğruna yapıldığının unutulması beni düşündürmektedir.
Bu arada validemin ve kız kardeşimin Çanakkale gezisindeki hisleri ve Çanakkale
destanındaki bazı olaylar beni duygulandırmış ve bu yazı yazmamın sebebi
olmuştur. Bu ruhu biraz olsun anlayabilmek için Çanakkale Destanı’ndan
kesitler aktarmak yararlı olur kanısındayım.
Beni çok etkileyen birçok hadise var. Ancak bunlardan bir iki
tanesini aktarmak istiyorum. Savaşın sonuna doğru yokluk, kıtlık son haddini
buluyor. Mehmetçikte ekmek derdi başlıyor. Arpa, yulaf, süpürge tohumu katarak
ancak el kadar küçük ekmek yapıyorlar. Mehmetçiğin ondan da bir şikâyeti yok.
İşte böyle bir günde mutfak görevlisi Mehmetçikler o taze ekmekleri esir düşman
subaylarına veriyorlar. Kendileri bayat ekmekleri yiyorlar. Adamlar şüphelenip
yemiyorlar. Erler gelip lisan bilen yüzbaşıya diyorlar ki: “Kumandanım, bunlara
taze ekmek verdik, yemiyorlar. Neden yemiyorlar bir bak.”Bayılıyorum bu duyguya. Daha dün kendisine kurşun atan
insanlara taze ekmeği veriyor, kendisi bayat ekmek yiyor. Bu nasıl bir duygu
derinliği?
Yüzbaşı soruyor;
‘oğlum niye böyle yaptınız?’ Hepsinin verdiği cevap aynı. Kumandanım,
‘biz köylük yerden geldik. Köy çocuklarıyız. Bayat ekmek yemeğe alışkınız.
Velâkin bu herifler muhallebi çocukları, bayat ekmek yemeğe alışmamışlar. Madem
besliyoruz, taze ekmeği verelim de adam gibi karınlarını doyursunlar dedik.’
Açıklama bu. Bu savaş ortamında yazılmış bir sevgi destanıdır. Kumandan bunu tercüme
ediyor ve ekmek temizdir, afiyetle yiyin diyor ama düşman subayları yine
yemiyorlar. Sevgisiz bir medeniyetin insanları oldukları için bunu
anlayamıyorlar. En sonunda askerler ekmeklerin ucundan birer parça yiyince
yemeğe razı oluyorlar. Aslında bu milletin ruhu hala budur. Bu ölmedi ama bunu
geliştirmemiz sağlamlaştırmamız lazım.
Ekmek deyince başka bir destan aklıma geldi. Sadece bu anlatacağım hakikat
yüreklere hâkim olsa biz bu ülkede kardeş oluruz, başka bir şey olmaz.
Mehmetçiğin bacağı bir top mermisinin şarapnel parçasıyla parçalanmış. Oluk
gibi kan akıyor. Bir sedyeye koyup bir kenara taşıyorlar. Askeri doktor
bakıyor, ‘oğlum buna yapacağımız bir şey yok. Elimizde sınırlı imkânlar var.
Bir şey yapamayız.’ diyor. Diğer askerlere ‘şöyle bir serin ağacın altına
götürün de son anında kendisine bir teselli verin’ diyor. Askerler ne teselli
versinler. Bütün maddi şeyler bitmiş. Şöyle diyorlar; “Mustafa Çavuş ne mutlu
sana. Bak şehit oluyorsun. Şehitlerin duası makbul olur. Bize de dua et! Biz de
şehit olalım!” Bu imanla söylenir. İmansız söylenecek söz müdür bu? Şimdi bu
sözün içinden imanı aldık, emaneten bir kenara koyduk. Hadi tercüme edin. Ne
kadar sevimsiz, ne kadar anlamsız oluyor. ‘Mustafa Çavuş ölüyorsun. Öyle bir
dilekte bulun da biz de ölelim.’ İmanı aldın mı hiçbir değeri kalmıyor. Onlar
böyle konuşurken, içlerinden biri bakıyor, sargı yerine yeni ekmekler gelmiş.
Koşuyor hemen bir ekmek alıp geliyor. O kanlı elbiseleriyle sedyede yatan
Mustafa Çavuş’a bir dilim uzatıyor. ‘Mustafa Çavuş! Bak taze ekmek geldi. Bir
dilim ye!’ Ölmek üzere olan insana ekmek verilir mi ama yapacak başka bir şey
de yok. Bir dilim uzatıyor. Mustafa Çavuş alıyor, ağzına getiriyor öyle
duruyor. O kahraman ki, kaç zamandır belki hiç ekmek yememiş. ‘Al kardaş, yemeyeceğim’
diyor. Israr ediyorlar konuşmuyor. O kahramanlar ki çok ısrar etmeden de
konuşmazlar. Israr üzerine şu muhteşem açıklamayı yapıyor.
“Gördüğünüz gibi ben ölmek üzere olan birisiyim. Ekmeği ben yersem, ekmeğin
bana vereceği kuvvet benimle beraber boşa gider. İsraf olur. Sen bunu sağlam
bir askere ver de, ona kuvvet olsun. Düşmanla iyi çarpışsın!”
Şimdi biz bu yüreğin neresindeyiz bile demeye cesaret edemiyorum. Bu nasıl bir
duygu. Son bir lokma ekmeği yemeye kendisinde hak görmeyen bir kahraman. Ama 93
sene sonra bu ülkenin değerleriyle oynamak isteyen insanlar ortaya çıktı.
İşte bu birçok alanda Çanakkale ruhunu kaybettiğimizin delilidir. O ruh varken
öyleydik, o ruh yokken böyleyiz.
Fethullah Gülen Hoca
Efendinin Millet Ruhu Şiiri benim hislerimin de bir tercümanıdır dinlemek
isterseniz buyrun
efendim

( evet evet biliyorum hakemler sayesinde kazandık:DDDDDD )
Son Yorumlar
- Şule Birer - vay yaralı ceylanım senden başkasına gönül vermem şekli yani :D
- Tahire - Aşkta ne zaman ne mekan kavramı vardır heleki dengesi hiç yoktur :) Aşk kaybolmaktır..Benliğini unutmaktır..Vazgeçilmezim diyebildiğindir..İmkansızları imkanlı hale getirten güçtür..Onsuz nefesinin kesilmesidir.. Daha çok şey yazılabilir…
- erina.elia ? - :D ilginç tarifler ve yorumlar gelmiş. kardeşçim bende kendi fikrimi söyleyeyim. aşk Leyla ile Mecnun efsanelerinde kalan bir kavram kanımca. efsane, mitos kıvamında kokuyor. platoniği var mı dersen bence var. o da malum Mecnunun hayalinde…
- Şule Birer - sen naaptın hocam ağlıyasım geldi :)
- Şule Birer - -.- farkındayım bacım
- Gafoloji - tek kelimeyle muhteşem teşekkürler.
- Guher - önce çiçekleri böcekleri seviyor insan,ağaçları,denizi,gökyüzünü.sonra renklerin güzelliğine hayran oluyor içten gelen bir tefekkürle.Allahım sonsuz hamdler olsun verdiklerine,yarattıklarına.. sonra Allah'a olan aşkını anımsıyor…
- Ayşe Gülden - Bayanlarda yine en yaşlı sensin Şule bacım :D
- Şule Birer - bide aramakla bulunmaz,bulunca da elde durmaz böyle lanet bişi.. -.-
- Şule Birer - heyyyoooo yazamakın en yaşlısı artık çoşkun erdoğan :D kurtardın beni saolasın :D
